Varoluşsal Yalnızlığımız;
Puan vermedi·128 syf.·
2026 32. kitabı
Kitaba başlamam sıkıntılı bir döneme rastlayınca bitirmesi de hayli vakit aldı. Duygusal ve ruhsal anlamda sakin, huzurlu dönemlerde daha rahat okunabilecek bir kitap olduğunu düşünmem de bu yüzden sanıyorum. Aksi halde kitap derinlere sürüklenmeye sebep olabilecek kadar buhran barındırıyor. Tarık Tufan kitaplarında çokça gördüğüm bu depresif durum, bu kitapta da fazlasıyla hissediliyor. Bu yüzden incelemeyi kitabı bitirdikten bir süre sonra, hazmedip, normale döndüğümde yazmaya karar verdim. Çaresizlik... Okurken hissettiğim en derin duygu bu oldu sanıyorum. Önce mücadeleyi, ardından başaramadığına teslimiyeti, olana ve bitene rızayı, kabullenişin en diri halini kalemine usulca yansıtmış yazar. Sakin bir hali var anlatıcının. Melankolik ancak sakin. Zor bir hayatın acısını, sancısını önce alelade ve tabulaştırılmış nesnelerden almaya kalkışsa da asıl zararı kendine, bedenine ve ruhuna yüklediğini anlıyoruz ilerledikçe. Tüm hassas ruhlar gibi, yakamayınca yanıyor anlatıcı. Babasına yanıyor önce, annesine en çok; sevdiğine sonra ve kardeşine. Kuşlara, hayata, yaşamın üzerine örtülen ölüme yanıyor... "İnsan çokça hayat ve bir de ölümdür..." cümlesiyle de bu durum örtüşüyor. Defalarca okuduğum bu satırlar bana "ne yaparsan yap, bir ölüm tüm hayata bedeldir. Ölüm en büyük gerçek" dedirtti. İnsanın en büyük yükü kendisi, anlatıcının da öyle aslında. En büyük yükü hassas kalbi, merhameti ve eksiklikleri; kapatıldığını düşündüğü kafesi yükü, yaraları, vazgeçmesi, önce meziyetlerinden, aklından; belki sonra sevdiklerinden, çareden çaresizliğe sığınmayı seçmesi...İnsanın en büyük yükü; kendisi... Yoruldum. Zaten yorgun bir dönemde okuduğum bu kitapla bedenim ve ruhumu ayrı tutarak, tekrar tekrar yoruldum. Kitabın yarısından sonra başlayan, diğer kişilerin
Ve Sen Kuş Olur GidersinTarık Tufan · Doğan Kitap Yayınları · 202011,6bin okunma
Khaled Hosseini - Bin Muhteşem Güneş
Puan vermedi·430 syf.··
2026 6. kitabı
Meryem, Celil ve Nana'nın kızıdır. Celil zengin ve güçlü bir adamdır. Nana onun hizmetçisiyken ondan hamile kalır. Adamın başka üç meşru karısı ve dokuz çocuğu vardır. Nana, kızına "Haramî" deyip sürekli acımasızca eleştirir ve dışlar ama kızını haftada bir gün gören Celil ona güzel davranır. Nana hamile kalmış ve evden uzaklaştırılmıştır, kendisi için mücadele etmemesi sebebiyle Celil'e kızgındır. Nana daha sonra başkasıyla evlenecek olur ancak yazarın "cin girmesi" diyerek ironize ettiği epilepsi krizleri geçirir. Molla Feyzullah isimli çok sevdiği yaşlı bir Kur'an hocası vardır. Sonrasında darbe olur ve şah devrilir. Bir gün Meryem Celil'in Herat'taki evine gider ve oradakilere onun kızı olduğunu söyler. Celil kapıya çıkmaz, Celil'in şoförü Meryem'e kendisini eve götürmeyi teklif etse de reddeder ve beklemeye devam eder. Geceyi orada geçirir, eve de girmeye çalışır ancak beceremez. Annesi hep oraya giderse aşağılanacağını söylemiş ancak Meryem dinlememiştir, burada gururu kırılır. Döndüğünde ise Nana'nın kendini astığını görür. Sonra alınmadığı eve Celil'in yanına normal bir şekilde alınır ancak tabi ki kızın bütün hayatı alt üst olmuştur. Burada mutsuz bir hayat sürerken üvey anneleri 15 yaşındaki kızın bir talibi olduğunu söylerler. Meryem diretse de nikahını kıyarlar. Kocasının adı Raşit'tir ve uzun, göbekli, sigara içen, pis kokan bir adamdır. Meryem ayrılırken babasına çok sitem eder ve bir daha seni görmek istemiyorum der. İlk başta kıza cinsellik açısından zaman veren Raşit bir hafta sonra aklına geldikçe karnına kramplar giren kıza artık zamanının geldiğini söyler. Raşit dinci bir adamdır ve kadının bir ters bakışının bile problem olduğunu, başı açık kadınların kocalarının adam olmadığını düşünmektedir. Ona giymesi için bir burka verir ve giyince önünü
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
Reklam
BİR GARİP ŞİİRLERİ
Puan vermedi
Yusuf Doğan’ın Bir Garip Şiirleri adlı eseri; modern insanın yalnızlığını, yoksulluğunu, aşkını, kırgınlığını ve toplumsal çelişkilerini sade ama yoğun bir dille anlatan güçlü bir şiir kitabı olarak dikkat çekiyor. Kitap, adını doğrudan Orhan Veli’nin öncülüğünü yaptığı “Garip” anlayışından alıyor ve bu damarı günümüz gerçekliğiyle yeniden yorumlamaya çalışıyor. Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, şiirlerin “yüksek sanat” iddiasından çok “insanı anlatma” çabası taşıması. Yusuf Doğan önsözde açıkça, yeni bir edebiyat anlayışı kurma arzusundan söz ediyor; insanı sınıflara, ideolojilere ve ayrımlara göre değil yalnızca “insan olduğu için” değerli gören bir edebiyat anlayışı savunuyor. Şairin dili çoğunlukla yalın, doğrudan ve konuşma ritmine yakın. Bu tercih, şiirleri akademik bir kapalılıktan kurtarıp geniş okuyucu kitlesine ulaştırıyor. Özellikle “Hayri Efendi”, “Dilenci Asım Amca”, “Kapıcı Rasim Efendi” ve “Bakkal Hüseyin” gibi şiirlerde toplumun görünmeyen insanları merkeze alınmış. Bu karakterler yalnızca birey değil; yoksulluğun, emek sömürüsünün, yalnızlığın ve toplumsal duyarsızlığın sembolü hâline geliyor. Özellikle “Dilenci Asım Amca” şiiri, ekonomik çöküşün insan onuru üzerindeki etkisini oldukça sert ve dokunaklı bir biçimde işliyor. Kitapta toplumsal gerçekçilik kadar duygusal yoğunluk da önemli bir yer tutuyor. “Onunla Yaşamak”, “Aşkın Gidişi”, “Gecede Sen”, “Gözlerin Mavisi” ve özellikle uzun soluklu “Yusuf ile Züleyha” şiiri; aşkı romantik bir duygu olmaktan çıkarıp varoluşsal bir bağlılık hâline dönüştürüyor. Özellikle “Yusuf ile Züleyha” şiirinde klasik aşk anlatılarının izleri görülse de şiir tamamen modern bir ruh hâliyle ilerliyor. Özlem, kayıp, bekleyiş ve ruhsal çöküş iç içe işlenmiş. Şair burada geleneksel lirizmi çağdaş kırılganlıkla
Bir Garip ŞiirleriYusuf Doğan · Arkhe Yayınları · 20260 okunma
Ekolojik yıkımın ortasında çürüyen bağlarda kendini bulma çabası
9/10
·256 syf.·
2026 12. kitabı
Fernanda Trías, 1976’da Montevideo, Uruguay’da doğmuş. Roman yazarı, çevirmen ve çeşitli yayınevlerinde editör/okur olarak görev yapmaktadır. 2004 yılında UNESCO'nun yazarlar için verdiği Aschberg bursunu kazanarak beş yılını Fransa'da geçirmiş. 2006'da BankBoston Vakfı Kültür Ödülü'nü, 2012'de ise New York Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık bursunu kazanmış ve o tarihten bu yana pek çok ödüle layık görülmüş. 2023 yılında, ekolojik temalı bir distopya/bilimkurgu olan "Pembe Çamur (2021)" adlı eserini yayımlamış. Yazarın dilimize yakın zamanda çevrilen bir diğer eseri ise "Çatı Katı (2021)"dır. Onu da mutlaka okumayı düşünüyorum. "Pembe Çamur" tuhaf bir felaketin vurduğu ve sakinlerinin karantinaya mahkûm edildiği bir liman kentinde; aşırı tüketimin yol açtığı atıklar ve kirlilikle kuşatılmış bir dünyanın çözülüşünü anlatan; kıyamet sonrası, tekinsiz ve şiirsel bir metin. Gıdaya ulaşmanın günlük bir mücadeleye dönüştüğü bu dünyada, hayatta kalmak için, hayvan atıklarından üretilen o pembe macunu (etibol), "pembe çamuru", mekanik ve iğrenç gıdayı tüketmek zorunludur. İlginç bir şekilde metin, intihara meyilli yaşam tarzımız üzerine bir tefekkür sunarken, felaketlerin tuhaf estetiğine karşı duyulan marazi bir büyülenmeyi de içinde barındırıyor. Öte yandan, Pembe Çamur'un karakterleri dış dünyadaki felaketten ziyade kendi içsel yıkımlarıyla, geçmişleriyle ve birbirleriyle olan kopuk bağlarıyla şekillenen bir yapıya sahip. "Anlatıcı" yani isimsiz bir kahraman romanın merkezinde yer alıyor, ismini asla öğrenemediğimiz genç bir kadın. Arafta kalmışlıkla mücadele ediyor. Şehri terk etme imkânı olmasına rağmen, geçmişine olan bağlılığı ve içsel ataleti nedeniyle ayrılamıyor. Aynı zamanda bakıcı sorumluluğu taşıyor. Mauro’ya para karşılığı bakıyor, hastanede karantinada kalan eski
Edebiyat
Pembe ÇamurFernanda Trías · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202648 okunma
10/10
·293 syf.··
2026 21. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 08:08
*Hamnet* , birçok eleştirmenin söylediği gibi yalnızca bir roman değil; yasın, annenin merkezinde duran o büyük kaybın ve insan ruhunun dayanıklılığının yeniden yazımı. İlk sayfalardan itibaren yaklaşan trajedi kendini hissettiriyor: dedenin atölyesindeki hayvan derileri, çocuğun çaresiz yardım arayışı… Her şey yavaşça sarsıcı bir sona doğru ilerliyor. Agnes, romanın kalbi . Eleştirmenler onun edebiyatta nadir görülen bir derinlikte çizildiğini söylüyor ve gerçekten de öyle. Agnes’in güzelliği fiziksel bir özellik değil; tamamen kişiliğinden, sezgilerinden, doğayla kurduğu bağdan doğuyor. Özgürlüğüne düşkün, güçlü, yırtıcı kuş metaforuyla anlatılan bir kadın. Şifacı yönü , bitkilerle kurduğu ilişki, hayvanlarla anlaşması… Hepsi O’Farrell’in ustalığıyla birleşince çok güçlü bir karakter portresi çıkıyor. Romanın dili akıcı görünse de aslında çok katmanlı bir yapısı var. Eleştirmenlerin sıkça vurguladığı gibi, O’Farrell sembolleri ve imgeleri büyük bir incelikle işliyor: deri eldivenler, kuşlar, bitkiler, beden ve ruh arasındaki görünmez bağlar… Hepsi hikâyeyi sadece anlatmıyor, derinleştiriyor. Hikâye ıssız bir evde başlıyor ve giderek genişleyerek bir tiyatro sahnesine kadar uzanıyor. Tarihsel roman gibi dursa da çağdaş bir gerçeklikle yazılmış; evlerin kokusu, dokular, ilişkilerin iç sesi o kadar canlı ki okurken her sahne zihinde tamamen canlanıyor. Hamnet ise romanda sürekli konuşulan ama nadiren görünen bir çocuk . Varoluşu, daha çok kardeşiyle bağı, hastalığı, ikizliğin yarattığı özel bağın ağırlığı ve ardında bıraktığı büyük boşlukla şekilleniyor. Yazar hem çocukluğun kırılganlığını hem de kaybın ağırlığını çok sade ama vurucu bir dille anlatıyor. Eleştirmenlerin özellikle altını çizdiği bölümlerden biri vebanın yolculuğu . O’Farrell bu bölümü öyle berrak,
1000Kitap
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,6bin okunma
KÜLLERİNDEN DOĞAN ANKA...
10/10
·130 syf.··
2026 163. kitabı
kadının, aşkın ve özgürlüğün o en saf, en hırçın ve en kutsal "isyan" manifestosudur. Furuğ, bu mısralarla İran’ın o kadim ve katı duvarlarını sadece sarsmakla kalmaz; o duvarların arasından güneşin sızacağı çatlaklar açar. Okurken hissettiğim, bir kadının kendi bedeniyle, kendi arzusuyla ve en çok da kendi varlığıyla barışırken verdiği o muazzam, o kanatıcı savaşın zaferidir. ​Edebi bir düz yazı ile bu yeniden doğuşu dile getirmem gerekirse; Bir Başka Doğuş, her kelimesiyle "yaşıyorum" diyen bir ruhun haykırışıdır. Furuğ, geleneğin kendisine biçtiği o "sessiz ve gölgede kalan kadın" rolünü elinin tersiyle iterken; aşkı tüm çıplaklığıyla, günahı tüm cazibesiyle ve yalnızlığı tüm ağırlığıyla kucaklar. Onun şiiri, kapalı kapılar ardında fısıldanan bir sır değil; sokağın ortasında, yağmurun altında, rüzgârın önünde dimdik duran bir hakikattir. "Kuş ölür, sen uçuşu hatırla" derken, aslında ölümlü olan her şeyin karşısına, o sonsuz ve özgür olan "oluş" halini koyar. ​Okurken şunu iliklerimde duydum: Furuğ’un dili, bir yandan bir annenin şefkatiyle titrerken, diğer yandan bir devrimcinin öfkesiyle gürlüyor. Onun "bir başka doğuşu", aslında bir vazgeçiştir; sahte cennetlerden, öğretilmiş doğrulardan ve başkalarının onayından vazgeçip; kendi cehenneminde kendi küllerinden doğma cesaretidir. Modern İran şiirinin o lirik ve bir o kadar da sert damarını temsil eden bu eser, bana hep şunu fısıldadı: Hayat, sadece nefes almak değil; o nefesi kendi iradenle, kendi sesinle ve kendi renginle verebilmektir. ​Nihayetinde bu kitap, benim için bir "haysiyet" abidesidir. Furuğ Ferruhzad ile beraber anladım ki: Bir insan, ancak kendi yaralarını sevdiğinde gerçekten "doğar". Kitap bittiğinde zihnimde kalan; ne o hüzünlü sonu, ne de o trajik kazadır; sadece o sönmez, o devasa ve o berrak
1000Kitap
Bir Başka DoğuşFuruğ Ferruhzad · Demavend Yayınları · 2016528 okunma
Reklam
Reklam