Kuran'daki modern hukuka aykırı ayetler
Tabii bir de, bugünkü temel insan hakları açısından diyelim isterseniz, modern hukuk açısından, sıkıntı oluşturan bazı ayetler de var. İşte bunları da not etmişim. Mesela, Nisa Suresi 34. ayet, gerektiğinde kadınların dövülmesi; Maide Suresi 38. ayet, hırsızın elinin kesilmesi; Nur Suresi 2 ve Nisa Suresi 15. ayette zina yapana 100 kere değnekle vurulması; Nisa Suresi 11 ve 176. ayetlerde, erkeğe iki kadın kadar miras hakkı tanınması gibi. Bunları tarihsel perspektifle yorumladığımız zaman, yanlış da olsalar, o döneme göre olağan şeyler olabilir. Çünkü 7. yüzyıldan bahsediyoruz. Yani bunlar, o dönemin ceza sistemine göre ya da genel sosyal politik yapısına göre çok anormal olmayabilir. Ama günümüzde bunları bire bir uygulamakla ilgili tabii ciddi sıkıntılar var. Yani o dönem ceza olarak öngörülen şeyin kendisi bugün modern hukuka göre suç.
… ve şımdıye kadar şükür yapmadaki eksiklerini anlar ve o zaman görür ki, veren de, alan da, zarar ve faydayı sağlıyan da Cenâb-ı Hak imiş ve Allah bir kuluna iyilik ihsân etmeyi murad etse ona, takva ve ibadet elbisesini giydirip süsler ve üstün derecelere çıkarıp, huzuruna girmeğe yakışır bir hale sokar
Sayfa 337·Kitabı okuyor
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hangi durumlarda oruç tutulur?
Kuran’da, hacla ilgili bazı eksikliklerde orucun fidye olarak tutulması (2-Bakara Suresi 196), yanlışlıkla ölüme sebebiyet verenlerin köle azat etmeyi yerine getiremezlerse iki ay kesintisiz oruç tutması (4-Nisa Suresi 92), yemin bozanların kefaret olarak oruç tutması (5-Maide Suresi 89), hacda avlanma yasağını çiğneyenlerin kefaret olarak oruç tutması (5-Maide Suresi 95), hanımlarını cahiliye adetlerinde olduğu gibi anası gibi yakın akrabası ilan edip boşanmaya kalkmanın cezası olarak köle azadını yerine getiremeyenlerin kesintisiz iki ay oruç tutması (58-Mücadele Suresi 4) geçer.
Sayfa 435 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
"Necip Fazıl'a katılmadığım bir düşüncesi!"
"Bir masumu haksız yere suçlamaktansa, on suçluyu cezasız bırakmayı tercih eden sözde medenî hukuk ölçüsüne karşılık, bütün milleti ölüme sürükleyici tehlike ânında gerekirse 1 suçlu yanında 10 masuma kıyacak kadar sert kanun..." ​ "1970 ile 1980 yılları arasındaki o büyük kargaşa ikliminde söylenmiş bir sözdü bu: 12 Eylül darbesi, suçluyu cezalandırma iddiasıyla gelirken, ne yazık ki kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olmuş, masumların hayatını da acımasızca yakmıştır." Bu çelişkili veya sert durum, İslam hukukunda (Fıkıh) çok net ve üzerinde ittifak edilmiş kurallarla cevaplanmıştır. ​Doğrudan söylemek gerekirse: Metinde savunulan "1 suçlu için 10 masumun feda edilmesi" anlayışı İslam hukuk felsefesine (makâsidü'ş-şerîa) kesinlikle uygun değildir. İslam dini, olağanüstü durumlarda veya devletin bekası gerekçesiyle bile olsa masum insanların kasten feda edilmesini kabul etmez. ​İslam hukukunun bu konudaki temel yaklaşımlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz: ​1. Masumiyet Karinesi ve "Şüphe" İlkesi ​Metnin ilk kısmında "sözde medenî hukuk ölçüsü" diye küçümsenen kural, aslında İslam hukukunun en temel sütunlarından biridir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konuda çok net bir hadisi vardır: ​"Ceza vermektense affetmekte (hata etmek), hata ile ceza vermekten daha hayırlıdır. Şüphelerle cezaları düşürün." (Tirmizî, Hudûd, 2) ​İslam hukukçuları bu hadisten yola çıkarak "Beraat-i zimmet asıldır" (Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur) ilkesini geliştirmişlerdir. Yani İslam, 10 suçlunun cezasız kalmasını, 1 masumun haksız yere cezalandırılmasına her zaman tercih eder. ​2. Suçun Şahsiliği İlkesi ​Metindeki "1 suçlu yanında 10 masuma kıymak" ifadesi, İslam'ın en katı olduğu "Suçun Şahsiliği" ilkesini tamamen çiğner. Kur'an-ı Kerim'de defalarca şu ayet