10/10
·724 syf.·
2026 46. kitabı
Oğuz Atay ’ın TUTUNAMAYANLAR romanı Türk Edebiyatında ilk post modern roman değildir; ilk modern romanıdır. Oğuz Atay’ın bu kitabı modern akımın roman türündeki karşılığıdır. Oysaki Türk edebiyatına modern akım, öykü ile girmiştir ve aslında çok uzun zamandır vardır. Bu bağlamda öyküde Modernist akım ellili yıllarda ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Modern Türk romanı açısından önemli bir kırılma noktası kabul edilir. Biçimsel cesareti, ironisi ve yabancılaşma temasını işlemesi nedeniyle çok sevilir. Ancak birçok okur için gereğinden fazla dağınık, zorlayıcı ve kendine hayran bir metin gibi görünür. Sevenleri onu başyapıt olarak görürken, sevmeyenleri romanın çevresindeki kültü daha büyük bulur. Bilinç Akışı Yöntemi Bilinç akışı yöntemi, oluşturulan roman kahramanın zihninden geçenleri, zihninden geçtiği gibi romana aktarma çabasıdır. Modern romanların zor anlaşılmasını sağlayan en önemli unsurdur. Şöyle açıklayalım: Realist bir romanda kahramanın saatlerce düşüncelere daldığını ve saatlerce aynı düşünce etrafında düşünce ürettiğini okuruz. Ancak Modernist roman kahramanı öyle saatlerce aynı konu üzerinde fikir üretemez. Çünkü bilinçten akan şey, o karmaşa, sapmalar olduğu gibi yansıtılır. Buna bilinç akışı denir. Ama Modernistler, sadece bilinç akışı yöntemini kullanmazlar. Modernistler bir konuya odaklanmış iç konuşma, iç monolog tekniği denilen bir konuşma aktarımını gerçekleştirirler ki bunu da ilk kez onlar ortaya çıkarmıştır. Bunlara iç diyalog yöntemi denilebilir. Mesela bazen kendi içimizde muhayyel bir kişiyle konuşuruz, kavga ederiz, kendi kendimize sorular sorarız ki iç monolog da tam olarak budur. Modernist yazarlar, zihinden geçenlerin dolaysız aktarımı konusunda oldukça önemli yenilikler gerçekleştirirler. Modernist yazarlar için insanın fiziksel
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
Kendimizle Oynadığımız Oyunlar
Puan vermedi·248 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 12:47
Üstün Dökmen'in Ladesçi adlı eseri, günlük yaşamın içinde fark etmeden sürdürdüğümüz alışkanlıkları, ilişkileri ve davranış kalıplarını sade ama düşündürücü bir dille ele alıyor. Kitapta "lades" oyunu yalnızca bir çocukluk hatırası değil; insanların hayatları boyunca birbirlerine ve kendilerine kurdukları görünmez tuzakların bir metaforu olarak kullanılıyor. Dökmen, psikoloji alanındaki bilgi ve deneyimini akademik bir dil yerine herkesin anlayabileceği örneklerle aktarıyor. Bu yönüyle kitap hem akıcı hem de okuyucuyu kendi yaşamını sorgulamaya yönelten bir yapıya sahip. Özellikle insan ilişkileri, iletişim hataları ve farkındalık üzerine yapılan tespitler, okurken sık sık durup düşünme ihtiyacı hissettiriyor. Ladesçi, olay örgüsünden çok verdiği mesajlarla öne çıkan bir eser. Kişisel gelişim ile edebiyat arasında bir yerde duran kitap, okuyucuya hazır reçeteler sunmak yerine kendi cevaplarını bulması için alan açıyor. Üstün Dökmen'in samimi anlatımı sayesinde ağırlaşmadan ilerleyen eser, kendini ve çevresini daha iyi anlamak isteyenler için keyifli bir okuma deneyimi sunuyor. Sonuç olarak Ladesçi, günlük hayatın koşuşturması içinde gözden kaçan ayrıntıları fark etmeye davet eden, düşündüren ve zaman zaman gülümseten bir kitap. Okuyucuya yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda kendine dönüp bakabileceği bir ayna sunuyor. Ladesçi Üstün Dökmen
1000Kitap
LadesçiÜstün Dökmen · Sistem Yayınları · 20061,827 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Başka bir evrende...
10/10
·816 syf.··
2026 91. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 17:34
Başka bir evrende, en güzel halinle... Yaktın beni Jake, ya da George, veya Jimla artık her kimsen... İnsan çoğunluğun iyiliği için nelerden vazgeçebilir, kendi mutluluğumuzu feda etmek çoğunluğun iyiliği için mantıklı evet ama o duruma düşmeden buna sadece mantık çerçevesinden bakabilir miyiz? O duruma düştüğümüzde acaba ne hissederiz? Üzerine düşünülmesi gereken şey bir trenin geçeceği iki raydan birinde tek kişi, diğerinde 5 kişi varsa mantıklı olarak tek kişinin olduğu yöne treni yönlendirmemizdir belki, ama o tek kişi ya hayatımızın aşkıysa, ya bizzat kendimizsek? Başlarda kafası karışık ve amatör bir bilim kurgu yazarının konuya nasıl başlayacağını bilemediğini hissettim ne yalan söyleyeyim, senden şüphe ettiğim için üzgünüm King. 12 Kızgın adam, ki kendisini gelmiş geçmiş en iyi film olarak görürüm ve yine "O" kitabından alınan enstantanelerle beni tavlamayı başardı... Sevdiğim şeylerden bahsedilince çabuk tav oluyorum maalesef. Giriş kısmındaki "benim gözyaşım yok, hiç ağlamam" temalı paragraflar beni bu kitabın sonuna hazırlamıştı aslında ama yine de... Eh, engel olamadım kendime diyelim. Bile bile lades. Duygusuz görünmeye çalışmanın da bir yük oluşunu çok güzel ifade etmişti Jake, ve haklıydı. Başlarda hiç aksiyon olmasa da baş karakter ve yan karakterler öylesine güzel işlenmiş ve tadında bir geçmişle taçlandırılmıştı ki her birine bağlanmak kaçınılmazdı, böyle kitapları elinizden düşürmek zor. Geçmişteki yankılar, iç içe geçen isim ve soy isimler, yer isimleri vb. bir noktada beni bile korkunç şüphelere düşürdü, acaba o onun kızı mı, o onun akrabası mı gibisinden. Ama sonlara geldikçe "okay okay, benim açımdan bütün parçalar yerine oturdu sizler devam edebilirsiniz" oldum biraz. Irk çatışmaları ve o dönemsel durum kurguya öyle güzel yedirilmişti
1000Kitap
22/11/63Stephen King · Altın Kitaplar · 20214,182 okunma
10/10
·574 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 21:13
Sonunu bile bile lades gibiydi bu kitabı okumak. Ben ilk önce filmini keşfedenlerdenim. Ama filmler ne kadar güzel olsa da kitaplar, kelimler.. onların güzelliği ve dataylılığı başka hiç bir şeyde bulunmaz. Kitaba başlarken ağlayacağımı biliyordum ama son yirmi sayfasını hüngür şakır, gözümdeki yaşlardan bulanık bir şekilde okuyacağımı tahmin etmemiştim. Kitabın en sevdiğim yanı Ölüm’ün olacak bütün olumsuzlukları en başından ve ara ara hatırlatması oldu. Bir nevi seni o iç acıtan sona hazırlıyormuş gibiydi. Ama ne kadar hazırlarsa hazırlasın son elli sayfa gülle gibi çarpıyor. Ve o hatırlatmalar daha da kötü kılıyor, biliyorsun neler olacağını ama bile bile lades yapıyorsun. Bu masal gibi hikâyeyi okumadan geçmeyin. Kitap Hırsızı Markus Zusak
Edebiyat
Kitap HırsızıMarkus Zusak · Martı Yayınları · 202114,5bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 31. kitabı
Safiye Ayla...Türk müziğine bir dönem damga vurmuş, Atatürk'e şarkı söylemiş, İnönü'nun pijamalarını giyerek odasında uyumuş, Peygamber soyundan gelen Şerif Muhittin ile evlenmiş, eşini kaybettikten sonra döndüğü sahne hayatı ve giydiği iddialı kıyafetleri ile adından söz ettirmiş güçlü ve inatçı bir kadın. Sadece bu mu? Eşini kaybettikten sonra sadece mektup arkadaşlığından, ev arkadaşlığına kadar süren, kendi yaşının yarısı kadar küçük, genç ve yakışıklı bir komando ile yaşadığı aşk ile o döneme damga vurmuş. Tüm dedikodulara ve eleştirilere göz yumup, aşkına sahip çıkmış ama yeri geldiğinde de hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan silip geçmiş bir özgüvene sahip bir kadın. Kitap Safiye Ayla'nın komando aşkı ile yaşadıklarına odaklanıyor. Tanışmaları, ilişkilerinin boyut değiştirmesi, aşka tutulmaları, kimseyi bu aşka inandıramamaları..Salt aşk üstünden de ilerlemiyor hikaye. Safiye Ayla'nın o dönem yaşadığı yalnızlık, şöhret kaybı gibi konular hakkında da bilgiler veriliyor. Hikaye kronolojik ve aynı zamanda da detaylı bir araştırma sonucu yazılmış. Kitabın sonunda çok güzel bir de albüm var ki, o resimlere bakınca da anlatılanlar gözünüzde resmen canlanıyor. Bile bile lades mi dersiniz, aşkın gözü kördür mü bilmem ama Safiye sanki sonunu da tahmin ederek bir ilişkiye başlıyor. Bu denli asi oluşu da aslında ne kadar cesur bir kadın olduğunu gösteriyor. Aşkın insanı nasıl evrilttiğini de, gücün, paranın, şöhretin de önünde eğildiğini görüyorsunuz. Okurken hem bir dönemi yeniden yaşadım hem de bilmediğim detayları öğrendim. Sadece ilişkilerinin cinsellik boyutu biraz da az anlatılabilirdi diye düşündüm. Bunun da Safiye'nin yaşadığı boşluk ve daha önceki evliliği ile ilişkili üzerine basa basa anlatıldığını düşünüyorum. Bu tarz tarihi biyografi kitaplara ilgi
1000k
Lütfen AlkışlamayınSerdar Soydan · Doğan Kitap · 20268 okunma
Mezarlıkta Senfoni
10/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 01:43
Mezarlıkta Senfoni Merhaba hissedenler, bugün size birbirine bağlı iki kalpten bahsedeceğim. Hissediyorsun ama dokunamıyorsun. Tam da böyle bir his, böyle bir iz bırakıyor bize. Her şey bir radyoya bağlanmak ile başlıyor. Normalde DJ konuşmalarını sevmeyen, dinlemeye bile tahammülü olmayan kızımız Eda, nedense Göktuğ'un sesine gülümsüyor. Göktuğ, "Şiir ya da şarkı, ne söyleyeceksiniz bize?" diye soruyor. Sizce kızımız hangisini okumuştur? Kızımız başta sesten etkilense de normal hayatına devam ediyor. Şimdi soracaksınız: Peki ya oğlumuz? Ah Göktuğ, normal hayatına devam edemiyor. Neden mi? Tabii ki de Eda'nın sesini unutamadığı için... Evet, size bir aşk romanı ile geldim. Kitabın hızlı bir girizgâhı var, karakterlerin de öyle olduğunu düşünüyorum. Bu sanki ilk görüşte aşk gibi, e tabii bizimkilerin sadece bir sesten ibaret oluyor. Sizce çiftimiz o radyodan sonra tekrar konuşmuşlar mıdır? Buluşmuşlar mıdır? Romanda Göktuğ'a birçok kez kırıldım ama his öyle bir şey ki, bir insanı görmeden nasıl hissedebilirsin ki? Sadece sesini duyduğu için mi? Yanlış insan ve doğru insan kavramlarını yazarımız kitapta çok güzel işlemiş: ''Birine körü körüne bağlanmak yanlış sevgidir.'' Ne güzel söylemiş yazarımız. Yanlış sevgi ve doğru insan, bunu anlamak çok önemli. Yanlış olduğunu bildiği hâlde bile bile sevebilir mi bir insan? Sevebiliyormuş, ne kadar yanlış olursa olsun. Kalbine işliyormuş, mıh gibi orada duruyor. Sevgi hiç azalmıyor, hep artıyor. Hani birine ihtiyaç duyarsınız ya ama o sizin yanınızda olamaz, olmaz. İşte bunu iliklerime kadar hissettiğim bir kitaptı. His, Eda'nın duygularını, hislerini, şiirlerini o kadar anladım, hissettim ki... Ama yazarımız başta demiş, bizi uyarmış Göktuğ, nedenini tam bilemesem de, anlayamasam da sende de bir şey vardı. Ne olduğunu
Mezarlıkta SenfoniSeda Özlem Başpınar · Dls Yayınları · 202425 okunma