Öylece sırasını bekliyor okunmak için bir kitap. Yaşanmak için bir hayat. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alıyorum. Kuş sesleri kulaklarımda. Seni seviyorum diyorum kalbime eğilip ve O’nu da. 
Yeryüzünde bir ağaç ağlıyorsa kalbiniz acır.Çünkü ağaç demek kuş sesi demektir.Kuşlar ağaçların bol olduğu yerlerde yaşamayı severler.Ağaç demek çiçek demektir.Her ormanda binbir çeşit çiçek görürüz.Ağaç, nefes almaya devam etmek, yaşamak demektir.Yaşamak için ağaçları yaşatalım! Çünkü ağaçlar, çiçekler ve kuşlar, betonları elbet yenecekler!
Bir süre sonra, iyimser sözlerin, insana bir parça olsun nefes aldıran genişliği de iyiden iyiye daralmaya başladı. Babamın uzun ve uykusuz gecelerini bir parça olsun aydınlatan umut cümleleri, hüzünlü bir veda ile evimizi terk edip gittiler.
G : “Oni yalniz mi göndereysun?”
K : "Yalnız tatile gitmesinin ne mahsuru var?”
G : “Kız tarafunda bir sorun yok, tüm sorun sendedur.”
K : “Ne diyorsun lan sen yine?”
G : “Ne işler çevirduğuni merak edeyim. Sen bu kuş olmayinca nefes bile almayi unutaysun. Şimdi kalkmış oni tatile göndereysun, hem de yalniz. De bakayim bağa, ne geçiyor o kafanda?”
Geçtiğimiz kırk gün, sorana sormayana seni anlattım. Dilimde gül bitti adını andıkça; kelimeler ağzımdan kuş olup uçtu, sustuğumda kanat çırptılar ağzımın içinde, tutamadım; ilk aralıktan uçtular, seni anlattılar. Bunun karşılığında, geçtiğimiz kırk gün, her gün bana aynı yalanı söylediler. Dediler ki sevdiğin ölünce kalbinde kırk mum yanar, her gün biri söner. Kırkıncı gün hepsi söner, biri bekler. O tek mum ebediyen yanar, acını o tek mum tutar. Ben buna inandım. Hayalimde otuz dokuz mum söndürdüm her gece üfleyerek, içimdeki cılız nefeslerle. Göğsümdeki sızı hafifler, kalbim tekrar toplanır, ciğerime derin bir nefes girer diye kırk gün bekledim. Geçtiğimiz kırk gün, bugünü bekledim. Sabah uyandım, kendimi yokladım. Öğlen tekrar baktım. Kırkıncı ikindiyi beklerken kırkikindi yağmurları boşandı gözlerimden. Gecesini bekledim ve de gece yarısını. Hiçbir şey olmadı. Yalanınız batsın dedim. İçimde tek bir mum kalacaktı hani; peki ne, bu yürekteki bin dönümlük orman yangını?