Bu fotoğraf bana ait değil ama bana tanıdık geliyor.
Sanki birinin masasından, bir akşamın sessizliğinden ödünç alınmış gibi. Açık bir defter, yarım kalmış satırlar ve kenarda bekleyen bir kalem… Yazılmak için değil, durmak için oradalar.
Defterdeki kelimeler geçmişe bakıyor.
70’lere, 80’lere, 90’lara. Plaklara, açık hava sinemalarına, misketlere. Belki hiç yaşanmadı, belki fazlasıyla romantize edildi ama yine de insanın içini ısıtan bir tarafı var. Çünkü o yıllar, daha çok temasın, daha az hızın sembolü gibi duruyor.
Sonra bugüne çarpıyoruz.
21. yüzyıl… Her şeyin erişilebilir ama hiçbir şeyin gerçekten yakın olmadığı bir zaman. Satırlarda suçlama yok; daha çok bir uyumsuzluk hâli var. Sevmekten değil, bu çağda sevilmenin dilini çözememekten doğan bir yorgunluk.
Bu fotoğraf bana şunu düşündürüyor:
Bazen bir başkasının defterinde kendimize ait bir cümle buluruz. Ve o cümle, uzun zamandır söyleyemediğimiz bir şeyi sessizce bizim yerimize söyler.
Peki ya sen hiç sana ait olmayan bir cümlede kendini buldun mu?