Babamın bana anlattıklarına göre, zavallı Fahim Bey meğer henüz doğarken de, kendisine takılan isimle bir yanlışlığın kurbanı olmuş. Zira Arapçada "Fahim" kelimesi kullanılmadığından, o zamanlar sık sık duyulan "Devlet-i fahîme" tabiri gibi bu isim de yanlışmış ve onun gençlik zamanındaki lisan meraklıları, daha o vakitler bile mutaassıp, bir taraftan, bisiklete binenlere "derraçe suvaran" denilmesini münasip bulurlarmış, bir taraftan da kendisine itiraz ederler, "İlahi Fahim Bey!" derlermiş, "Bu ismi de nerden buldun, a birader! Arabîde böyle kelime yoktur ki! Durup dururken sen bize isminle yanlış yaptırmış oluyorsun! Oldu mu ya?.."Fahim Bey Bursa'da bulunduğu sırada bir gün kendisini Sü-leyman Nazif'le tanıştırmak istemişler, o, "Ben mazurum, ismi yanlış olan bir adamla doğru dürüst görüşemem!" diye reddetmiş!
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller,
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller...
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
Ve keza esbab-ı zahiriye pek basit, mahdud, fakir, camid, şuursuz, iradesiz ve kanunlar kısmı da itibarî, mevhum şeylerdir. Müsebbebatta bulunan hârika nakışlar, zînetler, garib ve acib san'atların o gibi
kıymetsiz esbab ile kat'iyyen münasebetleri yoktur. Binaenaleyh meselâ bedenin hüceyratındaki nizamlı, intizamlı teşekkülatı, ekmek yemesine; ve kuvve-i hâfızada yazılan gayr-ı mahdud muntazam nakışları, kulaktaki ve baştaki telâfife; ve konuşmakta, tefekkürde, harflerin teşekkülatına ve suver-i zihniyenin husulüne, lisan ve zihnin hareketleri gibi esbaba isnadları ahmakçasına bir hükümdür. Ancak o gibi müsebbebat, gayr-ı mütenahî bir kudret ile bir ilim ve bir iradeyi iktiza ediyorlar. Bu hakikate binaen sabittir ki, kevn ü vücudda müessir-i hakikî, ancak kudreti gayr-ı mütenahî bir Hâlık-ı Kadîr'dir. Esbab ise bahanelerdir, vesait de perdelerdir.
Mesnevi-i Nuriye (RNK) - 56