• Varlığın bin baharı çağırır,
yokluğun kovalar binbir kuşkuyu…
Bu saatler tehlikeli saatler;
Yaşamak için mânâ aranırken,
ölmek için sebepler bulunan saatler…
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Türk diline kimse bakmaz idi,
Türklere hergiz gönül akmaz idi.
Türk dahi bilmez idi bu dilleri,
İnce yolu ol ulu menzilleri.
Bu Garibname eğer gönül geldi bile,
Kim bu dil ehli dahi mana bile,
Yol içinde birbirini yermiye,
Dile bakıp manayı hor görmeye,
Ta ki mahrum kalmaya Türkler dahi,
Türk dilinden anlayanlar ol haki.
"İnsan olmak" zaten insan sözü imiş, tanrı bundan bahsetmemiş, kul demiş.
İnsan, rûy-i zeminde insan olmaya kalkmış, kendine de bu adı yine kendi takmış. İnsan insan olamaz, tanrı kul ararken ortalık bir ağarır bir kararırmış. Allah bizi niye yarattı acaba, diye düşünene verilen açıklama, yani "Bana kulluk etsinler diye yarattım" sözü daha kimsenin damarlarını genişltip içine bir mana sızdırmamış, bunu duyan işiteceğini işitip bir tamam olmamış. Sade yeni bir soru da kalmamış.
Öyle miymiş, öyleymiş.
“Ten-i Âdem’deki can bil ki edeptir” sözü senin içinde nur üstüne nur olması, senden edebin zuhûr etmesi demektir. Ama bilelim ki gözümüzün, beşerin gözünün mânâsı, iç yüzü gene edeptir. Nur hâline geçen edeptir. O nur zuhûr edince bizim mânâ gözümüz açılır ve her şeyin hakîkatini görmeye başlarız, diyor. Edebi olmayan insan, insan sayılmaz, diyor hocam. Belki beşer sayılır. Demek ki edepte insanlık vasfı var.