"Hım... sen tam olarak nesin?"
"Şu an bunun bir önemi yok."
"Nasıl bir önemi yok? En yakın arkadaşımın belden aşağısı bir eşek."
Kıvırcık keskin, gırtlaktan gelen bir kahkaha kopardı "Meee-he-he!" Daha önce bu sesi çıkarttığını işitmiştim ama hep sinirden böyle gülüyormuş gibi gelmişti. Şimdi gücenme dolu bir meleme gibiydi.
"Keçi!" diye bağırdı.
"Ne?"
"Belden aşağım keçi."
"Ne oldu, önemli değil demiştin."
“Meee-he-he! Böylesi bir hakareti başka satirler işitse, toynaklarının altına alırlar seni!”
Çıkarım taşın üzerine, toplarım koyunları önüme: "Ben başbakan oldum lan koyunlar, var mı bir diyeceğiniz?" Bilmez miyim koyunlarımın ne diyeceğini? "Meeeeeeeeeeeeeeeeeeee!.."
"Haha," diye güldü Dandelion. "Bu durumda başka yolu yok, kentten gizlice kaçacaksın, Dainty. Sana bir şey söyleyeyim mi? Bir fikrim var. Seni bir kuzu postuna saklayalım. Kapıdan geçerken, 'Ben minicik bir kuzucuğum, meee, meee,' diye seslen. Kimse tanımaz seni."
Kitle iletişim araçlarının "bilinçsizce taklit" davranışını kışkırtan "standartlaştırıcı" etkisini alın. Ona, insanları görüntüler (düşler) dünyasında yaşatarak "bilinçsizleştirici" etkilerini ekleyin. O zaman görülecektir ki insanlık, geçmişinde bile görülmedik derecede "sürüleşme" tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Sevgi ve inanç birlikte yürür, insan sevdiğine inanır, körü körüne inanır yahut inanmadığını hiç sevmez, sende bu mekanizma nasıl başka türlü işliyor böyle?
Dilsiz Meee