Tıbı, dünyanın en masum ve en temiz adamıydı. Karısından başka hiçbir yaratığa alıcı gözüyle bakmaz, sadece ve sadece karısı için yaşar, ona tapardı. Tıbı, bir sonbahar günü, Orso'nun kahvesinde köşeye çekilmiş günün yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışırken, tamirci çıraklarından birinin gelip, "Tıbı abi evin yanıyor!" demesiyle, kahveden uçmuştu. Üçüncü katından dumanlar çıkan binanın önüne birikenler Tıbı'yı engellemeye çalışmış ancak havalarını almışlardı. Tıbı, yanan bez parçalarının göz yaşartan dumanına, camlardan dışarı fırlayan alevlere rağmen karısını kucaklayıp dışarı çıkarmaya karar vermişti. Var gücüyle kapıya tekmeyi giydirdiğinde, odanın içindeki dumanlar harr diye alev almış, Tıbı'nın bütün bedenine soğuk bir şakayla hoş geldin demişlerdi. Suratına vuran, elbiselerini saran ateşten korkup soluğu binanın dışında aldığında, mahalle halkı Tıbı'nın üzerine su döküp söndürmüştü. Suyu yiyen Tıbı sersemlemiş, sudan çıkmış balığa dönmüştü. Sırtını duvara vermiş, şaşkın bir surat ifadesiyle karısını sayıklamaya başlamıştı. "Yavrum o, kuzum o, sevgilim o, manitam o, her şeyim o," diye diye duvarın dibine çökmüştü. İtfaiye arabalarının kırmızı ışıkları Kolera'ya yaklaşırken, yanık insan kokusu bütün mahalleye yayılmıştı. Büyük bir başarısızlıkla yangın söndürüldükten sonra, Tıbı'nın yatak odasında, vücuduna yapışmış naylon gecelikle yatan karısının ve çıplak bir adamın kararmış cesetleri bulunmuştu. Bu haber bayılmak üzere olan Tıbı'nın kulağına geldiğinde, Tıbı ancak hakiki delikanlıların edebileceği bir yemini bağırarak tüm mahalleye duyurmuştu. O günden sonra hiçbir kadına bakmayıp bütün kadınlardan nefret etmeye başlamıştı. Tıbı bundan sonraki hayatını erkeklerle konuşarak, dudaklarını boyayıp, gözüne sürme çektiği atı Şermin'le sevişerek yaşamaya karar