Alper, Doğu Türkistan'ın Hoten şehrinde yeşim taşı ustası babası, büyükbabası,annesi ve kardeşleri ile yaşamakta olan 15 yaşında bir genç. Çin' de yaşadıkları zulmü, ezanın susturulması, ibadetin, cenaze töreninin yasaklandığı, Çinliler tarafından Uygur Türklerine yapılan taciz ve tecavüzleri, esir kampına götürülen Uygur Türkleri' nin gördüğü işkenceleri dünyaya duyurmak için vermiş olduğu mücadeleyi bizlere aktaran kahramanımızın yaşadıklarını okurken gözyaşlarıma hakim olamadım.
Yazarımız İsmail Muğla; Hz. Ali' nin "bir zulme engel olamıyorsanız, O'nu herkese duyurun" düsturundan hareketle çıkmış olduğu yolda kendisini tebrik ve takdir ediyoruz.
Alper, sevdiği Maysa'ya kavuşabilecek mi?
Ailesinin başına neler geldi?
"Bak oğlum, eğer yaptığın işe gönül verirsen o senin aşkın olur. Eğer, ruhunu verirsen, işte o senin vuslatın olur. Ama yok, yaptığın işe vaktini verip yüreğini vermez isen işte o zaman senin en büyük düşmanın olur."
Ah bu insanlar! Neden dünyevi şeylerden öte sağlığı konuşmazlar. Neden sağlığın yerinde mi diye sormazlar ya da okulda hangi yazarları okuduğunu sormazlar anlamış değildim doğrusu. Bilgi kaybından mı, yoksa gerçekten umursamama içgüdüsü mü, bilinmez.
"Ağabey hile yaptılar ama." dedi, "Yere düşen kişiye vurulmaz ki..."
Bebekleri öldüren, savunmasız yaşlıları katleden, hiç bir günahı olmayan kadınlara saldıran bu insanların yaptığı şey savaş değildi. Onursuzluğun, haysiyetsizliğin ta kendisiydi. Hem de Çinliler bunu barış zamanı yapmışlardı.
"Bazen susmak; kendine, ailene ve her şeyden önemlisi de vatanına yapılan en büyük ihanettir. Yeri ve zamanı geldiğinde öyle bir haykıracaksın ki, seni alemi cihan duyacak. Sonra feryadın arşı kaplayıp özgürlük güneşi olacak."
“Bedenlerimizi esir alabilirsiniz ama ruhlarımızı asla!” diye haykırıyordu