Donup kalmıştım olduğum yerde. Kalbim atmayı bırakmaya çok yakındı. Gözlerim ağlıyordu. Hiçbir şey hissedemiyordum artık . Onun küçük adımları mıydı şu kaldırımları ezen? Onun elleri miydi şu kapadığım kapıyı ömrüme doğru aralayıp kalbimin içine yürüyen? Karanlığın içinde gözlerimi kapatıp kendime sordum. Fesleğeni mi görmüştüm yoksa?
Ötesi yok işte küçük bir çocuk gibi , basit sevmek ve basitçe yaşamak lazım. Tüm maddi şeylerden sıyrılıp aşka etiket vurmadan sadece sevmek. Kitap okur gibi , kağıttan gemiler yapıp hayallerini yüzdürür gibi. Sıradaki şarkı bana gelsin deyip tebessümlere sığmayan mutluluk gibi. Bir çocuk gibi belki, çıkar planlamadan arkasında başka bir fikir olmadan yalnızca sevmek. Gösterişten uzak, doğal,samimi ve çocuksu sevmek lazım ...
Ekmek gibi.
Rüzgar gibi.
Su gibi.
Hava gibi.
Kur'an-ı Hâkim'in Sırr-ı i'câzıyla hakîki bir tefsiri olan Risale-i Nur; bu dünyada bir manevî Cehennemi, dalâlette gösterdiği gibi ,îmânda dahi bu dünyada manevî bir Cennet bulunduğunu isbât ediyor. Ve günahların ve fenâlıkların ve haram lezzetlerin içinde ,manevî elîm elemleri gösterip hasenât ve güzel hasletlerde ve hakáik-ı Şeriatın amelinde Cennet lezâizi gibi manevi lezzetler bulunduğunu isbât ediyor. Sefâhet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle , aklı başında olanlarını kurtarıyor.