Gökyüzü ile yeryüzünün ortak kokusu.
Puan vermedi·254 syf.··
2026 10. kitabı
PETRİKOR. Yağmurun toprağa düştüğü o ilk anın kokusu... Aslında tüm hikaye bu cümle ile başladı benim için; "Gökyüzü ile yeryüzünün ortak kokusu." İsimlerinin söylenmediği bir Adam ile bir Kadının birbirlerine karşı hissettikleri duyguları, birbirlerine karşı olan düşüncelerini kendi iç hesaplaşmalarını, içsel çatışmalarını, sevgilerini, duygusal yükselmelerini, alçalmalarını," ya öyleyse" sorgulamalarını, enerjisel olarak yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını sakin bir yağmurun yağması gibi hiç acele etmeden okuyup gittim sayfalarca. Klasik bir aşk romanı değil bu, bu bir "hisler" kitabı desem yeridir. Ayrıca Ionix Döngüsü çok çok iyi düşünülmüş kozmik bir olaydı. Oasis ve Lapis gezegenlerinin bu döngü içerisinde birbirlerine yakınlaşmasını ve uzaklaşmasını o kadar güzel ifade etmişki duygusal ve enerjisel olarak Adam ve Kadın'ın hissel durumlarının ifadesi için başarılı bir metafor olmuş. Bölüm başlarında gezegenlerin döngü içindeki durumlarını okurken uzay boşluğunda bir belgesel izliyor hissi yaşayıp ardından mevsimin her zaman yağmur öncesi olduğu Yokluk Ülkesi'ne geçiş yapmak farklı bir keyif verdi bana. Yazar Jonah Axon'ın bu ilk kitabı yeni bir tarz arayan okurlar için tavsiye edebileceğim bir eser. Mayıs ayının okuduğum ikinci kitabı oldu. Başka güzel kitaplar ile görüşmek üzere @ya_petrikor2026 Limera Yayınları Reklam değil tavsiyemdir #sametkoca #petrikor #jonahaxon #kitaptavsiyesi #bookworm
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202668 okunma
9/10
·52 syf.·
2026 147. kitabı
Üçüncü Yeni - Sayı 44 (Nisan-Mayıs-Haziran 2026) Üçüncü Yeni Dergisi Edebiyatın insana, insanın ise kendi içine döndüğü o kadim duraklardan biri bu ay Üçüncü Yeni Dergisi ile yeniden bizleri selamlıyor. Toplam 52 sayfadan oluşan ve yayın hayatına farklı bir soluk katan dergi, 44. sayısında son derece vurucu, bir o kadar da zamansız bir temayı sayfalarına taşıyor. Yalnızlık. İlk defa sayfalarında kalem oynattığım ve genel yayın çizgisiyle bende büyük bir beğeni uyandıran Üçüncü Yeni, bu sayısında çok sesli ve zengin bir içerik haritası sunuyor. Derginin sayfalarını araladığınızda sizi karşılayan yazar Ayşegül Sözen Dağ röportajı, sayıya dinamik ve ufuk açıcı bir giriş sağlıyor. Bununla da kalmıyor, derginin özellikle şehir, etimoloji ve inceleme kısımları, edebi derinliği entelektüel bir zeminle besleyen, dergiye çok yönlü bir kimlik kazandıran en beğendiğim köşeler oldu. Kelimelerin kökenine inen, mekân ile insanı buluşturan ve metinleri masaya yatıran bu bölümler, dergiciliğin nitelikli örneklerinden birini sunuyordu. Ancak bu sayının benim için en hususi ve anlamlı yanı, kuşkusuz "Kalabalıklar Arasında Yalnızlık" başlıklı yazımla bu edebi iklime dahil olmuş olmamdır. Yazımda, insanın modern dünyanın keşmekeşindeki yalnızlığından ve münzevilikten yola çıkarak, kendi içime, yani kendi kitabım olan " Elifce "me dokunan bir iz sürdüm. Bu içsel yolculukta, edebiyat tarihinin kendi içindeki meşhur yalnızlarını da unutmadım, yol üstünde Franz Kafka ve Nilgün Marmara ’nın uğraklarına uğradım, ruhlarını saygıyla yâd ettim. Nihayetinde ise hayatın kaçınılmaz ve tek mutlak gerçeği olan ölüm ile kapanış yaparak, dünyadaki yalnızlığın aslında bütünü kuşatan, kaçılamaz bir hakikat olduğunu gözler önüne sermeye çalıştım. Bu derin ve
Edebiyat
Üçüncü Yeni - Sayı 44 (Nisan-Mayıs-Haziran 2026)Üçüncü Yeni Dergisi · Üçüncü Yeni Dergisi Yayınları · 20261 okunma
Reklam
10/10
·224 syf.··
2026 22. kitabı
“1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler.” İşte Sabahattin Ali’nin kaleminden Kuyucaklı Yusuf eserinin ilk cümlesi… Daha ilk satırdan insanı içine çeken, sarsıcı bir başlangıç. İlk cümlesinde ölümle açılan bir romanın içinde daha neler yaşanacağını siz düşünün… Kitabı bitirdiğimde, yazarın bunca olayı sadece 224 sayfaya nasıl sığdırabildiğine gerçekten çok şaşırdım. Her sayfasını ayrı bir merak ve heyecanla okudum. Oldukça akıcı bir dile sahipti; özellikle betimlemeler sayesinde olaylar, kişiler ve mekânlar gözümde bir bir canlandı. Hiçbir yere tam olarak ait olamamış, sessizliğiyle konuşan Yusuf’un hikâyesi beni derinden etkiledi. Annesi ve babasının ölümüne şahit olan, buna rağmen dimdik durmaya çalışan bir çocuk… Kaymakam Salih Bey tarafından evlatlık alınmasıyla birlikte Yusuf’un hayatı bambaşka bir yöne evriliyor. Bundan sonrasında ise o evde gelişen olaylara, ilişkilerin kırılganlığına ve dönemin toplumsal düzenine şahit oluyoruz. Sabahattin Ali, bir yandan Yusuf’un iç dünyasını anlatırken bir yandan da toplumdaki çürümeyi, adaletsizliği ve güç dengelerini gözler önüne seriyor. Ne yazık ki çoğu zaman haklı olanın ya da ezilenin değil, parası ve gücü olanın söz sahibi olduğu bir düzenle karşılaşıyoruz. Kitapla ilgili konuşmak, tartışmak istediğim o kadar çok şey var ki… Ama spoiler vermemek için bu duyguma hâkim olmaya çalışıyorum. Mayıs ayında böylesine güzel bir eseri okuduğum için hem çok mutluyum hem de kitabın boğazımda düğümlenen o hüzünlü etkisini hâlâ taşıyorum. Benim gibi okumakta geç kaldıysanız, daha fazla beklemeyin derim. Siz Kuyucaklı Yusuf’u okudunuz mu? Yusuf’un sessizliği sizde nasıl bir iz bıraktı?
1000Kitap
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,4bin okunma
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 22:20
Bir Kutu Kitap Mayıs ayı aboneliğimden çıkan kitaplardan biri oldu. Her ay gelen kitapları incelerken kapak tasarımına bakıp ‘bu kitap güzele benziyor’ veya ‘bu kitap hiç beni sarmayacak gibi’ tarzında yorumlar yaparım kendi kendime. Mayıs ayında bu kitap benim için ‘hiç sarmayacak’ olan kitaptı, lakin şu an inceleme yazıyorum. Beni şaşırttığı için mutluyum. Kitap ilk başta zaman yolculuğunu anlatıyormuş gibi görünse de aslında geçmişe gitmekle değil, kalpte yıllarca taşınan pişmanlıklarla ilgileniyor. Çünkü insan bazen kaybettiği şeyi değil, ona söyleyemediği son cümleyi özlüyor. Kitaptaki karakterler geçmişe döndüklerinde kaderlerini değiştiremeyeceklerini biliyorlar. İçlerinde yine de bir ‘acaba?’ içeren bir umut olsa bile hiçbiri hayatını yeniden yazmaya çalışmıyor. Onların aradığı şey çok daha içten bir şey. Bir teşekkür, bir özür, bir veda ya da yıllardır içlerinde sakladıkları birkaç kelime oluyor. Bu yüzden kitap boyunca en çok hissedilen duygu burukluk oluyor. Çünkü okurken insan kendi hayatında yarım kalmış şeyleri de hatırlıyor. En çok hoşuma giden şeylerden biri kitabın büyük acıları değil küçük eksiklikleri anlatması oldu. Çoğu zaman insanı kıran şey yaşanan felaketler değil, zamanında söylenmeyen sevgi sözcükleri oluyor. Sevdiğimiz insanların hep yanımızda kalacağını düşünerek ertelediğimiz her şey, bir gün içimizde ağır bir yük haline gelebiliyor. Kitap da bunu oldukça sade ama etkili bir şekilde gösteriyor. Yazarın anlatımı çok gösterişli değil. Cümleleri edebi oyunlarla dolu değil. Ama bu yüzden duygular daha doğrudan ulaşıyor. Okurken sürekli gözyaşı döktüren bir hikaye de değil, daha çok insanın içinde yavaş yavaş büyüyen bir sızı bırakıyor. Sayfalar ilerledikçe fark ediyorsun ki aslında hepimiz hayatımızda bir kez olsun geçmişe dönmek istemişiz.
Edebiyat
Elveda Demeden ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 2025608 okunma
Puan vermedi·262 syf.·
2026 13. kitabı
Divan Edebiyatın’da gülün yeri;tüm detayları,güzel örneklerle ve arada küçük anekdotlarla anlatılmış bu yüzden Güller Kitabı ismi ama ilerledikçe bununla sınırlı kalmadığını görürüz yazarın. Akademik incelemelerde var tabi alıntılarla daha güçlü bir anlatım oluşturulmuş özellikle beyitlerden verilen güzel örnekler meraklısı için ayrı güzel olacaktır ben üniversite yıllarıma gittim okurken Tabi, sadece gül ile sınırlı kalmamış yazar. Lale,nergis,sümbül,karanfil,çiğdem gibi çiçeklerin de edebiyattaki öneminden nasıl kullanıldığından bahsetmiş. Padişahların,Sadrazamların o dönemdeki önemli şahsiyetlerin de bu çiçekleri nasıl kullandığı ne kadar sevdiği ve hangi sanat (resim vb ) dalında geçtiğinden da bahsetmiş. Dili çok akıcı kitap güzel ilerliyor sıkılmadan beyitler arasında kaybolabilirsiniz. Benim mayıs ayı kitap kulübü kitabımdı o vesile ile okudum. Keyifli okumalar.
Güller KitabıBeşir Ayvazoğlu · Kapı Yayınları · 2021578 okunma
8/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2026 64. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 07:53
Kızıl Karma Jean-Christophe Grangé Yazar bizi 1968 Mayıs ve Haziran aylarında, Fransa'da tutucu De Gaulle iktidarına karşı Nanterre Üniversitesi'nde başlayan öğrenci hareketi, giderek büyümüş ve işçi kesimin desteğini alarak ülke çapında ayaklanmaların, fabrika işgallerinin ve genel grevin yaşanmasına yol açan olaylara götürüyor. Bu olaylardan hareketle Paris sokakları bir nevi savaş alanına dönmüştür. Polislerin bu ayaklanmaları , protestoları bastırma çabası sürerken üniversiteli bir genç kız vahşi bir şekilde evinde öldürülmüş bir şekilde bulunur. Genç kız öldürüldükten sonra vücudunu bir yoga pozisyonu şekline getirerek bırakmıştır katil . Acaba neden ? Kurban , kitap karakterlerinden Herve ve Nicole ' nin arkadaşıdır. Polis cinayeti soruşturmaya başlar. Ekipteki polislerden biri de Herve'nin abisidir fakat üvey (anneleri bir , babaları farklı ) Aradan fazla zaman geçmeden yine bir genç kız aynı şekilde ve aynı pozisyonda ölü olarak bulunur. İki kurbanın ortak noktası yine Herve ve Nicole 'in ortak arkadaşları olması . Gerçekleşen cinayetlerin merkezi bu iki kişi olması akla bir sürü soru getirir. Jean Louis(Herve'nin abisi polis) Hindistanla bağlantılı bir ip ucu bulunca katili aramak için bu üçlü ekip Hindistan'a gitmeye karar veriyorlar. Fakat birgün öncesinde Herve gizemli iki Hintli tarafından kaçırılıyor. Nicole ve Jean Louis ise Fransa'dan Kalküta 'ya, Hindistan'ın Varanasi şehrine oradan da Roma' ya kadar katilin ve Herve'nin peşinde koşmaya başlıyorlar . Gittikleri yerlerde farklı farklı tarikat, din , mezhep ve farklı inançlara mensup kişilerle karşılaşıyorlar. Öldürülen kişilerin sadece o iki üniversiteli kız olmadığını daha pek pek gencin vahşice , ilginç acımasız tarikat kurallarına göre öldürüldüklerini
Kızıl KarmaJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20241,423 okunma
Reklam
Reklam