Uzun zamandır okuduğum en iyi kitaptı diyerek başlamak istiyorum sözlerime.
Öyle güzel bir kurgu ki tarihteki gerçek kişiler ve nesnelerle harmanlanmış, sürekli merak uyandıran, kitabı okumayı bıraktığında bile bir sonraki bölümü düşündüren bir eser olmuş.
Tek kelimeyle bayıldım!!
La casa de papel işine bak kardeşim
Kitabı okurken Osmanlı döneminde yaşıyor, sarayın odalarında geziyor, kaşıkçı elmasını elinizde tutuyorsunuz.
Evet bu bir soygun hikayesi, soygunu yapanın bile yaptıranı öğrendiğinde titrediği bir soygun..
Hikayenin dışında padişahın verdiği mücadele ve yalnızlığı beni üzdü.
“Çatlamış bir toplum ve mutsuz insanlar zamanıydı.”
“Toplumun çatladığı ve insanların padişahtan yana olanlar ve muhalif olanlar diye kutuplaştığı şöyle bi zamanda bu soygun ülkenin hayrına olmayacaktı.”
“Alçaklık yalnızca dışardaki Yunanlarda değil anlaşılan, içimizdeki yunmayanlarda..”
Sadakat, ihanet, merhamet,aşk, hırs hepsi hepsi var.
esselam ey had-ı rah-i Huda nesl-i Aliesselam ey kutb-i alem hacı bektaş-i veli
ulu hünkarımız hacı bektaş-i veli, yalnızca tasavvuftaki makamıyla değil, edep ve terbiye yolundaki rehberliğiyle de gönül dergahımızın postundadır. o'nu kimi zaman "eline, diline, beline..." kimi zaman da Makalat'ında olduğu gibi "şimdi, tevhid tac; ibadet gerdanlık..." derken buluyoruz. o nefes vermeyi arzu ettiğinde buğday için ısrar eden miskin yunus'un dizelerindeki inciler gibi o da gönlü yüceltir; Makalat sahibi ulu hünkar buyurur ki: "beyt-i mamur, kabe de var. fakat gönül ikisinden de kıymetlidir. (...) gönül, padişah-ı alem Tanrı'nın nazargahıdır." horasan'ın erenlerinden el almış, baba ilyas'ın kutlu halifesi dün olduğu gibi bugün de herkesçe sahiplenilir, herkes kendi yolundan göstermeyi yahut görmeyi arzular. bugün kendinden yesevilik ya da alevi-bektaşi görüşün temeli olarak bahsedebilmemiz bunun en temel göstergesidir. ancak hayatı ve öğretileri gösteriyor ki o bir tarafa ait olmaktan çok "insan" olmaklığı yüceltmiştir. tevhidden temizliğe, esrardan irfana çok şey onda mevcuttur.
şamanist moğollar ve kapadokya bölgesinde yaşayan hristiyanların ihtidasına çaba göstermiştir. hatta bu yörede kendinden aziz charalambos adıyla bahsedilmiştir.
Makalat'ında buyurur ki Çalap Tanrı ne yaratmışsa insanda vardır ve kişi kendini bilmeklikle Rabbını bilir. kişi Rabbını bilmekle kemale erer çünkü bütün kemalat O'ndadır. akıl nuru kimin gönlünde varsa o hoştur, kimde yoksa onun Çalap Tanrı katında yeri yoktur. ilim aynaya benzer, kim aynaya bakarsa iyi yanını gördüğü gibi kötü anını da görür, kendi ayıbını gören başkasını ayıplamamalıdır. şeytanın korktuğu üç nesnedir: sabır, utanmak, kanaat. bunlar aklın hasekisidir, bunlar gelince gönülden açgözlülük ve iki yüzlülük
Bu akşam çok uzun zamandır okumadığım ve anlatımını özlediğimi fark ettiğim bir #zülfülivaneli kitabı olan #huzursuzluk la geldim. Okuyan kadinlar kulubu nün #heraybiryazarbirkitap etkinliğinde Livaneli olmasaydı, üzülerek söylüyorum ki hala bekliyor olacaktı. Okuyan kadinlar kulubu nü sevmem için bir neden daha :)
Okuduktan sonra 'biz ne yapıyoruz' diye sorduğum bir hayata tanık oldum. Arkadaşının ölüm haberiyle doğduğu yere giden İbrahim değil, kanına girilen Hüseyin değil, hatta sebep olarak görülen Meleknaz bile değil, beni yerle bir eden Zilan oldu. Yaşanmışlıklar, onları anlatım şekli, verdiği daha doğrusu veremediği her tepki çöreklendi boğazıma. Kardeşini anlatırken kaç kere kitabı kapatıp bıraktım acaba... Onu okurken hissettiğim o boşluk hissini uzun zamandır hiç bir hikaye yaşatmamıştı bana...
Hikaye İstanbul'dan Mardin 'e uzanıyor. Belalılar hep aynı; dil, din, ırk, mezhep farklılıkları. Yapılan işkenceler, ölümler, zulümler... Daha fazla girmeyeceğim konuya.
Keyifli okumalarınız daim olsun...
"Çarşıda, okulda, kadim Süryani, Müslüman, Yahudi, Mecusi, Zerdüşti, herkesin ahbaplık ettiği, birbirinin kutsal günlerini kutladığı şölen günleri... Ama şimdi iyice içine kapanmış, sertleşmiş, öfkeli bir İslam'ın gölgesi altında kararan bir şehir..."
"Bazı acıları ölüm bile unutturamıyor..."
"Merhamet zulmün merhemi olamaz..."
"Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz... Kendini öldürdüğünü anlamaz, kendi kanının tadından şarhoş olur..."
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Ben nasıl bir kitap okudum arkadassss, içinde yok yok..
Sevgi, merhamet, acıma, inanç, kayboluş, yalnızlık, öfke, sessizlik, sevinç, huzur, umut..
Söyleyin bana kaç kitap tüm bu duyguları bağrında saklayabilir, kaç bahçe böyle çiçekleri gözlerinize serebilir, kac insan hepsini adım adım size sunabilir?..
Gözyaşlarıma hâkim olamadım.. arkada çalan "Rodrigo' nun gitar konçertosu" eşliğinde..
Meğer ne kadar acıkmışım duygu seline, beni boğacağını bile bile nasıl kulaç atmışım dalgalara, yine o suların yoğunluğunda nasıl da nefes alabilmişim, heyhat! Hayret..
Eseri okurken gözlerimin önüne gelen ayetlere ne demeli..
Tam sabrın tükeneceği yerde; "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah suresinin 5,6 Ayetlerinin yüreğime su serpmesi..
Eşlerin birbiri içinde uyumlarını gördükçe; aklıma gelen Rum süresinin 21. Ayeti..
"Kendileri ile huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması da O'nun ayetlerindendir."
Kitabı okurken sanki boğulma riski sonrasında dalgalar beni kıyıya vurmuş, güneş tepeden kızıllığını göstermiş, ben kıyıda sırt üstü uzanmış, gözlerimi hafifçe kısarak güne bakıyorum.. derin ve aralıksız nefes alıyorum, ellerim kumların sıcaklığını okşarken yaşadığıma sonsuz hamd senâlar ediyorum, çünkü bu eserden kuru bir gözle, hafif kıvrılmayan bir dudakla, heyecanla atmayan bir kalple çıkamayacağınıza kefil olabilirim..
#Umut serisi denen bu eserin öncesinde yazarın Yusuf Yüzlü Demir Yürekli kitabıyla tanışmama vesile olan hayatıma soğuk bir kış günü ellerim soğuktan titrercesine usurken, ve çaresizce gözlerim boşluğu tararken güneş gibi doğan esraSultan'ıma çok teşekkür ederim.. kış soğuğunda güneşin değeri ne ise, ya da harlı bir odun ateşinin yüzüme vuran sıcaklığı ne ise, EsraSultan'ında küçücük çocuk
Asi ve MaviŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2019591 okunma
Ne istiyorsun, hangi acıyı çekmek istiyorsun?
Peki bütün acılar bize mi ait? Bazen bilerek veya bilmeyerek başkalarının acılarını da yüklenip sırtlanıyor muyuz?
Peki ya travmalarımız? Çocukluktan bu yana sürükleyerek taşıdıklarımız… Hepsi bize mi ait? Bize ait değilse neden taşımakta ısrar ediyoruz?
Peki anne babalarımız? Onlar sadece anne ve baba mı? Onların hayatları, ümitleri ve umutları ne? Ne zaman onları sadece insan olarak göreceğiz, görebilecek miyiz?
Ya da başkalarının ne düşündüğünü neden bu kadar önemsiyoruz? Neden onların onayına bu kadar bağımlıyız? Başkaları olmadan, onların onayı olmadan yaşayamaz mıyız?
Evet, bunlar gibi birçok sorunun cevapları mevcut. Elbette çoğu cevap tamamen tatmin edici olmasa da insana bir gayret veriyor.
Kitap dört bölümden ve her bölümün içinde birçok başlıktan oluşuyor. Birçok travmaya, kendimize yüklediğimiz beklentilere ve seçtiğimiz ya da taşıdığımız acılara dokunuyor.
Keyif verici ve tatmin edici yönü daha fazla aslında; bunu es geçmek istemiyorum.
Bu yolculukta bana eşlik eden çok sevgili arkadaşıma da buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Sen olmasan bu kitaptan haberim dahi olmayacaktı..
Büyük bir keyifle ve hasta yatağımda okudum, siz sağlıklı günlerde okuyun :)
Hızlıca okuyup bitiriyorsunuz bu kitabı sonra oturduğunuz yere mıhlanıyorsunuz. Öğretilmiş olan adalet, özgürlük, merhamet duygularınız ve düşüncelerinizi karşınıza alıyorsunuz. Nelere rağmen, hangi koşullarda merhametlisiniz, özgürsünüz veya adaletlisiniz bunların kavgasını ediyorsunuz kendinizle.
Kaç kere düzeltemediğiniz ama çok üzüldüğünüz , için için isyan ettiğiniz konulara sustunuz? Tokat gibi çağırıyor yüzünüze kitap. Çok uzun süredir bu kadar kısa ve net bir anlatım okumamıştım.
İyi okumalar.