Bugün Çağdaş Sanatın Sahtekar yüzünü gösteren bir kitaba başladım. Esas sanata değil çağdaş olan sanata bakış açımı daha da perçinlediğini söyleyebilirim. Avelina Lesper, Meksikalı sanat eleştirmeni bir yazar. Kitap hem başlığı hem de kapak tasarımıyla bir hayli ilgimi çekmişti. Okuduklarımdan hareketle hem onun fikrini hem de kendi fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
Özetle Avelina, çağdaş sanatın kuyruklu bir yalandan ibaret olduğunu savunur. Çünkü estetik kaygılar söz konusu değildir. Çağdaş olanın gerçek sanatı ve sanatçıyı unutturmaya çalıştığından yakınır.
Müzelere dair şunları söyler: "Müzelerin içindeki her şeyin sanat olduğu varsayılır ve bu durum çağdaş sanat eserlerinin lehine çalışır." Eser müzedeyse bir değeri vardır. Eser sansasyonel bir sanat değeri taşımıyorsa müzede ne işi olur ki? Avelina, sıradan bir objeyi sanat harikası bir esere dönüştüren şeyin müzenin kendisi olduğunu söyler. Sergi yöneticileri olan küratörler bunu fırsata çevirmekte oldukça mahirdir. Basit bir obje, ses ve ışıkla birlikte çağdaş bir sanat eserine(!) dönüşür. Bir ağaç dalını koparıp müzenin bir duvarına yaslamak, biraz ışıkla bunu süslemek ve bir abra kadabra ile onu ön plana çıkarmak ağaç dalını sanat eserine mi yapar? Yani sözüm ona çağdaş sanatçılar müze sınırları dışına çıktıklarında (yarattıklarını sandıkları!) eserleri ile başbaşa kalırlar.
Avelina, "herkes sanatçı olamaz" savını destekler ve ekler: "Sanat tarihinde hiçbir dönemde bu kadar fazla sanatçı var olmamıştır." Bu sadece sanatla ilgili değil hayatın pek çok alanında vardır. Eskiden birkaç önemli fotoğrafçı varken şimdi elinde kamerası olan herkes fotoğrafçı addediyor kendini. Öte yandan eline kalemi alan herkes şairlik, yazarlık ahkamı kesiyor. (Şiir yazmak başka, kendini şair olarak görmek çok başka) Tarihin