İnanç konusunda, diyordum, her şey inanmakla ilgilidir; inandığınız şeyin ne olduğunun önemi yoktur. İnanç, bugün ve gelecek adına önemli bir güven duygusudur, bu emniyet duygusu çok büyük, çok güçlü, bilinmeyen bir varlığa güvenmekten doğar. Her şey bu güvenin sarsılmaz oluşuna bağlıdır: Bu varlığı ne şekilde tasavvur ettiğimiz ise, bizim diğer yeteneklerimizle, hatta içinde bulunduğumuz şartlarla ilgilidir, bunların ne olduğunun bir önemi yoktur. İnanç, her bireyin kendi duygusunu, zekâsını, hayal gücünü yetenekleri ölçüsünde içine atmaya hazır olduğu kutsal bir kaptır. Bilmekte söz konusu olan bunun tam tersidir; önemli olan bilmeniz değil, neyi bildiğiniz, ne derecede iyi bildiğiniz ve ne kadar çok bildiğinizdir. Doğrulanabilir, genişletilebilir, azaltılabilir olduğu için bilmek üzerine tartışmak mümkündür. Bilmek ayrıntıyla başlar, sonsuza uzanır, biçimden yoksundur, yani deyim yerindeyse inancın tam zıddıdır.