Kaybettiğim çocukluğu da ağlıyorum, üçümüzün çocukluğuna; Yano’nun Tila’nın ve benim.
Artık ormanda, ıslak toprak üzerinde, “mavi kaya” ya kadar yalınayak koşmak yok; tırmanacak ağaç, çürük bir dalı kırıldığında üzerinden düşülecek ağaç yok; düştüğüm yerde beni kaldıracak Yano yok; damlar da gece gezmeleri yok; bizi anneme şikayet edecek Tila yok.
Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yâr üstüne;
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri
Gündüzleri günışığında ısınmak;
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine…
-Bin türlü mavi akar Boğaz’dan_
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.
Gregor, ayık kafalı bir umursamazlık içinde düşünürdü: ‘Yaşamımda tatmadığım şey kalmadı. Kadınlarla kızlarla seviştim, bozkırda at sürdüm, baba olma zevkini tattım, adam öldürdüm, kendim ölümle burun buruna geldim ve mavi gökyüzünü zevkle seyrettim. Yaşam önüme yeni ne koyabilir benim? Hiçbir şey! Ölebilirim de! O kadar müthiş bir şey değil ölmek. Zengin bir adamın kumar oynaması gibi, savaşta hiçbir tehlike korkusu olmadan oynayabilirim. Kaybım büyük olmaz.’
tablolar hiç de benzemiyor asılmışlara
şu sarının bir başka sarıyla hiçbir yakınlığı yok
kırmızı benzemiyor sabahki gözlerime
şu mavi belki biraz yalnızlığımı
ama neden bunalmamış bu yeşil
bu kara benzemiyor kayguma