Hakan

Puan vermedi
aralara serpilmiş komedi unsurları barındıran orta şekerli bir trajedi. duvardaki silah'ın patlayışını göstere göstere anlatan, bunu anlatırken de yaşatan, araya saçılmış kurgu'dan bağımsız açıklamalarla size "ulan bu nasıl iş?" dedirtebilen bir kitap. belirsizliklerin kitabı. neyse herman, moby dick'te olduğu gibi 2 kişi için yazmış: birincisi hikayeyi okuyan sıradan okuyucu, ikincisi hikyayeyi okuyan ama satır aralarına dalan okuyucu. işte o yüzden yukarıda neden dikkat etmek gerektiğini belirtmiştim. melville'in beş parasız öldüğünü arada bir ünlenip tekrar söndüğünü belirtmek gerek zira melville gayet insanca bir istekle "hayatını biraz daha kolay idame ettirebileceği o parayı kazanmak istiyordu" işte bu nedenle kitap 2 katmanlı. para ve yazarın gerçeği. pierre'in toyluğu ve "suni acıların" tarifi, gayet güzel alaya alınmış romeo jüllietvari bir girişle yapılıyor ancak işin güzel yanı; sezgileri sonuna dek kullanmaktan hiç çekinmeyen melville'in elinde bu komik trajedimsi sahneler daha doğrusu trajedi görünümlü alaysamalar bir "haber-müjde" halini alıyor. sonrasında "şüphe" ve "kendini adama" romanın iki baş köşesine oturuyorlar, son sayfaya kadar da yerlerinden kalkmıyorlar. pierre'in kendini adayışı ile sürekli savaş halinde olan şüphesi... metinde dikkatimi çeken şu oldu: melville, moby dick'te yaptığının tersine eğer bir nesneye bir anlam yüklemişse hemen alt paragrafta "bakın siz şimdi anlamamışsınızdır aslında burada şu şunu temsil ediyor" diye not düşmesi. bu biraz garip demek ki o günün okuyucusunun kafasına bir şekilde sokmaya çalışmış kitabı. melville yazarken bayağı bir git-gel yaşamış orası açık; bir yandan maddi gerçekliğin hiçbir saçmalığın arkasına sığınamayacağını söylerken diğer yandan kahramanı koca bir "sezginin" arkasından hayatını feda
Pierre ya da BelirsizliklerHerman Melville · Yapı Kredi Yayınları · 200660 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi
kitapta sinir bozan bir karakter varsa o da albay'ın ta kendisidir. foma fomiç gayet doğasına uygun bir şekilde belki de (düşük bir ihtimal olsa da) sergey'in dediği gibi "yaşamı boyunca maruz kaldığı dışlanmanın, insan yerine konulmayışının öcünü alıyordu" ki bu böyle mi değil mi bilmiyorum bu konuda dostoyevski işi bayağı sıkı tutmuş ve şu soruyu: "foma bir aptal mıydı yoksa her şeyin farkında mıydı?"yı bırakmıştır ben bir aptal olduğu varsayımıyla devam edeceğim. elbette isteyenler sergey'in söylemlerinden yola çıkarak foma'nın karakterini daha iyi bir zemine oturtabilirler ancak tek gerçek şu ki o da albayımızın dostoyevskinin başka bir kitabında bahsettiği şu "rus halkının ahmaklığı" diyerek örnek verdiği kişilerden olduğudur. kitap yine çok tatlı bir ön hazırlıkla başlıyor ve bence dostoyevski kitabın giriş kısmına ayrıca özen göstermiş her neyse dikkatleri çeken foma fomiç ve albay'dan başka bir karakter daha var ki aynı şekilde kitaba bir inceleme yazan joseph frank'ın da dikkatini çekmiş olan yejovikin karakteri. yejovikin'in durumu da foma'ya benziyor ancak yejovikin'de şöyle bir güzellik var ki o da insanlarla açık açık dalga geçmesi ve bunun farkına sadece sergey'in varmış olmasıdır hatta ve hatta "ben bunlarla dalgamı geçiyorum karşılığında da karnımı doyuruyorum" gibisinden bir şeyler söylemiştir. her ne kadar joseph frank kitapta yazıldığının aksine yejovikin'in sırf ailesi için bu aşağılanmalara katlandığını düşünmese de foma'nın ölümünden önceki ve sonraki tavırları şüpheye yer bırakmamaktadır. dostoyevski'nin nasıl bir ahlakçı olduğunu kitapta yine görüyoruz, kendisinin şu meşhur "tümüyle iyi bir insan olabilir mi?" sorusunun kah tezlerini kah anti-tezlerini oluşturduğu nice kitaba (örn: budala, suç ve ceza, karamazov kardeşler, insancıklar...)
Edebiyat
Stepançikovo Köyü ve SakinleriFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 20204,905 okunma
Puan vermedi
konu üzerine pek çok yazılmış kitap var elbette ancak benim 5-6 tanesi arasından gözüme çarpan ve en beğendiğim cleveland'ın agora'dan çıkmış kitabıdır. elbette derinlemesine bir okuma yapmak isteyenler için hafif kaçacaktır (albert hourani, bernard lewis gibi isimlerin yanında) ancak "giriş mahiyetinde" hiç de fena değildir. yalnız dikkatimi çeken bir husus cleveland'ın türkiye üzerine yazarken pek hafif bir dil kullanması, suya sabuna pek dokunmaması ve biraz da hızlıca geçmiş olması. diğer ülkelere gelince nadir de olsa lafını çakıyor (tabi ki aba altından gösteriyor aleni bir biçimde değil). anlayamadım neyse vardır bi bildiği bu durumu görmezden gelmek daha doğru herhalde. kronolojiyi oturtmak açısından da şöyle bir avantajı var o da: tarihleri; sayı kalabalığı yapmadan, genel okuyucunun, "ulan bu ortadoğu neden bu halde açalım bi şeyler okuyalım bi şey bildiğimiz yok" diyen okuyucunun takibini kolayca yapabileceği bir şekilde belirtmiş olması. sözün kısası başlangıç olarak kesinlikle tavsiye ederim.
Tarih
Modern Ortadoğu TarihiWilliam L. Cleveland · Agora Kitaplığı · 2015365 okunma

Hakan

, bir kitap okudu
10/10
·452 syf.·
2022 8. kitabı
Stefan Zweig
8.9/10 · 2.678 okunma
"...rusya'ya gelen bazı yabancı yazarlar kendilerini bu çekiciliğe kaptırmışlardı. bu yazarlar hiçbir zaman görmedikleri kadar büyük bir sevgi seli, coşku ve hayranlıkla karşılaştıklarından, kitaplarını rus halkına okutup böyle sevdiren bir rejimi övmeleri gerektiğini düşünmüşlerdi; cömertliğe cömertlikle, coşkuya coşkuyla karşılık vermek insanin doğasında vardır: doğruyu söylemem gerekirse, rusya' da bazen ben de neredeyse kendimi kaptırıp bu coşkuya katılacaktım. bu büyüleyici sarhoşluğa kendimi kaptırmamamı, kendi gücüme değil, adını bilmediğim ve hiç öğrenemediğim birine borçluyum. öğrencilerle yapılan bir buluşma sonrasıydı, öğrenciler etrafımı sardılar, benimle kucaklaştılar, tokalaştılar. bu sevgi gösterisinden çok duygulanmıştım, hayat dolu yüzlerine mutlulukla bakıyordum. dört beş kişilik bir grup beni otelime kadar geçirmiş, yanıma verilen bir tercüman kız öğrenci her şeyi tercüme etmişti. ancak otele gelip de kapımı kapattığımda gerçekten yalnız kalabildim, on iki gündür ilk kez yalnızdım, çünkü her gün bana birileri eşlik etmişti, her gün sımsıcak bir sevgi seli içindeydim. soyunmaya başladım, ceketimi çıkarırken elimin altında bir şeyler hissettim. elimi cebime soktum, bir mektup vardı. fransızca yazılmış ama postayla gelmemiş bir mektuptu bu, o kucaklaşmalar ve kalabalık arasında biri gizlice cebime koymuş olmalıydı. imzasız bir mektuptu, zeki ve çok insancıl düşünen biri yazmıştı, bir "beyaz" değildi, ama son yıllarda sürekli artan özgürlük kısıtlamasına duyduğu bir öfkeyle yazmıştı. "size söylenen her şeye inanmayın," diyordu kimliği belirsiz bu kişi. "size gösterdikleri şeyler kadar, göstermedikleri birçok şey olduğunu da unutmayın. bilin ki, sizinle konuşan insanlar, size söylemek istediklerini değil, sadece izin verilen şeyleri söylüyorlar. hepimiz