Ciddi anlamda spoiler içerir !!!!!!!!
10/10
·120 syf.··
2026 1. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:48
Zülfü Livaneli’nin Elia ile Yolculuk adlı eseri klasik anlamda bir roman değil; anı, biyografi, gezi yazısı ve dostluk hikâyesinin iç içe geçtiği, gerçek olaylara dayanan edebi bir anlatıdır. Kitabın merkezinde dünyaca ünlü yönetmen Elia Kazan ile yazar Zülfü Livaneli arasında yıllara yayılan dostluk ve birlikte yaptıkları son Anadolu yolculuğu bulunur. Eser, Elia Kazan’ın yaşamının son dönemlerinde doğduğu topraklara duyduğu özlem nedeniyle çıktığı duygusal bir dönüş yolculuğunu anlatır. Kitap, Livaneli’nin New York’ta başlayan anılarıyla açılır. Okur daha ilk sayfalardan itibaren Elia Kazan’ın yalnızca ünlü bir Hollywood yönetmeni olmadığını, aynı zamanda kökleri Anadolu’ya uzanan karmaşık bir kişiliğe sahip olduğunu öğrenir. Asıl adı Elias Kazancıoğlu olan Elia, Osmanlı döneminde İstanbul’da doğmuş, ailesiyle birlikte çok küçük yaşta Amerika’ya göç etmiş bir Rum çocuğudur. Amerika’da büyümüş, tiyatro ve sinema alanında olağanüstü başarılara ulaşmış, birçok Oscar kazanmış ve dünya sinema tarihinin en etkili yönetmenlerinden biri hâline gelmiştir. Ancak bütün bu başarılara rağmen içinde hiç dinmeyen bir Anadolu özlemi taşımaktadır. Kendisini tam anlamıyla Amerikalı ya da Yunan hissetmez; en çok “Anadolulu” olarak tanımlar. Bu duygu, kitabın temel eksenlerinden biridir. Livaneli ile Elia Kazan’ın dostluğu da bu ortak Anadolu duygusundan beslenir. Kitap boyunca sadece Elia’nın hayatını değil, Livaneli’nin kendi yaşamından kesitleri de görürüz. İki sanatçı farklı kuşaklardan, farklı coğrafyalardan gelmiş olsalar da sürgünlük, aidiyet arayışı, sanat ve memleket özlemi gibi ortak duygularda buluşurlar. Yolculuk sırasında yaptıkları sohbetler, kitapta olaylardan daha önemli bir yer tutar. Bu sohbetlerde siyaset, tarih, sanat, insan doğası, göç ve kimlik meseleleri sık sık
Alıntı
Elia ile YolculukZülfü Livaneli · Karakarga Yayınları · 202012,5bin okunma
Zaman labirenti ,insanın arayışı ve kayboluşu
Puan vermedi·382 syf.··
2026 37. kitabı
·
78 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 10:52
Yazar Başkahramanı Hayri İrdal ile girdiği yaşam macerasında trajikomik bir bürokrasi eleştirisi ile karşımızda. Komedi den hayatın gerçek yüzünü öyle bir dille anlatıyor ki bireyden ileriye geçerek çok daha büyük bir memleket ve insan sülietleri ile karşımıza çıkan yazar bunu tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Bireyden topluma geçişin resmini zaman çarkında insanın değişimlerini inanışlarını modernizmini ve cahilliğini bize çiziyor. Yazarın dilinde "zaman" kavramı her zaman merkezdedir. Romanda saatler sadece zamanı gösteren araçlar değildir; canlı birer varlık, insanın karakterini yansıtan birer aynadır. Bu zaman kavramında doğu ile batıyı, insanı insan ile ve insanı cahillikle karşı karşıya getiriyor. İnsanı noktaya alarak batılılaşma ile bireyin trajikomik absürtlüğünü doğu batı arasında sıkışmışlığını kendi dünyasında harika bir dille aktarıyor. Okurken zorlandım ama severek okudum bazen dönüp anlamak için tekrardan okuduğum yerleri oldu. Tanpınar dünyası gerçekten zaman kavramının kaybolduğu okuyucunun labirente girdiği yer. Okuyacaklara keyifli okumalar. Kesinlikle şans vermeniz gerekiyor diye düşünüyorum çok şeyler yazmamak için kısa tutuyorum dipnottur. En sevdiğim sözler arasında yerini aldı onunla cümlelerimi bitireyim. "Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202353bin okunma
Reklam
8/10
·227 syf.·
2026 2. kitabı
Spoiler içerir!! Aşıklar Bayramı, Kemal Varol'un Aşklar, Hevesler, Ayrılıklar isimli üçlemesinin ikinci kitabıdır. Üçlemenin ilk kitabı Ucunda Ölüm Var, son kitabı ise Babamın Bağlaması'dır. Serinin ilk kitabını okumamın üzerinden oldukça uzun bir süre geçti. Beğenerek okuduğum bir eserdi ve yazar ile de tanışma kitabımdı. Aşıklar Bayramı ise benim için oldukça sarsıcı, hüzünlü ve yoğun duygularla okuduğum bir eser oldu. Serinin ilk kitabının hiç de gölgesinde kalmadığını ve hatta onu geçtiğini bile söyleyebilirim. 25 yıldır babasını görmemiş bir adam gecenin bir vakti evinin kapısında, elinde ahşap bavulu ve bağlamasıyla babasını karşısında buluveriyor. Hikaye de bundan sonra başlıyor. Diyarbakır'dan Kars'a uzanan bir yolculukta biz de onlarla birlikte Doğu'nun şehirlerinden, kasabalarından, köylerinden geçiyor, onlarla birlikte yaylaları, nehirleri, dağları, tepeleri aşıyor, onlarla birlikte molalar verip misafir ediliyor ve baba ile oğulun hesaplaşmasında kah babanın tarafına kah oğulun tarafına geçip onların hikayelerine ortak oluyoruz. Bu esere sadece baba-oğul hesaplaşması olarak bakmak kitaba karşı haksızlık olur. Zira bir hesaplaşmanın yanında aynı zamanda bir yolculuk hikayesini, yarım kalmış aşkları, ölümü ve ayrılığı, türkülerimizi, ezgilerimizi, geleneklerimizi, memleket hallerini ve insanlarımızı da okuyoruz. Ben çok severek okudum, gayet güzel bir eserdi; okumak isteyenlere de keyifli okumalar diliyorum.
İnceleme
Aşıklar BayramıKemal Varol · İletişim Yayınları · 20194,334 okunma
Kendine Çarpan Bir Zihin: Tehlikeli Oyunlar
6/10
·479 syf.·
2026 20. kitabı
Önsözünü okumamanız gereken bir kitap kendisi. İnsan bari "spoiler içerir" diye bir not düşer. Kitaba henüz başlamadan sonuyla ilgili önemli bir detayı öğrenmiş oldum. Bu yüzden, okumayı düşünenlere önsözü en sona bırakmalarını tavsiye ederim.Tutunamayanlar'ı değerlendirirken Oğuz Atay'dan ve hayatından bahsetmiştim. Bu nedenle burada tekrar aynı konulara değinmeyeceğim. Kitabın sonunda yer alan değerlendirmelerden birini çok beğendiğim için incelememde ona da yer vermek istedim. Hepimiz çocukken oyunlar oynadık. Kimi zaman yaşadıklarımızı, kimi zaman yaşayamadıklarımızı, kimi zaman da hayal dünyamızın izin verdiği ölçüde bambaşka hayatları canlandırdık. Tehlikeli Oyunlar'da da buna benzer bir durum vardır. Yaşanmamış olaylar oynanır, yazılır ve yeniden kurulur. Kitaptaki hayali arkadaş meselesi de biraz çocuklukla ilişkilidir. Freud, 3-6 yaş aralığında hayali arkadaşların normal olduğunu söyler. Tıpkı Albay Hüsamettin gibi... "Ben çocukları sevmiyordum; onları çok aptal buluyordum. Allah'tan ben çocuk olmamıştım." der Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da. Belki de yazdıklarının bir kısmı yaşayamadığı çocukluğundan kaynaklanıyordu. Bu yönüyle Tehlikeli Oyunlar, biraz da yaşanamamışlıkların ve hayal kırıklıklarının romanı gibi geliyor bana. Anlatım bakımından Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'a oldukça benziyor. Ancak konu bakımından farklı eserlerdir. Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın memleket meseleleriyle ilgilenilen yıllarda tanıdığı insanları ve çevreyi konu alır. Ancak bunu doğrudan anlatmak yerine, o çevrenin eksiklerini, çelişkilerini ve insanlarını alaycı ama aynı zamanda acı bir bakışla eleştirir. Tehlikeli Oyunlar ise daha çok kadınlarla ilişkiler, duygusal çatışmalar ve insanın karmaşık iç dünyası üzerine kuruludur. Romandaki düşünceler ve
İnceleme
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 109. kitabı
Anadolu’nun bağrından kopan o hırçın, gururlu ve bir o kadar da sevdalı sesin en somut, en dirençli hali. Ahmed Arif, memleket hasretini ve imkansız bir aşkın ıstırabını kelimelere öyle nakşetmiş ki, her dizede prangaların paslı kokusunu ve özgürlüğün o keskin tadını alıyorsunuz.
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2023 83. kitabı
‎Orhan Murat Bahtiyar’ın öykü evreni, hayatın dış çeperinde kalmış insanların iç seslerinden örülü bir ağdır. Etini Acıtmak, sadece bir öykü kitabı değil, aynı zamanda modern insanın, "yaşamak" ile "sadece nefes alıp vermek" arasındaki o ince çizgide nasıl yalpaladığının bir güncesidir. Bahtiyar, kitabın kapağında bizi oldukça sert bir ontolojik gerçekle karşılar: “İnsanlar ikiye değil, üçe ayrılıyor bence: Yaşayanlar, yaşamayanlar ve bir de kendine ait bir yaşam kuramayanlar.” Bu tasnif, eserin ruhunu ele veren bir anahtar gibidir. ‎ ‎"Yaşayanlar", hayatın ritmine uyum sağlayan, düşüşlerini ve yükselişlerini sahiplenenlerdir; "yaşamayanlar" ise bir şekilde varoluşun dışına düşmüş, ruhsal bir çekilme yaşamış olanlardır. Ancak yazarın asıl odak noktası, bu iki uç arasında sıkışıp kalmış olan "üçüncü tip"tir. ‎​"Kendine ait bir yaşam kuramayanlar", başkalarının arzularının, toplumsal beklentilerin ya da kaçırılmış fırsatların gölgesinde ömür tüketenlerdir. Onlar için hayat, kendi elleriyle inşa ettikleri bir yapı değil, başkalarının kurduğu bir senaryoda oynadıkları zoraki bir rolden ibarettir. Bahtiyar, bu karakterlerin içsel boşluğunu tarif ederken, insanın kendine yabancılaşmasını bir sızı gibi işler. Bu tipoloji, öykü boyunca karakterlerin neden sürekli bir "eksiklik" hissiyle boğuştuğunu, neden ellerindekiyle yetinemediklerini ve neden kendi hikayelerinin yazarı olamadıklarını anlamamızı sağlayan bir pusula işlevi görür. Yaşamın içinde aktif birer özne olanlar ile hayatın akışında sadece savrulanlar arasındaki o görünmez uçuruma işaret eder. ‎ ‎Toplumsal ahlakın ve vicdani pusulanın zayıfladığı bir çağda, karakterlerin kendi içlerine çekilişlerini okuruz: “Kimsenin hakkına girmedim, hayatta yalan konuşmadım; bana o yeter. İnsanın vicdanı rahat edecek... Yoksa illaki
Edebiyat
Etini AcıtmakOrhan Murat Bahtiyar · Doğan Kitap · 2022255 okunma
Reklam
Reklam