"High Life" ve "Naja"yı hatırlıyorum. 27 Parc des Princes'de Louison Bobet'den imza aldığımı hatırlıyorum. 28 Uzun yıllar boyunca bildiğim en pis küfrün "tremper la soupe" olduğunu hatırlıyorum; gizlice okuduğum bir argo sözlüğünde rastlamıştım. Bugüne kadar kullanan kimseyi duymadım ve tam olarak ne anlama geldiğinden de artık emin değilim (ama "dibi- ni dövdürmeye" yakın olduğu kesin). 29 Quatre Fils Aymon'u hatırlıyorum, bir de Jean de Paris isimli öyküyü. 30 Royal-Passy sinemasındaki perşembe matinelerini hatırlıyorum. Les Trois desperados ve birkaç bölümden oluşan Les Cinq balles d'argent gösterimdeydi.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Hayata Dair
Dünya Vatandaşı Garry Davis'i hatırlıyorum. Trocadéro Meydanı'nda daktilosuyla yazı yazardı. 12 Les Petites-Dalles'deki barbu partilerini hatırlıyorum. 13 Üç Piskoposluğu hatırlıyorum: Metz, Toul ve Verdun. 14 Savaş sonrası, bir süre piyasada bulunan sarı ekmeği hatırlıyorum. 15 İlk tilt makinelerini hatırlıyorum. Kolları yoktu. 16 L'Illustration'un eski sayılarını hatırlıyorum.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Friedrich Nietzsche
“Çoban”da bu husumet açıkça ortaya çıkar: Sürünün tam tersi niteliklere sahip olmak zorundadır. Sürünün rütbe bakımından ölümcül düşmanı: İçgüdüsü eşitleyiciye (İsa) iltimas geçer. Güçlü bireylere (les souverains) karşı saldırgan, adaletsiz, ölçüsüz, arsız, saygısız, yüreksiz, yalancı, sahte, merhametsiz, sinsi, kıskanç ve intikam doludur. Benim öğrettiklerim şunlardır: Sürü, bir türü korumaya çalışır ve kendini her iki tarafta da savunur; arasından dejenere olup çıkanlara (suçlular vs.) ve üstünden yükselenlere karşı. Sürünün eğilimi, durağanlık ve korumaya yönelik olup, içinde yaratıcı hiçbir şey yoktur. İyi, yardımsever ve adaletli insanların bize ilham verdikleri hoş duygular (büyük ve yeni insanların içimizde uyandırdıkları gerilime ve korkuya kıyasla), kendi kişisel koruma ve eşitlik duygularımızdır: Sürü hayvanı sürünün doğasını bu şekilde yüceltir ve daha sonra kendini rahat hisseder. Bu rahatlık yargısı kendini adil sözlerle gizler — dolayısıyla bundan “ahlaklılık” meydana gelir. — Bir de sürünün dürüstlere karşı nefretine bakın. —
Felsefe
Erkek için ayyaşlıktan kötüsü yoktur. Hırsız bir şey çalmadığı zaman başkaları gibidir. Gaddar, evinde gaddarlık yapmaz. Katil evinde iken ellerini yıkayabilir. Ama ayyaş adam leş gibi kokar, kendi yatağına kusar, organlarını alkolle dağıtır, yok eder.
Sayfa 283·Kitabı okuyor
Aslında içimden bambaşka şeyler yapmak geçiriyor. Kocaman, leş gibi bir kentte yaşıyorum ama aslında bambaşka bir yerde yaşamak isterdim.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Alıntı
İnsan yaşayıp gider, bir şeylerin özlemini çeker, birileriyle tanışır, sevişir, ardından evlenir, cemiyet içinde bir kadınla aşkı, doğumu ve ölümü tadar, sonra sokakta dönüp ince bacaklara bakar, muhteşem saçlar ya da ateşli bir öpücük yüzünden mahvolur, belki burjuva yataklarında ya da o leş otellerin yatılmaktan eskimiş şiltelerinde birkaç dakikalığına doyuma ulaştığı duygusuna kapılır, bazen bir kadına heyecan verici derecede cömert davranır, bazen ağlayarak dağ başında ya da bir büyük şehirde sonsuza dek birlikte yaşayacaklarına yemin eder. Fakat sonra aradan zaman geçer, bir yıl, üç yıl ya da iki hafta –tıpkı ölüm gibi aşkın da saat ve takvimle ölçülebilir bir zamanı olmadığını fark etmiş miydin?- ve büyük plan, büyük girişim başarısız olur ya da hayal edildiği kadar başarılı olmaz. Böylece ayrılık gelip çatar, öfke ya da huzur içinde; ve her şey, umut, arayış yeni baştan başlar. Ya da insanlar pes eder, ayrılmayıp birbirlerinin yaşama sevincini ve hayat enerjisini emerler, hasta olurlar, birbirlerini öldürürler, ölürler. Peki acaba gözlerini kapadıkları o en son anda anlamışlar mıdır? Birbirlerinden ne istemişlerdir? Onların tek yaptığı, emrini aşkın nefesi vasıtasıyla hayata geçiren büyük, kör bir kanuna boyun eğmektir; verilen emir de çiftleşerek türün devamını sağlayan erkek ve kadınlar yardımıyla dünyanın yenilenmesidir.