“Ozanlar benden, -erkek- kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikaye olmazmış gibi.”
Bu serüvenleri yaşamadan önce Helios güneş tanrısının kızı olan Kirke’nin yaşadıklarına ve bu süreçteki duygularına şahit oluyoruz. Kendi ailesi dahil kimse tarafından değer görülmeyişi sevgiyi başka yerlerde aramasına sebep oluyor bu da pek kötü sonuçlar doğuruyordu.
Sarı gözlü, değişik sesli Tanrıça Kirke’nin daha sonradan sürüldüğü aiaie adasındaki kendini bulmaya çalıştığı; büyücülükte ve cadılıkta geliştiği çok asırlar geçiriyor. Bu uzun zaman boyunca adasına gelen tanrılardan kahramanlara kadar bir sürü kişinin gelişiyle yaşanan olayları ve Kirke’nin karakter değişimini görüyoruz.
Açıkçası kitaptaki betimlemeler ve akıcılık o kadar iyi ki resmen oradan izliyormuş gibi olaylara şahit oluyorsunuz. Kirke’nin değişimini ve duygularını okumak çok keyifliydi. Gerek olimposlulara gerek titanlara karşı koyan dik başlı ve sağlam duruşuyla kalbimi kazanan bir karakterdi. Olay örgüsü ve sonu her şeyiyle beni mutlu etti. Kesinlikle tavsiye ederim. Beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı.
“Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.”