İhtiyar Albert'in söylediği tek bir şeyi biliyorum," dedi Maggie. çünkü bizim müdürün ağzından düşmez. Ama güzel bir söz. Özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutku derecesinde bir merakım var. Hep hoşuma gitmiştir bu laf. Tutku derecesinde merak"
Onlar on sekiz yaşındaki bizleri yetişkinler dünyasına; çalışma, vazife, kültür, ilerleme dünyasına; geleceğin dünyasına ileten yol göstericiler olmalıydılar. Biz zaman zaman, onları alaya aldık, onlara ufak tefek oyunlar oynadık, ama temelde inanıyorduk onlara. Daha geniş bir anlayış, daha insanca bir bilgi, düşüncelerimizde, temsilcileri oldukları otorite kavramıyla birleşiyordu. Şu var ki, gördüğümüz ilk ölü, bizdeki bu inancı paramparça etti. Yaşımızın onların yaşından daha saygıdeğer bir yaş olduğunu anladık; onlar bizden sadece laf ebeliğinde, becerikli oluşta üstündüler. İlk yaylım ateş, bize onların yanlışını gösterdi; onların bize öğrettikleri dünya görüşü, bu bombardıman karşısında yıkılıverdi.
Kayınvalideyle yaşanan sınır meselesinde gelin ya da damat, kendi iletişim dilini ve mesafesini bizzat kurmalıdır. Burada eşten beklemeniz gereken şey ailesiyle savaşması değil, yanınızdayken yapılan haksızlığa veya saygısızlığa sessiz kalmamasıdır.
Örneğin, kayınvalide kırıcı bir laf ettiğinde eşiniz o anda devreye girip sakin bir tonla, “Anne, lütfen böyle söyleme. Bu bizim özel hayatımız, müdahale edilmesini istemiyorum" diyebilmelidir. Bu cümle, sakin ve net olmalıdır. Zamanı da önemlidir: Üçü bir aradayken, olayın yaşandığı anda söylenirse daha etkili olur.
"Benden laf çıkmaz. Hani bak, piç kurusu Ali'yi söyledim mi?"
Ali'nin ismini duyduğum gibi kulaklarım alev aldı, cayır cayır yanmaya başladı. Ali ilkokuldan sonra aklıma bile gelmemişti. Fatih abinin nereden aklına gelmişti ki durduk yere? İç çekecek garsonun önüme servis ettigi dürüme baktım, iştahım beni hızla terk ediyordu. "
"O da nereden çıktı şimdi?"
"Hiç. Aklıma geldi.Ee, șimdilerde kızların sevgilisi çapkın Ali neler yapıyor?"
Telașla atıldım. "Nereden bilebilirim ki ben neler yaptığını?"
Bõyle panikleyince yalan söylediğimi düşünmezdi inşallah.
"O zamandan beri hiç görmedin mi?
" İlkokul mezuniyetinden sonra hiç görmedim. Ortaokulda başka okula gitti."
Fatih abi, "Vah vah. Üzülmüşsündür," dedi, benim adıma duyduğu abartılı ama sahte bir hüzünle.
"Ne üzüleceğim? Yıllardır aklıma bile gelmedi. İlkokul aşkı işte..."
Hay dilimi de eșek arısı soksun! Aşk ne? Aşk neeee???!!!!
"İlkokul aşkı, ha?" diye sordu.
"Așk dedimse... Çocuksu bir şey işte. Oyun arkadaşımdı."
Sonra Ezgi'nin oyun arkadaşı olmuștu. Ondan sonra da Gamze`nin. Pis Ali.
Hop, aşka düştük yine.
Genelde akşam konuşuyorlar. Gün boyu mesajlaşma. Hep birbirlerinden haberdar ama hep saygılı birbirlerinin yaşamına. "Sen işin bitince haber verirsin aşkım," filan. Hani ben senin sevgilinim, istediğim zaman ararım filan yok. Her aramada, "Müsait misin aşkım?" diye sorar Leyla mesela. İlk laf budur...
Yok, yine illa bir müsaade ile giriliyor konuşmaya.
Enteresan geliyor.