Gotik hareket, öbür dünyanın sonsuzluğunna, barok hareketi ise, bu Dünya ve evrenin gizli sonsuzluğuna yönelmişti. Barok sanat, kuvvetlerin dramatik çarpışmasını temel motif olarak ele alıyordu. Bu boğuşma, kuvvetli, dramatik bir inançla orta Çağ ile Rönesans’ın aydın fikirlerinin boğuşması gibidir. Barok, hareket halindeki figürlerle adeta devamlı bir boğuşma ve olay sahnesini canlandırır. Bütün figürler, dini, politik, toplumsal ve sanatsal unsurların birbirleri ile bir ölüm kalım savaşına girdiği, birbirine girmiş bir bütün gibidir. Her şey bütün detaylarıyla, kendini gösteren bütün abartmasıyla ortaya çıkmıştır. Barok, bütün değerlerin eleştirildiği bir ortamdır. Ancak barok, bu eleştiriyi bir sentez için yapıyordu. Hristiyanlığın ve antikite değerlerinin bir senteze tabi tutulduğu gibi.
Barok, gerçekçi görüşler yanında/mitolojiyi, geçmişi, Hristiyanlığı bir araya getiriyor ve kaynaştırıyordu. Bu, aslında barok kültürün tüm manzarasını vermektedir. Yalnız gösteriş, tantana, debdebe ve süs barok’un havasıydı.
Barok mimarisi, resmi ve heykeli ile, mutlak hakim olan gösterişli bir krala layık görülen bir saray ve kilise sanatıdır. Kuzeyde ise, müreffeh ve hayatından memnun bir burjuvazinin sanatı olarak görülmektedir.
1700 yıllarından itibaren Osmanlı imparatorluğu, çöküş devrinde, batıdaki bu abartmalı sanatı görecek ve çöküş içinde olmasına rağmen, kendine layık bir sanat olarak benimseyecektir.