aklının ihanete uğradığı geceye gitmesine engel olamıyordu. Buruşuk yüzlü köpek tarafından ihanete uğramıştı. O aklını ve kalbini açıp kardeşlik duygusuyla kendini ifade etmeye çabalamıştı ama karşılığında, buruşuk yüzlü köpek diğerleriyle onu öldürmeye çalışmıştı. Yine de Mecnun zaman zaman bu saldırıya hak vermiyor da değildi. İçgüdülerinden o kadar uzaklaşmıştı ki, bir köpek olarak yaşamayı hak edip etmediğinden kendisi bile emin olamıyordu.
Bu öyküyü yazarken hangisinin aşkı diğerinden üstün olmalıydı, bir türlü karar veremiyordu. Kays, evet aklını yitirmiş, adı Mecnûn'a, Çılgın'a çıkmıştı ama dünyaya ün salmıştı. Bir delilik idi ki onunkisi, binlerce akıllılığa bedel. Çıldırmıştı ama çağlar boyu bütün akıllılar bu çılgınlığı kıskandılar. Öte yanda Leylâ vardı, aşkını anlatmasına törenin engel olduğu, sevdiğini söylemeyi ar edinmiş, geleneklerin tutsağı. Mecnûn aşkını söyleyebiliyordu ama onunki tam da yüreğinde gizli kalmıştı. Aşkını gizli tutan âşık, elbette açıklayandan üstündür. Acıyı kendisine ayırıp sevgiliye safa sunan âşık elbette daha üstündü.