Cemil Meriç 'Bu Ülke' adlı eserinde kitaplarla ilgili şöyle der:
"...sıhhatli bir zeka, kitapları çalışmalarına tabi kılar. Onun için eğlencelerin en asilidir okuma, daha doğrusu en asilleştiricisidir.
Kitap zekâyı kibarlaştırır. Hassasiyetimizle düşüncemizi ancak kendi içimizde, zihni hayatımızın derinliklerinde geliştirebiliriz.
Ama, zekânın tavırlarını efendileştirmek için okumak zorundayız.
Bazı kitapları, edebiyat ilminin bazı inceliklerini bilmemek, dâhiler için bile fikri bir avamlık işareti. Kibarlık ve asalet, düşünce dünyasında da bir nevi alışkanlıklar francmaçonnerie'sinden, bir gelenekler mirasından ibaret."
Muhammed Ali, asıl adıyla Cassius Marcellus Clay Jr., 17 Ocak 1942'de Amerika Birleşik Devletleri'nde doğmuş ve boks tarihinin en büyük sporcularından biri olarak kabul edilmiştir. Olağanüstü hızı, güçlü yumrukları ve kendine özgü dövüş tarzıyla ringlerde rakiplerine üstünlük sağlamış, dünya ağır sıklet boks şampiyonluğunu üç kez kazanan ilk boksör olmuştur. "Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım" sözü onun hem stilini hem de özgüvenini simgeleyen unutulmaz bir ifade haline gelmiştir.
1964 yılında İslam dinini seçmiş ve bu kararının ardından adını
Muhammed Ali olarak değiştirmiştir. İnancı, onun hayatında ve duruşunda önemli bir yer tutmuş; bu nedenle Vietnam Savaşı'na katılmayı reddetmiş ve bu tutumu büyük tartışmalara yol açmıştır.
Sporculuğunun yanı sıra insan hakları, eşitlik ve adalet konularında sergilediği cesur tavırlarla da tanınan Muhammed Ali hem spor dünyasında hem de toplumsal alanda derin izler bırakmış unutulmaz bir efsanedir.
PULP FICTION
Quentin Tarantino
Yönetmen: Quentin Tarantino
Yıl: 1994
Süre: 154 dakika
Tür: Neo-Noir / Kriminal
Cannes: Altın Palmiye (1994)
Bazı filmler zamanı doldurur. Bazıları zamanı yeniden tanımlar. Pulp Fiction, ekrana her yansıdığında sinemanın kurallarını yeniden yazmaya devam eden, otuz yıldır güncelliğini yitirmeyen sapkın bir başyapıttır.
Anlatı Yapısı: Zamanı Kırmak
Pulp Fiction'ın en yıkıcı özelliği, hikâyeyi neden-sonuç zinciriyle sunmayı reddetmesidir. Film, birbiriyle kesişen üç ayrı öykü katmanını — "Vincent Vega ve Marsellus Wallace'ın Karısı", "Altın Saatin Hikâyesi" ve "Bonnie Durumu" — kronolojik sırayı paramparça ederek anlatır. Bir sahnede öldürülen karakter, başka bir sahnede sağ sağlim oturup hamburger yer.
Bu yapı seyirciye hem yabancılık hem de tuhaf bir huzur verir: olayları değil, anları deneyimliyoruz. Tarantino, kurgusunu bir bulmaca olarak değil, bir caz kompozisyonu gibi düzenler — her parça kendi ritmine sahip, ama bir arada çalındıklarında mükemmel bir harmoni doğar.
*"Tarantino'nun doğrusal olmayan kurgusu bir numaracılık değildir; tembelliğin değil cesaretinin ürünüdür. Film, başlangıcından sonuna doğrusal okunduğunda bile tüm anlamını korur."*
Senaryo, Tarantino ve Roger Avary'nin müşterek kaleminden çıkmış olsa da üslup tümüyle Tarantino'ya aittir: Sıradan insanlar sıradan şeyler hakkında — McDonald's menüleri, ayak masajları, masa başı fıstık ezmesi — olağanüstü diyaloglar kurar. Şiddet ise şiirsel bir estetikle sunulurken komedi ile trajedinin sınırını bilinçli olarak silik bırakır.
Karakterler: Efsaneleşmiş Siluetler
Filmin her karakteri, türün klişelerini içselleştirdikten sonra onları yıkmak üzere tasarlanmıştır. Suç sinemasının tetikçileri bu denli felsefi konuşmaz; bu denli kırılgan, bu
Ve en korkunç olanı ise toplumun çürümeye artık alışmış olması!
Ne muhteşem yazmış Shakespeare Hamlet’te. Sahnenin en karanlık anı; Elsinore kalesinin soğuk surlarında, nöbetçi asker Marcellus gelir ve repliği patlatır: “Kokuşmuş bir şeyler var Danimarka Krallığı’nda.”
Totaliter rejimlerin ayakları altında ezilen toplum içten içe çürür ve nihayetinde ortalığa korkunç kokular yayılır. Acı olan şudur ki toplum bir süre sonra bu kokuya o kadar alışır ki çürümüşlük artık fark edilmez bile olur.
Çürüme her zaman saraydan başlar. Saray çürüdüğünde önce kendi duvarlarına bulaşır, sonra koridorlarına, sonra protokol salonlarına ve nihayet bahçesinin ötesine, kentin sokaklarına, köylünün sofrasına kadar siner. Shakespeare bu sıralamayı dört yüz yıl önce kurmuş.
Hamlet’te krallık çürür çünkü Claudius öz kardeşini öldürmüş ve cezasız kalmıştır.
Polonius’un cesedi Hamlet’in odasında kalır ve sahnede kötü bir koku yayılır.
Otoriter rejimler yalnız baskıyla yaşamaz. Hakikati parçalayarak ayakta dururlar. Bir ülkede gerçekler söylenemez hale geldiğinde, orada yalnız ifade özgürlüğü değil gerçeklik duygusu da çöker. İnsanlar artık doğru ile yalanı ayırt edemediğinde, devletin söylediği şey neyse o doğru olur. Bu, totalitarizmin en derin tanımlarından biridir. Hannah Arendt totaliter rejimlerin gerçekliği ortadan kaldırmak için ne kadar büyük bir enerji harcadığını anlatırken bunu söylüyordu. Yalan, yalan üstüne kurulduğunda toplumsal hafıza silinir.
Gerçeği söyleyen suçlu, yalanı söyleyen ise devlet katında iltifat görüyor. Orwell’in 1984 romanında Gerçek Bakanlığı bütün gerçekleri yalanlarla değiştiriyordu.
Hamlet’te herkes birbirini izler. Saraylılar kralın huzurunda farklı, perdenin arkasında farklı konuşurlar. Polonius oğlu Laertes için casus tutar. Ophelia bir tuzak
MARCELLUS
Pekala, o zaman otur b akalım,
Şimdi sana bir sorum var:
Sen biliyorsundur, söylesene,
Her gece niye çektiriyorlar bu eziyeti bize?
Hepimize, göz kırpmadan, böyle sıkı nöbet tutturmak niye?
Her gün tunçtan dökülen bu toplar ne oluyor?
Ne demeye dışardan bu kadar çok silah alıyoruz?
Pazar gününü bile haftaya katıp,
Bunca gemi işçisini zorla çalıştırınanın amacı ne?
Gece gündüz demeden kan ter içinde nereye koşturuyoruz?
Ne var, ne·oluyor, bilen yok mu?
Hamlet
Salih olmaktan ziyade muslih olmaya da çalışmalıyız. Yani, sadece kendimizi değil, başkalarını da kurtarmak için çaba sarf etmeliyiz. Salih; kendini, muslih ise toplumu kurtarmaya çalışır..
Danimarka Krallığı'nda iyi gitmeyen bir şeyler olduğunu biliyor.
(Ing) "Something is rotten in the state of Denmark" deyimi William Shakespeare'in Hamlet oyununun birinci sahnesinde Marcellus tarafından söylenir İngilizcede gerekçelerle ilgili şüpheler uyandığında, bir şeyler yolunda gitmediğinde ve ciddi biçimde hatalı olduğunda kullanılan bir deyimdir. (cn.)