Müteali | el-Müteali İsminin Anlamı Müteali isminin lügat anlamı: Uluv ve alâ köklerinden türemiş olan el-Müteali ismi; yükseklik, yücelik sahibi, şan ve şeref sahibi, kuvvet ve kudret sahibi anlamlarına gelmektedir. EL-MÜTEÂLÎ: Mahlûkâtın sıfatlarından uzak olan, bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âlî olan. Her türlü benzetme ve tasavvurdan uzak ve üstün olan; her türlü eksilikten ve kusurdan da münezzeh, pak ve temiz olan. “O, gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyük­tür, çok yücedir.”(Ra’d, 13:9). Evet, Allah her türlü eksiklik ve noksanlıktan, her türlü hata ve kusurdan yücedir. Melekler de Onu böyle tenzih ve teşbih etmişlerdi: Müteali isminin ıstılah anlamı: Müteali; var olan veya var olması mümkün her şeyin üstünde ve ötesinde olandır. Müteali; yükseklik ve hükümdarlık’ta kendisine eşit veya kendisinden üstün bir varlık bulunmayan. Müteali; mutlak anlamda yüce olan ve övgüye layık olandır. Müteali; bütün olumlu özellikleri kendisinde toplayandır. Müteali; eksiklik ve zafiyet ifade eden bütün menfi özelliklerden münezzeh olandır. Müteali; kemal sahibi, ulu ve yüce varlık olandır Müteali | el-Müteali Dualar ve Zikirler EL-MÜTEÂLÎ ismin zikri (551) adettir. Zikrin saati Zu­hal; zikir günü Cumartesi’dir. Sabah erken ve akşamdan sonra ve ikindi sonrası okunabilir. Gece okumalarında ise akşamdan sonra ve gece yarısı. Müteali | el-Müteali Fazileti ve Sırları
Din İslam
Doğru. İnsan ruhu hafif. En mutlu anlarından, en güzel zamanlarında uçuyor resmen… O öyle olunca ne dersen de en iyisin, en doğrusun en sevdiği sensin. Lakin ufacık bir isteğini geri çevir, ufacık bir ricasına yüzünü ekşit yahut bir şeyine menfi yaklaş… En işe yaramaz en sevimsiz en kötüsü sensin…

Tâhir Ceyhun Yıldız

@tahirceyhunyildiz
·
Fudayl b. İyâz şöyle dedi: “Ben bir kimsenin rıza hâlindeyken, hoşnutluk havasındayken arkadaşlığına inanmam. Gazap hâlindeyken arkadaşlığını esas kabul ederim.”
Sayfa 61 - Server Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Zülfikar beni hazreti yezid diyerek gıcık ediyor. Yezid hakkında menfi anekdotlarımı sizlerle paylaşacağım beklemede kalın🙏🏻
Üstad Hazretlerinin şartlı önermeyi kullandığı yere bakar mısınız ? ''Evet, şu âyet-i kerime, kıyâsât-ı mantıkıye içinde, kıyas-ı istisnâî kısmının en kuvvetli ve kat'î bir kıyasıdır. Şöyle ki: Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnâî misali olarak deniliyor: "Eğer güneş çıksa gündüz olacak." Müsbet netice için denilir: "Güneş çıktı. Öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür." Menfi netice için deniliyor: "Gündüz yok. Öyleyse netice veriyor ki, güneş çıkmamış." Mantıkça, bu müsbet ve menfi iki netice kat'îdirler. Aynen böyle de, şu âyet-i kerime der ki: Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder. Evet, Cenâb-ı Hakka iman eden, elbette Ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.'' Lem'alar Burada iki önerme var. 1. Güneş doğmuştur. 2. Gündüz olmuştur. Yani birincisi varsa, ikincide vardır. Yani gündüz olmuşsa, güneş doğmuştur. Buna şartlı önerme denir. On Birinci Lem'a, Mirkatü's- Sünnede Şartlı önerme kullanılmıştırr. Eğer Allah'a muhabbet varsa, Habibullah'a ittiba edilecek. İttiba edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Müspet düşün. Güneş çıkarsa, gündüz olur. Güneş çıkmıştır. Öyleyse gündüzdür. Gel böyle, Eğer Allah'a muhabbet varsa, Habibullah'a ittiba vardır. Allaha muhabbet varsa, Habibullah'a ittiba vardır.
Risale-i Nur

gavvas

@purkusur_
·
Eğer kaziyye-i şartiyenin iki cüz'ü arasında birbirini gerektirme yahut nefyetme söz konusu ise buna, kaziyye- şartıyye-i muttasıla diyoruz. ''Eğer güneş doğdu ise, gündüz oldu demektir.'' kaziyyesi gibi.
Sayfa 124 - Osmanlı Araştırmaları Vakfı·Kitabı okuyor
Stres, insanın ruhunda ve bedeninde birtakım sıkıntılara sebep olan ruhî bir hastalıktır. İnsanda, tehlike, belirsizlik veya beklenmeyen değişikliklerde stres meydana gelir. Stresin birçok sebebi vardır; bunlar, kişiden kişiye değişebilmektedir. Zira her insanın kişiliği ve bünyesi, karakteri ve görüşleri farklıdır. Aynı hâdiseye maruz kalan iki kişide meydana gelen stresin derecesi, aynı değildir veya biri, stres yaşarken diğeri yaşamayabilir. Aslında stres, işleri daha iyi yapmak için kişiyi motive eden, biraz daha dirençli olmasını sağlayan heyecandır. Vücudun dikkatini, uyanıklığını arttırmak, tetikte durmasını temin etmek için az miktarda stres iyidir. Belirli bir seviyeyi aşmadığında faydası olur. Mesela, bir imtihan için çok rahat olunursa motivasyon eksikliği sebebiyle hazırlanmak zor gelir. Ama az bir stres ile dikkati toplamak ve yoğunlaşmak mümkün olur. “Heyecan güzel şeydir. İnsan, sevdiği ve değer verdiği şeylere karşı heyecanlanır. Ama fazlası zarardır.” denilmiştir. İşte hafif seviyede olan bu heyecan, yönetilebilir ve hareketlere menfî tesir edecek seviyeye gelmeden kontrol edilebilirse insana faydalı olur. Stresin tedavisindeki esas, strese yol açan sebepleri uzaklaştırmaktır. Bunun için dünya ve âhiret hayatına iyi hazırlanmalı, tedbirli olmalı, düzenli yaşamalı, vazifeler zamanında yapılarak telaşa sebep olan hâller azaltılmalı, daha sonra da Allâhü Teâlâ’ya tevekkül etmelidir. Mesela imtihana hazırlanan bir kişi, vaktinde iyice çalışarak hazırlıklarını yaparsa imtihan zamanı geldiğinde kendisine zarar verecek derecede strese girmemiş olacaktır. İmtihan neticesini de hakkında hayırlısı olması için tevekkül ile karşılamak, yani; hayır ve şerrin yalnızca Allâhü Teâlâ’dan geldiğine ve kendisi için öylesinin hayırlı olduğuna inanmak da strese mâni
Din
Bazen yanılmayı istiyorum. Kişiye dair içimde oluşan menfi kanaati, öngörüyü ciddiye almayıp öyle değilmiş gibi davranıyorum. İçimdeki olumsuz kanaat zincirini kırmaya çalışıyorum. Ancak olmuyor, o kişi yanıltmıyor. Tam da öyle çıkıyor. Sezgim, sızıya dönüşüyor içimde.