"Meclis yüce üyelerinin, umumi surette belirenarzu ve istekleri üzerine Başkumandanlığı kabul ediyorum. Bu vazifeyi şahsen üzerime almaktan doğacak faydayı süratle elde edebilmek için ve ordunun maddi ve manevi kuvvetini azamî süratle çoğaltmak, tamamlamak ve sevk-i idaresini bir kat daha pekiştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinin haiz olduğu yetkiyi, fiilen kullanmak şartıyle üzerime alıyorum. Hayatım boyunca, milli hâkimiyetin en sadık bir hâdimi olduğumu milletin gözü önünde bir defa daha teyit için bu yetkinin, üç ay gibi kısa bir süreyle kısıtlanmasını ayrıca teklif ederim."
Bir insan diğer bir insanı ahlaki ve manevi yönden nasıl geliştirebilir? Kierkegaard'un ifadesiyle, "opbygge" yani imar edebilir? Bunu diğer insanın içinde sevgi olduğunu varsaymak suretiyle yapabilir.
Eyüp Sultan Hazretleri, Yahya Efendi Hazretleri, Telli Baba Hazretleri, Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, Yûşa Hazretleri. Bu beş zât, İstanbul'un manevi direkleridir. İnsan kimi zaman neden bunaldığını bilmez ama o bunaltı, kulun bu gölgelere çağrılmasıdır. Gidersin, bir Fatiha okursun, bir selam verirsin, sen fark etmeden yükün hafifler.
İnsan bazen yolu bilmeden yürür ama adımını doğru yere atar. Sen niyetini düzgün tut, gönlünle yap ziyaretlerini, bir yerden başla. Sonrası kendiliğinden açılır.
Gerçekten Bizans’ın çökmesi ve Türkmenlerin hayatiyet içinde bulunmaları, küçük Osmanlı Beyliği’ne parlak bir istikbal hazırlamakta idi. İslam’ın gaza ruhu Bizans’ın karşısında ve Osmanlı Hanedanı etrafında toplanıyordu. “Bursa İslam Cihadı ve Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin” merkezi oluyor; Türk alim, şeyh ve dervişleri, Türkmen babaları Osmanlı gazileri ile orada yeni bir kudret ve hayatiyeti yaratıyordlardı. Fevkalade mahir denizci ve imanlı gaziler olan Aydın Oğulları Adalar Denizi’ni ve sahillerini çalkaladıkları bir zamanda Osmanlı gazileri, 1356’da, bir sal ile, sessizce Çanakkale Boğazı’nı geçiyor ve Rumeli’ye ayak basıyorlardı. Bu geçiş çok mütevazı başlamakla beraber şiddetli Haçlı mukabelerine maruz kalmış; fakat çok yüksek bir kudrete üstün vasıflara sahip olan Osmanlılar Haçlıları, 1363’de Edirne civarında Sırpsındığı, 1389’da Kosova ve 1395’de Niğbolu’da imha etmiştir. Böylece bu gazi devlet Rumeli’de kuvvetle yerleşmiş ve ondan sonra Anadolu’da yayılma ve ilhaklarla genişlemiş, Niğbolu’ya kadar uzanmıştır. Fr. Grnard’ın ifadesiyle “Niğbolu Zaferi, Hristiyan Avrupa’nın Müslüman Türklere mağlubiyetini tescil etmiş ve bundan sonra da artık Türk ilerleyişini durdurmak mümkün olamamıştır. Bu kudret ve fetihler Osmanlılarda eski Türk Cihan hakimiyeti mefkuresini canlandırmış ve gerçekte bir aşiretten “Cihangirane bir devlet” çıkmıştır. Genç ve dinç Osmanlı Devleti’nin kahraman sultanı Yıldırım Bayezid Niğbolu’da esir aldığı Fransız ve Alman Şovalyelerini serbest bırakırken onlara : “Bir daha benim aleyhimde silah kullanmamak için yaptığınız yemini size iade ediyor; sizi silahlarınızı elinize almağa ve bütün Hristiyanları bize karşı toplamağa davet ediyorum. Bu suretle bana yeni zaferler, şan ve şeref kazandracaksınız.” İfadelerini de zarif bir istizahda
Ötüken, İstanbul, 2008, Osman Turan, dipnot :14 Grandeur ry decadence de l’Asie, s. 62, 15Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, trc. Mehmet Ata 1, s.288·Kitabı okuyor
ilhâmât-ı Kur’âniye, sünûhât-ı Kur’âniye, istihrâcât-ı Kur’âniye ve istimbatât-ı Kur’âniye olan Risale-i Nur Külliyatı ve hizmeti, âhirzamanın en güçlü mânevî Sedd-i Zülkarneyn’idir...