Minik Gökçen - Murathan mı geliyor?
Timur eline gelinliğe benzer minik bir elbise geldiğinde ona da şaşkınlıkla baktı. "Bu ne, lan?" dedi hayretle. "El kadar bebek bunu niye giyer?" Murathan, "Lan, Tönge." diyerek aniden arkasında belirmişti. "Bak, ne buldum." Minik erkek bebek takım elbisesini Timur'un burnuna yasladı. "Şuna bak, nasıl tatlı. Papyonu bile var. Yusuf Ali'me alacağım. Barbaros itinin düğünü yaklaşıyor, orada giyer." Bakışları Timur'un elindeki minik, beyaz, uçuş uçuş etekleri olan gelinliğe takıldı. Kısa bir an ikisi de sessiz kaldı. Bazen sessizce konuşuyorlar ve ben sadece o anlarda Timur'u anlayamıyordum. Ayrı bir dilleri var gibiydi. İkisi de ellerindeki minik elbiselere baktılar. Sonra ise gözleri yine aynı anda birbirini buldu. Murathan'ın dudaklarında beliren gülüş keyifliyken Timur elbiseyi hızla önündeki sepete savurmuştu. "Siktir git, Karakurt!" dedi anlamsızca. Murathan'ın kahkahası keyifliydi. "Niye öyle diyorsun, oğlum? Aynı anda senin gelinlik, benim damatlık tutmam tesadüf olamaz. Evrenin verdiği mesajların farkında mısın?" "Değilim." dedi Timur en net şekilde. "Bak işine." Murathan takım elbiseyi bizim sepete atmış, Güneş'in kıyafetlerinin içine karıştırmıştı. Tam olarak o an olaya aydınlanmıştım. "Kızımı oğluna mı istiyorsun. Murathan? Hayırdır?" "Ahu!" dedi Timur uyaran bir tonla. "Uyma şu salağın aklına." Gülerek yumuşatmayı denedim. Kız babası damarları şimdiden fazlasıyla mevcuttu. "Şaka yapıyor adam, Timur. Sen de yani." "Ne şakası?" derken oldukça ciddiydi. "Bu manyak, Gökçen yengeyi beşikten beri seviyor. Bunun oğlu da buna benziyorsa sıçarız." Murathan'ı en nezih şekilde kolundan kavrayıp, ilerletirken, alışveriş arabasındaki takım elbiseyi alıp bir diğer sepete savurmuştu. "Sus ve bir daha konuşma, Karakurt." Murathan takım elbiseyi sepete atıldığı an
"Meryem'in imanı şu güvenden gelir: onu çağıran kişi ondan başkasını çağırmaz ve bu adlandırmada bir sadakat mevcuttur. Vakti zamanında 'İbrahim nasıl tınladıysa 'Meryem' de öyle tınlar burada. 'Kulakları olanlar işitsin' her şeyden önce şu anlama gelir: (erkek ya da kadın) kendisine hitap edildiğini, yani başka hiç kimseye seslenilmediğini duyan işitsin. 'Seni çağırdığımı ve seni gidip diğerlerine gittiğimi söylemen için çağırdığımı işit. Başka bir şey duyma: sen, sadece sen ve benim gidişim. Sana hiçbir şey vermiyorum, sana hiçbir şey vahyetmiyorum, zira sen yalnızca bahçıvanı görüyorsun. Git tekrar et bunu, benim gittiğimi.' Ve tıpkı İbrahim gibi, Meryem de imanını, tespitlerle, hipotezlerle ya da hesaplarla göstermez."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
GİT me din - GEL me di.
Sayfa 67 - Metis yayınları·Kitabı okudu
Şiir
Sen git me dik çe gelmez - git ki gel sin ...
Sayfa 66 - Metis yayınları·Kitabı okudu
Şiir
Git(me)
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin..
Eve dönünce muhtemelen babamı göremeyecektim. Yir­ mi beş yıl sonra ortaya çıkan babam, her zaman olduğu gibi yine kayıplara karışacaktı. Gelişiyle gidişi arasında göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısacık bir süre ... Neden geldiğinin bir anlamı yoktu, ben çocukken de ay­ nıydı, sonrasında da. Yaptığı şeyler için hiçbir zaman esaslı bir gerekçesi olmadı zaten. Hayat sanki onun için, istediğin­ de esen istediğinde duran, yerle gök arasında bir yerde sa­ lınan tuhaf bir rüzgardan ibaretti. Kendini o rüzgara kaptı­ rıp dağ bayıp dolaşır, sırtını o ağaçtan bu ağaca dayar, çeş­ me başında durup arkasına bakar ve geride bıraktığı hiçbir şey için pişmanlık duymazdı, ne bir açıklama ne özür. Bü­ tün gece ne ben sormuştum ne de o söylemişti zaten. Ömrü­ nün son demlerine yaklaşırken eski bir tanışı görmek ister gibi öylesine uğramıştı ve ben eve döndüğümde çoktan git­ miş olacaktı belki de.
İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı