Stepford Kadınları
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 00:00
Bu kasabaya Eberhart ailesinin taşınmasıyla olaylar başlıyor. sevgili Joanna kasabadaki kadınların sürekli temizlik yaptığını, evlerini bir oyuncak evi düzeninde nizama koyup düzenlediklerini farkediyor. Tabakların desen yönleri, fincanların aynı tarafa bakacak şekilde asılması, yerlerin bal sürülmüş gibi parlaması; Joanna onlara bakınca ev işleriyle kafayı bozduklarını düşünüyor. Evi için markette alışveriş yaparken kadınların sepetlerini dahi nizami dizmesi onu çileden çıkarıyor, çözemediği bir şeyler olduğunu düşünüyor. Arkadaş olacağı Bobbie ile tanışmasıyla birlikte kasabada yolunda gitmeyen ve onları şüpheye düşüren bir şeyler olduğu fikrini benimsiyorlar. Aynı durumu yaşayacaklar mı korkusu sarmışken Bobbie'de değişen bir şeyler olduğu hissine yapılıyor Joanna. Stepford Kadınları, beynimde temizlik ve düzenin yeni anlamı diyebilirim bu kitap için. Okurken o sonu beklemiyordum çünkü yazar alışılmışın dışında noktalamıştı. Bir filmin en heyecanlı anında elektriklerin gitmesi hissiyatını verdi bana. Ama üzerine düşününce daha sonrasında o istediğim sonu en başından ince ince dokuyup işlediğini farkettim. Böyle düşününce de harika kitaplardan biri oldu benim için. Stepford Kadınları Nur Ira Levin
1000Kitap
Stepford KadınlarıIra Levin · İthaki Yayınları · 20222,738 okunma
10/10
·112 syf.··
2026 40. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 11:33
O kadar ağır bir kitap idi ki aşırı fazla zamanımı aldı. Hoşuma hiç gitmedi kimseye tavsiye etmem. Kitabın içi cevher gibi idi 80 sayfanın içine hazine gömmüş ama toprak değil demiri kazmak gibiydi yeminle. Yapay zekâ kullandım incelemeyi anlatmak için şimdi şu şekilde : Mış Gibi Yapma Sanatı ve Etiket Dini Romanın kahramanları Jérôme ve Sylvie, aslında hiçbir şey olmak istemezler; sadece her şeye sahip olmak isterler. Onlar, günümüzün "old money" (eski zengin) estetiğine özenen, ama ay sonunu zor getiren kitlelerin 1960'lardaki prototipleridir. En büyük fantezileri, paraya doyup parayı umursamıyor gibi yapmaktır: > "Zenginliklerini unutacaklardı, bileceklerdi zenginlikleriyle gösteriş yapmamayı. Övünmeyeceklerdi bununla." > Ne kadar tanıdık, değil mi? Marka logosu görünmeyen ama binlerce lira eden o "sade" tişörtleri giyme arzumuzun birebir aynısı. Ancak gerçeklik çok daha acımasız ve komiktir. Bir tarz yaratmaya çalışırken düştükleri durum tam bir fiyaskodur: > "...İngiltere'ye yeni gelmiş, çok düşük maaşlı bir göçmenin son derece Avrupalı karikatürünü andırdı." > Estetik, kültür, sanat dedikleri her şey, aslında etiketlerin arkasına saklanmış bir görgüsüzlükten ibarettir: > "Lüks adını verdikleri olguda asıl sevdikleri, bu lüksün ardında yatan paradan başkası değildi çok kez." > "Zenginlik belirtilerine kaptırmışlardı kendilerini; yaşamdan önce zenginliği seviyorlardı." > 35 Metrekarelik Şato ve "Hak Etme" Yanılgısı Bugün hepimizin içini kemiren o "ben en iyisine layığım" kibrini Perec tek bir cümleyle özetler: > "Sahip olmaya layık olduklarından başka şeyleri yoktu." > Mükemmel hayatlar, Chesterfield divanlar, ipek gömlekler düşlerler ama uyandıkları yer 35 metrekarelik döküntü bir dairedir. Sahip olamadıkları o lüks, hayatı yaşanmaz kılar. Yaşadıkları sıkıntı
Hayat ve İnsan
ŞeylerGeorges Perec · Metis Yayınları · 20161,362 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir kaybediş ve buluş hikâyesi...
8/10
·192 syf.··
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 23:17
"Akıllılar dünyasının bir kıyısında, sisli bir dağ başında çöreklenmiş, dünyayı kendimce anlamlandırmaya çalışan bir deliyim." İşte bu sarsıcı cümleyle başlıyor Ayşe Şasa kitabına ve bu eserinde hastalık süresince yaşadığı tecrübelerini kaydettiği notları okuyucusuyla paylaşıyor. O, dünyaya düşmekle yaralanan ve bu yarayı bir ömür boyu ruhunda taşıyanlardan biridir. Çocukluğundan itibaren oldukça zor şartlarda yaşamak zorunda kalan Ayşe Şasa ’nın hayatını, İlber Ortaylı kitabın takdim kısmında şöyle özetler: "Para, anane ve eski bir Osmanlı ailesi; çok kişinin imrendiği bu zenginliğin, hassas ruhlu bir yazar için imkânlar kadar tıkanma ve zorluklar yarattığını da söylemek gerekir." Dışarıdan müreffeh ve göz alıcı görünen hayatı kendi tabiriyle aslında bir "cehennem" dir. Oldukça iyi eğitim almış, Marksist bir entelektüel olan Şasa otuzlu yaşlarında ağır bir varoluşsal kriz yaşar. İçindeki anlamsızlık ve karanlık o kadar yoğundur ki, tüm yaşadıklarının nihayetinde şizofreni hastalığına yakalanır. Şasa, uzun yıllar pek çok psikolojik rahatsızlıkla boğuşur; ta ki yolu Muhyiddin İbn Arabi ile kesişene dek. Füsûsu'l-Hikem’in sayfalarını açtığı an, hayatındaki büyük dönüşüm de başlamış olur. Gerçeklik algısını kaybettiği anlarda bile zihnindeki anlam arayışını diri tutmayı başaracak kadar zeki bir kadın olan Şasa, ruhuna aldığı sayısız yaraya şifa olan bu kitaba sımsıkı sarılır; belli ki kitap da ona... Düştüğü karanlıktan ona uzanan bir rahmet eli olan İbnü'l Arabî, Şasa’nın deyimiyle ona bu dünyada "cenneti yaşatan" manevi bir rehber olur. Ve artık o, hayata ikinci bir defa yeniden gelmiş gibidir. Sevgili Ayşe Şasa'yı, bu çetin hayat yolculuğunda, geçtiği vadiler ve ulaştığı menzillerle Ferîdüddin Attâr Attar’ın kuşlarına benzetiyorum. Simurg’a giden o meşakkatli yolda, ona rehberlik eden ise
1000Kitap
Delilik Ülkesinden NotlarAyşe Şasa · Ketebe Yayınları · 20231,803 okunma
İnsanın Anlam Arayışı
9/10
·544 syf.··
2025 9. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 15:53
Kitabımızın konusu 19'uncu yy. son dönemlerinden itibaren günümüze dek toplumların ve önemli figürlerin hayatı anlamlandırma çabası üzerine. Kitabın kapsamı taa mitolojilerden falan başlamıyor veya yazarın da son kısımda belirttiği üzere bu tarihsel anlatı Schopenhauer, belki Hume gibi biraz daha eski dönemlerden itibaren de ele alınabilirdi fakat kendisi Friedrich Nietzsche'den ve onun meşhur "Tanrı öldü ve onu biz öldürdük" ilanından itibaren kapsamlı bir anlatıya girişmiş. Oldukça dolu bir kitap. Aslında aynı yazara ait ve birkaç yıldır kitaplığımda öylece bekleyen ciltli miltli bir tuğla olan Fikirler Tarihi - Ateşten Freud'a kitabını okumak istiyordum ama yarım kalmasına da gönlüm razı değil ve gözüm kesmedi henüz. O kitap da genel insanlık ve düşünce tarihini çok daha gerilerden ve kapsamlı anlatıyor gibi gözüküyor. Yazarın çok fazla referans ve örnekle kitabı doldurması, dönemine ve alanına damga vurmuş hemen hemen bütün sanatçı, filozof, şair, yazar, siyasetçi, eğitimci, aşçı, bahçıvan... aklınıza ne gelirse bunları üzerimize çığ gibi yağdırması gözünüzü korkutmasın çünkü kitabın dili gayet anlaşılır. Yazarın kendi şahsi yorumları veya yönlendirmeleri kitabın aslan payını oluşturmuyor. Tabi ki arada doğru yerde farklı bir perspektiften bakmayı kolaylaştıracak girdiler yapıyor. Bu bakımdan hangi manevi inanca sahip olursanız olun kitabı okumaktan çekinmenize gerek yok. Her kültürel kademeden insanın edinebileceği çok güzel bilgiler mevcut bana kalırsa. Genelde fikirsel bir tarih anlatılırken hep en çok bilinen ve kabul görmüş ekoller üzerinden gidilir ama yazarımız bu anlamda olabildiğince fazla bakış açısını yansıtmaya çalışmış. Elbette hepsine aynı ağırlığı ve sayfa sayısını ayıramasa da böyle bir şey de varmış bak bunlar da düşünülmüş dedirtecektir eminim ki. Kitap yalnızca "Tanrı var mı yok mu
Hiçlik ÇağıPeter Watson · Kronik Kitap · 202456 okunma
Küçük olma büyük ol
5/10
·154 syf.··
2025 125. kitabı
Egalité Bu minik kitapta hicivli illüstrasyonlar iyi, çeviri de usta çevirmen Şemsa Yeğin'in. Elimde Payel Yayınevi'nin baskısı olması da iyi oldu, kapağında çok sevdiğim büyük modern ressam Marc Chagall'ın sanırım resim kolajı var. Ancak, yazarını sevmem. Frankfurt Okulu'na mensup olup, 20li yıllarda komünizme ve bir yandan da psikanalize tutkuyla bağlıyken 30larda bu iki akımdan da atıldı. Bunun öyküsünü buraya aktarmaya gerek yok, sadece güzel bir deyim kullanarak geçeyim: Ateş olmayan yerde duman çıkmaz. Bu kitabını 1945'te yazmış, kitap 1948 yılında yayınlanmış. Küçük adam dediği basbayağı halk, sokaktaki insan. Büyük adamlar ise Nietzchevari şekilde insanları mutluluğa götüren liderler ve insanlığa faydalı sanatsal kültürel eserler meydana getirenler. Küçük adamın kendi küçüklüğünün farkına varıp uygarlığı yeniden yaratmasını istiyor, bu çerçevede ya onu şimdiki durumundan dolayı suçluyor ya da ona önerilerde bulunuyor. Kitabın epey sayfasını da bu uğurdaki kendi klinik çalışmaları savunusu oluşturuyor. Kitap kulübümüzdeki tartışmaya katkıda bulunmak için hazırladığım notları da paylaşmak isterim: EPİGRAF Sevgi, çalışma ve bilgi, 7, 13, 64, 90 ÖNSÖZ - Coşkusal veba, 10, 11, 12, 13, 21, 70, 101, 105, 122, 126, 135, veba, 117 İnsanın içindeki yaşam gücü, 11, 12, 13, 117, 122, 125-6, 129, içindeki doğayı yeniden keşfetmek, 47, yaşam enerjisi, 70, 82, doğal yapı, çocuğun bedensel sevgisi, kadınının düşlediği sevgi, onaltı yaşın yaşam düşleri, 86, içten gelen şeyi dinlemek, 86-87, "orgone", 110, Acunsal Yaşam Enerjisi, 111, 112, 137, 144; yaşam enerjisi yasalarını buldum, 153, peygamber "Amerika'da bize sunulmuş olan konuşma özgürlüğü", 13, Wilson övgüsü, 102, 105 -Faşizm, 10, Führer, 22 Yaşam gücünü korumak, 10, 12-13, özünde canlı ve sağlıklı olmak,
Hayat ve İnsan
Dinle Küçük AdamWilhelm Reich · Payel Yayınları · 201915,4bin okunma
Toplumun Maskesini Düşüren Bir Deney
10/10
·261 syf.··
2025 65. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 15:30
Ünlü Alman gazeteci-yazar Günter Wallraff, 1983 yılında radikal bir deneye girişti: İki yıl boyunca kimliğini bir kenara bırakarak, Federal Almanya'daki yüz binlerce Türk işçiden biri olan "Ali Levent Sinirlioğlu" kimliğine büründü. Bu sıradışı rol değişimi, sadece bir kılık değiştirme oyunu değil, modern bir sanayi toplumunun en karanlık dehlizlerine inen, acımasız ve sarsıcı bir yolculuktu. Peki, Wallraff'ı bu zorlu yola iten neydi? Wallraff, "Önsöz Yerine" bölümünde deneyinin temel motivasyonunu açıkça ortaya koyar. İki temel amacı vardı: Gelişmiş bir sanayi toplumunun ortasında "en alttakilerin", yani yabancı işçilerin yaşadığı "akıl almaz dramı" kamuoyuna duyurmak ve toplumun "gerçek yüzlerini görebilmek için insanın kendi gerçek yüzünü saklaması" gerektiği fikrini kanıtlamak. Wallraff, bir Türk işçisi olduğunda, insanların ve kurumların maskelerini indirerek kendisine nasıl davrandıklarını en çıplak haliyle belgelemek istiyordu. Wallraff bu role sadece siyah bir peruk takıp koyu renkli lensler kullanarak hazırlanmadı. "En pis işlerde" çalışırken bedenen yıkılıp geçmemek için yoğun bir hazırlık döneminden geçti; düzenli spor yaparak iyi bir maraton koşucusu oldu ve deneyin başında ciğerlerine yedi litre hava çekebilecek bir kapasiteye ulaştı. Bu hazırlık, deneyin ne kadar zorlu olacağının bir göstergesi olduğu kadar, ödenen bedelin de kanıtıdır. Deneyin sonunda Wallraff'ın kendisi de bir kurbana dönüşmüştü: "'Ali' olarak iki yıl çalıştıktan sonra kapasitem beş buçuk litreye düştü. Thyssen'in zehirli tozlarından kaptığım bronşit, müzminleşti bile." Bu fiziksel yıkım, deneyin sadece bir yöntem değil, aynı zamanda bedel ödenen bir tanıklık olduğunu en başından ortaya koyar. Bu inceleme, Wallraff'ın "Ali" olarak yaşadığı deneyimler üzerinden, kitabın
Araştırma-İnceleme
En AlttakilerGünter Wallraff · Milliyet Yayınları · 1985257 okunma