Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2026 94. kitabı
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Japonya’da, savaşın o büyük yıkımını ve toplumun yaşadığı derin kimlik krizini anlatan bir edebi hareket doğdu: Burayha. Geleneklere, katı kurallara başkaldıran ve kelime anlamı bir nevi 'çöküş' olan bir yazar topluluğu... İşte o kutsal ilan edilen sahte değerlerin büyük enkazından geriye bu topluluğun o melankolik aydınları kaldı. Ango Sakaguçi de o yıkımın tam ortasında, her türlü dayatmanın tamamen uzağında duran bir isim. İnsanın sahteliklerden sıyrılıp kendi çıplak gerçeğiyle, o kaçınılmaz düşüşüyle yüzleşmesi gerektiğini savunan o ödünsüz ruhun ta kendisi. Bu tavizsiz ve net duruş, öykülerinin o tekinsiz dehlizlerinden denemelerinin her bir satırına kadar kendini açıkça hissettiriyor. Tam da bu noktada, Çevirmen Kuzey Baykal’ın kaleme aldığı o kıymetli ön sözü okurken yazarın bu tavizsiz ruhunu daha da derinden hissediyoruz. Eser, aslında çok önceden bambaşka bir yayınevinin mutfağında demleniyormuş. Fakat Baykal, kendi yayınevlerini yani Ayabakan Yayınları'nı kurunca bu edebi mücevheri kendi bünyelerinde parlatmak istemiş. İyi ki de öyle yapmış; zira bu sakınılan özen kitabın her satırında kendini hissettiriyor. Biz Uzak Doğu kültürünü dışarıdan hep katı geleneklere bağlılık, uysal bir adanmışlık ve mutlak bir itaatkarlık üzerinden okuruz. Bizdeki 'kader' algısının onlardaki o trajik, onurlu karşılığı olan Harakiri gibi. Ancak Sakaguçi, bu dışsal şekilciliğin ardındaki o muazzam toplumsal sıkışmışlığı deşifre ediyor. Bize gösterdiği şey çok net aslında; şekilciliğe değil, öze bağlı kalındığı müddetçe ne bir kültür yozlaşabilir ne de insanın öz benliği kaybolur. Çünkü Japon toplumunun o insanı mengene gibi sıkan yapısı; bireyi yapmak istedikleri ile geleneklerin ondan mutlak olarak beklediği 'yapması gerekenler' arasında dehşet
Çöküş ÜzerineAngo Sakaguçi · Ayabakan Yayınları · 20263 okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2025 3. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2025 00:00
1940 yılındaki Auschwitz toplama kampında geçen bir olayı anlatıyor. Gerçekten Nazi soykırımı ile ilgili her kitap okuyuşumda o acıları iliklerime kadar hissediyorum. Kitaplarla ilgili olması da cezbetti beni. Kitaba gelecek olursak; kitap evde yemeklerini yerken Nazi subaylarının Dita ve ailesini yaka paça toplama kampına götürmesiyle başlıyor. Dita 9 yaşındadır ve yaşadıkları şoka uğramıştır onu. Kampta yaşananlar dehşet şekilde. Toplanma odalarında Zyklon gazıyla kullanarak binlerce kişiyi öldürüyorlardı. Ne kadar kişi ölürse kar olarak görülüyordu. Öldürmek için resmen bahane arıyorlar. Yaşam yok etme fabrikası gibi kamp. Toplanma kampında 14 yaşına gelen Dita' dan bir gün 31. Blok sorumlusu spor eğitmeni Fredy Hirsch, Auschwitz Kütüphanecisi olmasını ister. Kitapları çok seven Dita hiç düşünmeden bu teklifi kabul eder. Ama her zaman dikkatli olmak zorundadır. Çünkü kitaplarla yakalanırsa öldürüleceğini bilir. Olay kurgusu bunun üzerine kurulmuş. Kampta tecavüzler, laham çukurları, pis kokular, cesetler, ağır şartlarda aç susuz zorla çalıştırılmalar, Kasap doktor Mengene... İnsan bunların gerçekten gerçekleşmiş olmasına inanamıyor. Diyorsun ki hiç bir insan bunları yaşamamalı. Belki de İsrail o zamanın şu an intikamını alıyor bilemeyiz. Ama kesinlikle olması gerekn bu değil soykırıma soykırımla cevap vermek insanlık olamaz. Keşke İsrail tğm dünyaya soykırım yapmayı değil de o zaman kitaplar için, eğitim için nasıl bir müzadele sergilediklerini gösterselerdi. Savaşa savaşla değil Barış la cevap verilmeli. Bu durumu hiç onaylamıyorum. Hangi zamanda yaşarsak yaşayalım. İnsanoğlu hayata tutunacak bir dal buluyor. Bu kitapta da hayata tutunmak için tutundukları dal bir avuç kitap. Kitaptaki ana karakter Dita aslında gerçek hayatta Lale Sokolov. Bu kamptan sağ
Auschwitz KütüphanecisiAntonio González Iturbe · Pegasus Yayınları · 20232,901 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dayanıklılığın Şifresi
8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 10:02
Sizlerle İletişim Yayınları psikoloji serisinden iki psikiyatristin hastalarından yola çıkarak reçeteler sunduğu Psikolojik Dayanıklılık eserini paylaşacağım. Her gün acı haberlere uyandığımız bir dünyada yaşıyoruz. Kendi yaşadığımız acılar ise ruhumuzu adeta bir mengene gibi sıkıştırıyor. Ama bazı kişiler zorlu süreçlerde daha dayanıklı oluyorlar, yıkılmak yerine yaşarsa yaşasın yaşamına devam edebiliyor. Peki böylesi insanları özel kılan nedir? İşte bu sorunun peşine düşen iki doktor zorluklarla başa çıkmak için evvela psikolojik dayanıklılığın ne olduğunu değerlendiriyor. Psikoloji derneği tarafından kendini toparlama becerisi denen bu süreç; sıkıntılı durumlar karşısında uyum sağlama dönemi olarak tanımlanıyor. Savaş eserleri, ağır hastalıkları olan insanlarla yapılan araştırmalara göre; çok yeni sayılsa da bir dayanıklılık geni olduğunu tespit edilmiş. Elbetteki bu gen tek başına çalışmıyor. Epigenetik ve nöroplastisite ise bu alanda çığır açan yeni alanlar. Dayanıklılığın psikolojik boyutunda gerçekçi iyimserlik insanı koşulları kontrol edemese de koşulları anlamlandırması adına yardımcı oluyor. Körü körüne bir inançtan var olan gerçekliğin irdelenip davranışa dönüşmesi önem arz ediyor. Diğer bir boyut sahip olduğumuz korkularla yüzleşmek. Bilindik fobilerin dışında travma anında verilen olumlu geri bildirimler kastediliyor. Doğru olanı yapmak ve kendinin dışındaki ilahi bir güce sığınmak ise öteki boyutlar. Ek olarak sosyal destek ve bireysel aktivitler dayanıklılık kazanmanın son aşaması ki yukarıdaki sıraya göre hareket etmek önemli. Çünkü sadece ilaç kullanarak ya da spora giderek psikolojik dayanıklılık sahip olmak düşük bir ihtimal. Unutmadan kitabın kapsamının çok geniş olduğunu belirtmeliyim. Hem verilen örnekler vakalar hem de sunulan araştırmalar hayret
1000Kitap
Psikolojik DayanıklılıkSteven M. Southwick · İletişim Yayınları · 2023139 okunma
8/10
·248 syf.··
2025 42. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 17:55
Kitap, Siyah İnci isimli atın otobiyografisini içeriyor. Siyah İnci aslında kendi hayatını anlatırken atların neler yaşadığını, insanların onlara nasıl davrandıklarını, mengene kayışı ve suluk zincirinin atlara nasıl acı verdiğini de anlatmış oluyor. İnsanlar onları ne kadar zorlasa da onların azimle sahiplerine hizmet ettiklerinden de hem kendi yaşamından hem de arkadaşları Zencefil, kaptanın da yaşamından kesitler verilerek aktarılmıştı. Atlarla ilgili hiç bilmediğim konuları öğrenmiş oldum bu kitap sayesinde ve onlarla empati kurmama sebep oldu. Ve keşke tüm atlar hatta tüm canlılar iyi şartlarla ve iyi insanlarla yaşasalar diye düşündüm hiç unutmayacağım çok sevdiğim klasiklerden biri oldu. Mutlaka okumanızı öneririm
1000Kitap
Siyah İnciAnna Sewell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2025 140. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 00:07
Ben küçükken Oliver Twistciydim. Şimdi düşünüyorum da keşke biraz da Tom Sawyer okutsalarmış. Tom Sawyer hayal meyal hatırlasam da aklımda kalan Oliver Twist. Yine de çocuk kişiliğime daha yakın olanı kesinlikle Tom Sawyer. Çünkü ben küçükken bırak baca temizlemeyi o yaşlarda pek eve giren biri bile değildim. Hep işlenen tema yokluk. Her çocuk kadar yokluk görmüşümdür bence hayatımda, fazlası değil; birilerinin aşırı varlıklı olması "ortalama" değildi sonuçta. Ortalama bizdik. Bazen eniştem bir şeyler anlatır, tamam da abi bu normal bir şeydi zaten derim, yani abimle benim yokluktan yaptıklarımızı anlatsam başkası ağlar belki ama biz bulduğumuz çözümlere katıla katıla gülerdik. Neden? Herkes biraz bizim gibi. Anamız yanımızda babamız yanımızda o an. Kardeş desen dolu. Bu şu demek değil; anne babayla büyüyen çocuk full artı full mutlu olur. Hayır, asla böyle bir şey kastetmiyorum ki buradaki kahramanımız Tom Sawyer teyzesi ile yaşıyor, anne baba figürü hiç yok. Ben, kardeşimle aramdaki yaş "farksızlığından" babaannemle yaşadım çoğu yaz. Hatırlıyorum biraz, babaannem saçımı yıkamak için teyzeyle amca gelecek sana bişeyler getirecekler filan derdi. Halam vardı yanımda. O zamanlar iğne yapmaya eve gelirdi hemşireler. Çocuk aşıları için. Halam beni saklardı korkuyorum diye. Bir ekresinde hemşire beni somyanın altında çekti. Düşünüyorum da. Travma olması lazımdı. Bu dediğim ama, hayal meyal okula gitmediğim bir yaş. Hem de full zamanlı değil, kışın geliyordu babamlar ben evimize dönüyordum, hatırladığım şu; halam eve gelip benim yatağım rahat mı üşür müyüm diye kontrol eder, evlerine dönerdi. Ben aynısını yapıyorum yeğenim için. Neredeyse annesine güvenmiyor gibi oluyorum. Bu öyle bir şey değil tabi. Sonuç olarak. Mutlu çocukluk denen şey, tepede bir anne baba, o bu şu ile
Edebiyat
Tom Sawyer’ın MaceralarıMark Twain · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202113,5bin okunma
Sesin Değdiği Yerden
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2025 40. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 22:34
Sesin Değdiği Yerden Okan Alay "Her şey, birbirimizi sevmekle başlamıyor muydu ya da her şey sevgisizlikten ötürü içinden çıkılmaz bir hâl almıyor muydu? #sesindeğdiğiyerden sayfa 77 Birkaç yıldır ağustos ayı benim için #ahdevefaayı Dost yazarların kitaplarını okuyorum bu ayda. Okan Alay hocamın son kitabı ile başladım. Birkaç saat içinde bitirdim kitabı. Çok çok beğendim. Çünkü şahsî düşüncelerimle birebir örtüşen cümleler vardı. 1000 Kitap uygulamasında otuz iki alıntı paylaşmışım kitabı bitirince. Daha da çok var altını çizdiğim yer. Eserde farklı yaşlarda ve kimliklerde anlatıcılar görüyoruz. Hatta son öyküde anlatıcı rolünü üstlenen bir öykü kahramanı. Yazarına sesleniyor. Seviyorum böyle hoşlukları. Eserde bahsi geçen yazarlar da edebiyatın gücüyle "ruha ve kalbe rikkat katan" isimlerdi tam olarak. #tezerözlü #didemmadak #oğuzatay #edipcansever #ahmethaşim #nedim #şeyhgalip #saitfaik #sadıkhidayet #samuelbeckett #dostoyevski #hafızşirazi #shakespeare #cigerxwin #sühreverdi #ibnihaldun #heidegger #schopenhauer #nietzsche #marks gibi felsefecileri ve ünlü yönetmen Andrey Tarkovski'yi de unutmamak gerek tabii. Hepsini görmek beni mutlu etti. Tema olarak çocukluk, çocukluğa duyulan özlem, betonlaşan şehirler, yalnızlaşan insanlar, aile ortamı, aile sıcaklığı, mevsimlerin, şehirlerin, mekânların ve eşyanın insanlar üzerindeki etkileri, özgürlüklere getirilen kısıtlamalar, baskılar, toplumsal sorunlar, patlamalar, ölüm, sıkışmışlık duygusu ( Cendere ve mengene ifadelerinin çokça geçmesiyle iyi hissettirilmiş bu tema) bunalma, çocuk gelin sorunu, iç muhasebe, sosyal maskeler, yalnızlık gibi konular işlenmiş. Kişileştirmeler ve iç konuşmalar baskın. Çiçeklerin, denizin kişileştirilmesi çok güzeldi. Betimlemeler yerli yerinde kullanılmış. Tüm öyküleri çok severek
Sesin Değdiği YerdenOkan Alay · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202511 okunma