Siyonist lider Haim Weizmann-Celal Bayar buluşması Haim Weizmann'ın hayali nihayet gerçekleşmişti. Takvim­ler 27 Kasım 1938'i gösterirken eşiyle birlikte İstanbul'a ulaş­tı. Amacı Siyonizm davası içindi. Kendilerini kısa boylu, geniş omuzlu, kızılımtırak bıyıklı, melon şapkalı Avrupalı bir Levan­ten kırmasını andıran *Dişçi Sami Günzberg* ve birkaç Yahudi profesör karşıladı.
Destek Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Fikriye, Mustafa Kemal'in üvey babasının yeğeni...
Mustafa Kemal'in hem ev hem büro olarak kullandığı (halk arasında 'konak' diye bilinen) İstasyon Şefinin evinde Fikriye onun kâhyası, özel sekreteri ve arkadaşı olarak yaşamaya başladı. Yirmi üç yaşında, ince yapılı, Avrupalı hanımefendiler gibi giyinen, güzel bir kız olan Fikriye kendini tümüyle Mustafa Kemal'e adadı. Piyano çalıyordu ve uygarlıktan uzak bir sınır kasabası görüntüsündeki yere sevimli bir yuva havası getirmişti. Sağlığı oldukça kötüydü, verem geçirmişti ve tıpkı Mustafa Kemal gibi o da sıtmaya yakalandı; buna karşın sürekli at biniyordu. Yakınlıklarının bir simgesi olarak Mustafa Kemal'in kehribar tespihinden yapılmış bir kolye takıyordu. Ondan hiçbir istekte bulunmuyor ve yaveri Salih, yazar Ruşen Eşref gibi dostlarının hanımlarıyla ve 1918 Kasımında İstanbul'daki evinde kaldığı levanten dostu Madam Fansa ile çok iyi geçiniyordu. Akıllı, sağduyulu, ideal bir arkadaş gibiydi. Ama Mustafa Kemal, annesi Zübeyde Hanım'ın Fikriye'yi eş olarak uygun bulmadığını ve kız kardeşi Makbule'nin de onunla geçinemediğini biliyordu. Ne annesi ne de kız kardeşi onu başka bir kadına bırakmaya hazırdı. Mustafa Kemal saygılı bir oğuldu. Üstelik gereksinimleri karşılandığı sürece, birine bağlanmadan yaşamaktan mutluydu. Evlilik konusu şimdilik bekleyebilirdi.
Sayfa 361 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Pera'nın yıpranmış arka sokakları.. Yüksek tavanlı kahve­rengi odalar.. Karanfilli, uzun sigaralar.. Ter, kan ve sidik ko­kusu.. Çıplak bedenler.. Teslim olunan cinsellik.. Büyük ve uzun masalar.. Levanten ömürleri.. Vitra kutularında kurumuş sardunya bitkileri.. Likör, cin ve rakının kaçınılmaz sadakati.. Ütülü, beyaz gömlekli, soluk bakışlı adamlar.. Hepsi ama hepsi benim Edip'imin kalbinde tütsülenir.
Ulusal nitelikte bir kapitalizme yönelişin karşısına çıkan belki de en çetin nesnel engel, Türk burjuvazisinin cılızlığından kaynaklanmaktaydı. Bir Osmanlı burjuvazisi şüphesiz ki vardı; ancak bu sınıfın üç belirgin niteliği, sanayide değil ticarette (ve özellikle dış ticarette) gelişmiş olması; buna bağlı olarak komprador bir özellik taşıması ve büyük ölçüde gayrimüslim (Rum, Yahudi, Levanten, Ermeni) unsurlardan oluşmasıydı. Bu özellikleri taşıyan bir sınıfın, ulusal nitelikli bir burjuva devrimini sürüklemesi elbette beklenemezdi. Buna karşılık iç ticarette küçük ve orta sermayeli (dolayısıyla esnaf özellikleri ağır basan) Türk ve Müslüman burjuvazi zayıf, dağınık, örgütsüz ve büyük ölçüde birincilere bağımlı durumdaydı. Bu durumda, eğer gerçekleşecekse, burjuva devriminin burjuvazi dışındaki sosyal gruplarca yapılması zorunlu oluyordu.
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Kültürpark,İzmir
“Kültürpark açıldı... Böylece, İzmir Uluslararası Fuarı kapılarını açtı. (9 Eylül 1922’de İzmir’e girerek, Yunan’ı denize dökmüştük, dört gün sonra Ermeni mahallesinde çakmağı çakmışlardı. İşgalcilerle işbirliği yaptıkları için kaçmak zorunda kalan İzmir’deki Ermeniler, terkettikleri evlere gaz dökerek, 25 ayrı binayı dinamitlerle patlatarak İzmir yangınını başlatmışlardı. Söndürmek için müdahale etmeye çalışan itfaiyecilere ateş açmışlardı. Denizden karaya doğru esen İzmir’in meşhur imbat’ının etkisiyle Türk mahallesine doğru yayılacağını tahmin ediyorlardı. Ama, rüzgar ters esti, yangın tam tersi istikamette yayıldı, bugünkü Basmane’den başlayarak, o zamanlar Punta tabir edilen levanten mahallesi Alsancak’ı yok ederek , Kordon’a dayandı. Evler, dükkanlar, ibadethaneler, hanlar hamamlar, 30 binden fazla bina kül oldu.) (İzmir yangınının Ermeni mahallesinde başladığını, bizzat Ermeniler tarafından başlatıldığını biz söylemiyoruz, İzmir itfaiye müdürü Paul Greskoviç’in resmi raporları söylüyor. Avusturyalıydı. Çünkü... levanten mahallelerini sigorta eden yabancı sigorta şirketleri konsorsiyumu İzmir’in itfaiye teşkilatını kurmuş, başına da Paul Greskoviç’i getirmişlerdi, Osmanlı vatandaşı değildi, maaşlı profesyoneldi, 12 yıldır bu görevdeydi. İzmir yangınını Ermenilerin çıkardığını ortaya koyan, hatta yangını gözlemlemek için Ermeni mahallesine gittiğinde kendisine bile Ermeniler tarafından kurşun sıkıldığını anlatan resmi raporunu İstanbul’daki ABD temsilcisi amiral Bristol’e de göndermişti. Bu rapor şu anda, Amerikan Kongre Kütüphanesi’nde amiral Bristol evrakları arasında “38 genel yazışmalar” dosyasında duruyor.) İşte bu İzmir yangınıyla kül olan 360 bin metrekarelik bölge, 1922’den beri harabe halinde duruyordu. Bu enkazı temizleyip apartmanlar dikmektense,
Bazı kadınlar sahip oldukları güçlü karakterleri sayesinde, erkek egemen Levanten kültüründe yaşamalarına rağmen kocalarına sözlerini geçirebiliyorlardı.
Sayfa 115·Kitabı okudu