" Hem deme ki: "Ben hiçim, ne ehemmiyetim var ki bu kâinat bir Hakîm-i Mutlak tarafından kasdî olarak bana teshir edilsin, benden bir şükr‑ü küllî istenilsin?.." Çünkü sen, çendan nefsin ve suretin itibarıyla hiç hükmündesin. Fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kâinatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belâgatlı bir lisan-ı nâtıkı ve şu kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalaacısı ve şu tesbih eden mahlukatın hayretli bir nâzırı ve şu ibadet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin..."
Sayfa 94·Kitabı okuyor
İsa aleyhisselam "Yalanı çok söyleyenin güzelliği, insanlarla mücadele edeninde mürüvvetti gider. Meşgaleyi çoğaltanın vücudu hastalanır. Ahlakı kötü olanında, daima canı sıkılır ve sıkıntı içinde kalır" demiştir.
Sayfa 38·Kitabı okuyor
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Aşiret ve aile isimleri, coğrafi isimleri bunu müeyyittir. Hars( kültür) itibarıyle de bir Kürtlük yoktur. Tarih, ekseriyet ve hars itibariyle varlığa mâlik olmayan herhangi bir kavmin istiklâl iddiası vârit olabilir mi, olsa bile doğru mudur? hars, lisan, din cihetiyle Türklerle karışmış olan Kürtlerin hakiki menafii Türklerle uz geçinmek ve Türk'ün mevcudiyeti içerisinde varlığını muhafaza etmektir " diyerek hem Kürtleri hem de Kürdistan'ı yok saymaktadır.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
İnsan, çocukluğunu başkalarından gizler. Utanılacak bir şey yoktur; serbest bırakılmış bir temizliğin, saflığın korunduğu yıllardan çıkartılıp kirletilmeye terk edilmesine engel olmaktır neden. O yüzden insan çocukluğunu ve çocukluğundan getirebildiklerini korumakla görevlendirilmiştir. Bu ince görev onu yalnızlaştıracaktır. Yalnızlığını iyi şeylere borçludur artık. Kimsenin dikkate ve ciddiye almadığı küçük, mühim bir lisan geliştirir yaşadıklarından. Zarif bir dünyanın kibar kelimelerine muhtaç kalmak; işte yalnızlığının başlangıcı tam da budur. İnsan, çocukluğunu başkalarından gizler. En zayıf noktasıdır çünkü. Yalın ve yalansız yanları şantaja yol açabiliyorsa kime seslense, kime danışsa, kime sığınsa çaresizlik, pişmanlık ve çözümsüzlük onu gölge gibi takip edecektir. Dizleri kanayan, halâ soba üzerinde pişen kestaneleri özleyen, masallara inanan, arkadaşlarını delicesine seven bir çocuğu herkes hor görecektir. Hayat psikolojiye tahammül edemez. Onu bozarak sistemine katar, rengini çalar.
Bu zemin kafası yüzbin ağız, herbirinde yüzbin lisan ile Allah'ı tanıttırsa ve sen Onu tanımazsan, başını tabiat bataklığına soksan, derece-i kabahatını düşün. Ne derece dehşetli bir cezaya seni müstehak eder, bil, ayıl ve başını bataklıktan çıkar.
Belki kulun sermayesi; vakitleridir. Vaktini fuzûlî nesnelere sarf ettiği zaman, o vakitlerle âhirette azık olacak bir sevabı edinmediği takdirde sermayesini zayi etmiş oluyor.
Edebiyat