Ne diye sürekli benim asabımı bozuyosunuz lan!
Alıntı
Kolumdaki saat de konuşmaya başladı bir süre sonra, çı­karıp attım. Her gittiğim yere saat koymuşlar Muazzez, ala­yı konuşuyor, tekmili birden senden haberdar. Depresyonum kolumu dürtüyor bir yere gittiğimizde, bak saat var orada di­yor, bir bakıyorum pis bakışlı, sıntan bir yelkovan seninle il­gili atıp tutuyor Muazzez. Unut, unut, unut, unut diye nasi­hat vereni var, yazık, yazık, yazık, yazık diye acıyanı, ağla, ağla, ağla, ağla diye dürteni, yalnız, yalnız, yalnız diye dal­ga geçeni, geçer geçer geçer diye teselli edeni bile var Muaz­zez. Çete olmuş bunlar, yelkovan çetesi. Terk edilmiş insanların geçtiği yerlere pusu kurup dalga geçiyorlar Muazzez, Allah belalarını vere... Yelkovanların kâbusundan kurtulamadım Muazzez. Rüyalarında tik tak tik tak attılar, uyandığımda anamı ağlattılar. Otobüse biniyorum, otobüsteki herkesin saati konuşmaya başlıyor. Muazzez diye atan onlarca saat, gel de derdini “Ne bakıyon lan? diyen otobüs ahalisine anlat. Depresyonunu­zun üstüne gidin, sözünü okudum bir yerde Muazzez, kalk­tım gittim. Saatçiler çarşısında tur attım. Bütün yelkovanlar esnaf olmuş, kapıda dikilmiş sanki, buyurun Muazzez içeride diyor, buyur ediyor beni dükkâna. Bütün saat dükkânlarında seni aradım Muazzez, ne alaka bilmiyorum ama saatçiler çarşısında kahrımdan ölüyorum. Sonunda yığılıp kaldım çar­şının ortasında. Ambulans çağırmışlar Muazzez, Allah seni inandırsın, ambulansın sireni bile hani, hani, hani diye se­ni sordu bana. Soluğu psikolog koltuğunda aldım nihayetinde. Oraya da koymuşlar Muazzez. Psikologun saati şişmiş dert dinlemek­ten, yetti, yetti, yetti diye geziyor yelkovanı. Şikâyetiniz ne­dir, diye sordu adam. Şimdi ben Muazzez, tanımadığım ada­ma seni mi şikâyet edeyim? Saatler dedim, konuşuyor. Ne di­yor diye sordu, anlattım ben de. Gördüğüm bütün
Sayfa 196
Reklam
Kim? Lan, erkek adam ağlar mı be..
İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Zülfikar: onların namusundan da ben mes’ulüm Özcan: hastir lan bok. canın isterse.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Odadaki önemli bir gelişme, minibar. İçecek herşey var. Bir de resepsiyon kaç numara, oda servis kim, kaça basınca telefon infilak ediyor, bu kez belirlenmiş, telefonun yanına arkadaş edilmiş bir dosya kağıdı marifetiyle. Lavaboya gittim, ellerimi yıkadım, musluğun tıkacı kapalı, su akıp gidemiyor, leğen gibi birikiyor lavaboda. Tıkacı açması gereken kol, tıkaca karşı iktidarsız, açamıyor. Bu tatsız bir durum. Birkaç el yıkama sonunda dolacak leğen-vabo. - Ne lan bu? diyecek durumum yok, kendi dairemdeyim, musluğu söküp halletmem gerek. Bu tamamen benim kişisel bir sorunum, fakat üstümde ingiliz anahtarı yok.
Ah! Lan resmen seçim güvenliğim yok... Özgür irademe ipotek konuluyor...
İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
Reklam