Biz diyoruz ki, Allah'tan başka varlıklar, yahut âlem adıyla anılan şey, Allah'a nispetle bir şahsın gölgesi gibidir. Böyle olunca mâsiva, yani Allah'tan başka olan varlıklar, Allah'ın gölgesidir. Bu (temsil), varlığın âleme nisbet edilmesinin aynıdır, çünkü gölge şüphesiz histe mevcuttur. Fakat gölgenin göründüğü yer, onun var olduğu vakittir. Sen bu gölgenin belirdiği yeri yok farz etsen de, o yine akılda mevcut kalır, fakat histe yok olurdu (duyuda). Belki de gölgenin nispet edildiği şahsın zatında bilkuvve var olurdu. Demek ki, "âlem" ismiyle anılan Allah gölgesinin belirdiği yer, ancak mümkün âlemindeki cisimlerdir ki, bu gölge onlar üzerine düştü. Bu takdirde bu gölge, o zatın vücudundan üzerine düşen eşya vasıtasıyla idrak olunur. Fakat idrak, "Nur" ismiyle geldi, bu gölge de mümkün âlemindeki varlıklar üzerine bilinmeyen gayb suretinde yayıldı (Allah'ın güzel isimlerinden biri, En-Nur). Görmez misin ki, gölge siyahlığa meyledir? Bu ise onun, gölgenin sahibi ile kendi arasındaki münasebetin uzaklığından dolayı zatında gizlendiğine işarettir. Gölge sahibi beyaz bile olsa, düşen gölge yine koyudur. Dağları görmez misin ki, gözden uzaklaştıkça siyah görünür. Halbuki dağların rengi, histe göründükleri gibi değildir. Bunların böyle görünmelerine uzaklıktan başka sebep yoktur. Gökyüzünün mavi görünmesi de bunun gibidir. Bu hâl, histe uzaklığın ışıklı olmayan cisimlerde meydana getirdiği bir neticedir. Mümkün âlemindeki cisimler de ışıklı değildirler, çünkü onlar yok hükmündedirler.
Bunlar her ne kadar sübut ile vasıflanmışlarsa da, vücut ile ilgileri yoktur; çünkü vücut nurdur.
Gerçi ışıklı cisimlerde uzaklık, onları zahiri duyguya göre küçük gösterir. Bu da uzaklığın başka bir tesiridir. Her ne kadar his onları ufak hacimde idrak ederse de, onlar kendi