Uzun zamandır kitap incelemesi yapamıyordum ama bu kitap o kadar içime işledi ki düşüncelerim kalsın istedim.
Kitabın başından sonuna kadar şehnaz sen ne yaşadın da böyle bir adama tutuldun dedim o kadar çok yerin altını çizdim ki..
Hele ki şu cümle. ...
"İnsan gömdüğü şeyin gömüldüğü bu çok derin yerden asla çıkamayacağını, orada çürüyüp yok olacağını sanıyor. Ama öyle olmuyor, aksine gömülen şey katılaşıyor, zonklayan bir ağrı haline geliyor ve katılaşan bu kitle bir de üstüne enfekte oluyor, insanın bilincine de belleğine de irin gibi, ince ince sızıyor.
Zehirliyor.''
Gerçekten annenin kaderi kızına travma olarak geçiyor ise bu döngüyü nasıl kırarız diyor insan.
Ayhan hanıma ayrı canım yandı
Anneanneye ayrı
Şehnaza ayrı.
Şehnazin çocukluğu boyu eksikliğini hissetmediğini sandığı ama en derinde hep özlemini çektiği şeyin babası olduğunu anladığı o boğazın düğümlendiği kısımda
boğazım düğümlendi yutkunamadim kendi eksikligimi gördüm keşke ben de babamın koskusunu hatirlasam dedim vee bence şehnazin E ye bu kadar tutkun olmasının sebebi içinde dolmayan o baba eksikliği. Hiç bir şeyle dolmayan hiç geçmeyen o boşluk...
''İçim coşkun bir sevinçle patlayacak kadar dolu olsa da şımarmaya cesaret edemeyen eşik çocuklar gibiydim ''...
Şu cümle var ya çocukken simaramayacgin bir babanın olmayisindan e cocuksukugun hep içinde kalışından olduğuna o kadar eminim ki çocukluğum boyu yaşadığım şeydi . Çocukken şimaramayan yetişkinlikte ne kadar sımarabilir. tartışılır
Son olarak anne ile E.nin arasındaki olayı çözemedim . Küpenin olayı .. inşallah düşündüğüm şehnazin düşündüğü şey değildir.(Bilen yazarsa sevinirim ) Burası açık kapı bırakılmış .ya okuyucuya birkilmis. Ya da devamı gelecek... Bir daha bu kadar içime oturan bir kitap okumak ister miyim bilmiyorum