"Zeus bir gün Argos Kralı'nın güzelliğiyle ünlü kızı îo'yu görmüştü. Görür görmez de aşık olmuş. Zeus'un yeni aşkı, Baş-tanrıça Hera'nın kulaklarına gitmete gecikmemiş. Zaten Zeus'un çapkınlıklarından gına gelen Hera, kocasının yeni kaçamağını öğrenince büyük bir öfkeye kapılmış. Zeus'un dişini geçiremeyeceğinden, sevgilisi Lo'dan intikam almak istemiş. Bunu haber alan Zeus, îo'yu korumak için kızı beyaz bir inek haline getirmiş. Ama Hera bunda da bilgilerde gecikmemiş, ineği kaçırıp Argos'u başına nöbetçi dikmiş. Zeus durur mu, hemen Tanrı Hermes'i gönderip Argos'u öldürtmüş. Olanları öğrenen Hera, beyaz inek şekilli lo'nun rahatını kaçırmak için ona bir sineğini musallat etmişti. o, sinekten kurtulmak için kilometrelerce koşmuş, Boğaz'a vardığında kendine sulara atmış, yüzerek karşıya geçmiş. Boğaziçi'nin ilk adı olan 'Bosphoros' anlamı da bu efsaneden geliyormuş. Boğaziçi Yunanistan'da Boğa Geçidi demekmiş."
Yolumun üstünde, koca bir bahçenin içinde çok güzel bir konak var. Sonunda bu konak bahçesiyle beraber lokanta oldu, adı da "Beykonağı" idi. Ne hikmetse bu sevimli isim sonradan değiştirildi, yerine "Le Park" tabelâsı kondu. Türkçe desek Türkçe değil, Fransızca desek Fransızca değil. Fransızca olsa "Le Parc" diye yazılır ve (Lö Park) diye okunur. Kapının önünde kasıla kasıla duran pos bıyıklı bir adama tabelâyı göstererek bu nedir diye sordum. İngilizcedir dedi. Pekiyi bu (Lö) nedir diye soracak oldum, o (Lö) değil, (Le) dedi!... Neden Türkçe bir isim koymuyorsunuz diye sorunca da cevap hazırmış: "Türkçe isim koyunca müşteri gelmiyor" dedi. Vah! Vah! Vah!...
Sayfa 264 - Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları·Kitabı okudu