"Kazananların" konuşmalarını ve hilelerini gü­lünçlüğe vardıran sorun buradadır: Ne yağmura ne de tekrara karşı galip gelinir. Lanet ile Bela Tarr ev­renine giren romancı Laszlo Krasznahorkai'nin ya­rattığı Karrer de yaratıcısı gibi Schopenhauercıdır.
Lanet'i açan bu plan-sekans, Bela Tarr üslubunun imzası gibidir: bir yöne doğru bir hareket ve ters yöne giden kamera; bir manzara ve bizi ona bakan karaktere doğru götüren yavaş yer değiştirme; arka­dan görülen bir karakter olduğu sonradan anlaşılan bulanık bir kara kütle. Pencere ardındaki adam, Bela Tarr'ın filmlerinde farklı biçimlerde birkaç kez daha ortaya çıkacaktır. Bu, Şeytan Tangosun'unun başında ve sonunda, komşulan gözetlemekle meşgulken gör­düğümüz doktordur. Bu, Londra'dan Gelen Adam'ın başında, makasçı kulübesinin camlarından, geminin güvertesinden fırlatılan valizi ve bir suç ortağının öldürülüşünü gören Maloin'dır. Torino Atı'nın sonun­ da, önce bulamk olan, kameranın geri çekilmesiyle, bir tarafında rüzgârlı tepelerde tek başına yükselen çıplak ağacı, diğer tarafında ise bu hüzünlü manza­radan ve üzerine sanki bir mezar taşı gibi kapanmış ahır kapısının ardındaki bitkin attan artık hiçbir bek­lentisi olmadan taburesinde oturan takatsiz adamı yavaş yavaş fark ettiğimiz bir pencere camı vardır.
Haftanın tüm günlerinde olduğu gibi çalar saatine lanet okudu.
Alıntı
YARALARDAN ÖLDÜ
Onun ıslak, beyaz yüzü ve perişan gözleri Hemşireleri başına topladı, inlemelerden ve iç çekişlerden ziyade: Ama boğuk, kısık ve hızlıca yükselip alçalıyordu O huzursuz sesi: Görevini iyi yapıyordu. Koğuş karardı; ama o hâlâ sızlanıyordu, Ve "Dickie"yi çağırıyordu. "Lanet olasıca Orman! Gitme vakti geldi; ey İsa, neye yarar ki? — Asla alamayacağız orayı; ve hep yağmur yağıyor." Nerede olduğunu merak ettim; sonra bağırdığını duydum, "Cehennem gibi keskin nişancı ateşi var! O Dickie, dışarı çıkma"... Uyuyakalmışım... ertesi sabah ölmüştü; Ve o Hafif Yara, yatağında uzanmış gülümsüyordu.
Artçı Birlik
(Hindenburg Hattı, Nisan 1917.) ​Tünel boyunca el yordamıyla ilerleyerek, adım adım, Meraklı fenerini yama gibi duran bir parıltıyla kırpıştırdı Bir yandan bir yana, ve o tekinsiz havayı kokladı. Tenekeler, kutular, şişeler, ayırt edilemeyecek kadar belirsiz karaltılar, Parçalanmış bir ayna, bir yataktan kalma şilte; Ve o, elli fit aşağısında araştırıyordu Yukarıdaki savaşın pembe kasvetini. Ayağı takılınca duvara tutundu; birinin yattığını gördü Ayaklarının dibinde iki büklüm, bir kilimle yarı yarıya örtülmüş, Ve uyuyanın kolunu çekiştirmek için eğildi. "Karargâhı arıyorum." Yanıt yok. "Lanet olasıca herif!" (Günlerdir uyumamıştı,) "Kalk da kılavuzluk et bana bu kokmuş yerde." Vahşice, tekmeledi o yumuşak, yanıt vermeyen yığını, Ve ışığını o morarmış yüze doğru tuttu Dehşet içinde dik dik bakan, gözlerinde hâlâ On gün önce can çekişerek ölen acının izi olan yüze; Ve parmaklardan yumruklar, kararan bir yarayı kavramıştı. Yapayalnız sendeleyerek ilerledi ta ki bulana dek Kuyulu bir merdivenden aşağı süzülen şafağın hayaletini, Yeraltındaki o sersemlemiş, mırıldanan yaratıklara doğru, Mermilerin gürültüsünü boğuk bir sesle duyan yaratıklara. Sonunda, saçlarında dehşetin teriyle, Tırmandı karanlığın içinden alacakaranlık havaya, Arkasındaki cehennemi adım adım boşaltarak.
Çin Tıbbı
Çin tıbbı hastalıkları birer lanet olarak gören Mezopotamya geleneğinden, hastalıkların sebeplerini araştırmaya yönelmesiyle ayrılmak-tadır. Çin tıbbının temelini akupunktur adı verilen vücudun belli sinir uçlarına yapılan iğneli tedavi oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra şifalı otlar, sıcak su tedavisi gibi başka araçlara da başvurulmaktadır. Ancak Çinliler hiçbir ilaç ve cerrahi müdahalenin tek başına hasatlıkları iyileştirici gücü olduğuna inanmamışlardır. Kişinin gerçekten iyileşebilmesi için, ruhsal açıdan dengeli, hırslardan uzak, sağlıklı beslenen, meditasyona dayalı bir hayat sürmesi gereklidir.
Sayfa 191·Kitabı okuyor
Alıntı