Okuyucuya sanki hikayedeymiş gibi hissettiren üslubu ile takdire şayan bir kitap.
Kitap kabaca bir adamın çocukluk ve gençliğinde yaşadıklarını anlatıyor. Babasının kahramanlıkları ve annesi ile olan ilişkisi de hikâyenin en sürükleyici kısımlarından. Kitabı okurken asla sıkılmadım. Bu mükemmel bir his. Hisler, düşünceler, üzüntü, aşk, heyecan, yorgunluk, çaresizlik ve bir sürü duyguyu hissettim kitabı okurken.
“Sisler arasında beliren bir masal gemisi gibi hafızamda birtakım resimler, olaylar, insan yüzleri var. Bölük pörçük cümleler, gülüşmeler, hıçkırıklar.” Bu cümle geçmiş zamana dair hafızada var olan fakat düşünülmesi ve anlaşılması zor olan anılarla ilgili tam da hissettiğim şeyleri aktarmış. “ Hayat kitapla güzel.” Bu cümle hayatımızı kitaplarla, oradan alacağımız güzel bilgilerle şekillendirebileceğimizi ve hayatın ancak bunlarla güzelleşebileceğini anlatmaya çalışıyor. “Bizim sevdamız artık ahirete kalmıştır.” Bu cümleden ise gerçek dünyada sevdalısına kavuşamayan birinin ahirette ona kavuşabileceği umudu var.
Bu hikayeyi okurken meneviş, lepiska, marşandiz, zahire, hamaylı gibi kelimeler dikkatimi çekti. Meneviş: Bir yüzeyde renk dalgalanması. Lepiska: (saç için) ipeğe benzeyen, uzun, sarı, yumuşak. Zahire: Gerektiğinde kullanılmak üzere saklanan tahıl. Hamaylı: Askısı bir omuzdan koltuk altına doğru çapraz geçirilen muska.
Ardısıra, yarıbuçuk, bilirkişi gibi kelimelerin bitişik yazıldığını öğrendim. Sırt sırta ise ayrı yazılıyor. Aynı zamanda yazar film yerine ‘filim’, tren ‘tiren’, acayip yerine ‘acaip’ gibi üslubundan dolayı kelimeleri değişik yazmış.
Kitap bende gerek betimlemeleri, gerek karakter psikolojisi gerek de aktardığı hisler ile iyi bir izlenim bıraktı.