Allahümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîran velâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente fa’fir lî mağfireten min indik ve’rhamnî, inneke ente’l-Ğafûru’r-Rahîm.
Allah'ım! Ben nefsime çokça zulmettim. Günahları affedecek olan ancak sensin. Katından bir mağfiretle beni bağışla ve bana merhamet et. Sen günahları örten ve mağfiret edensin.
acımasız olan biz değildik, yaşadığımız dünya, yaşadığımız çağ, bütün bir insanlıktı.Biz, bu vicdanını, bu merhametini yitirmiş dünyayı hale yola koymaya çalışıyorduk.

Bu öyküde Hayat ya da Kader, Mehmene'ye sorar: "Şirin'inyaşayabilmesi için güzelliğini verir misin?"
Mehmene, Ferhat'a sorar. "Sirin'in aşkı için demir dağı deler misin?"
Onlar bu sorulara hiç düşünmeden "evet" derler.
Ve sonra okur, kendine sorar: "Ben olsam yapar mıydım?"
Ne mutlu, onlar gibi "evet" diyebilene! Kendinden vazgeçebilmek -ne kardeş için ne sevgili için hatta ne de evlat için- kolay değildir.
Çok nâzik, ince ruhlu, hassas bir kişi tanırım. Zamanı geldi evlendi. İlk günden itibaren kendisi işe gider, karısı cici bebek misâli yatakdan kalkmaz, kocasının kahvaltısını hazırlamaz, beraber çaylarını içmezlerdi. Bu hali gören arkadaşları onu ikaz ettiklerinde, ben onun o noksanlığını zaman gelip, anlayacağına kaniim derdi. Kadın bu rahatlığı görünce hoyratlığı, duygusuzluğu arttı. Akşam sofrasını da ihmal etmeye başladı.
Bahsettiğimiz genç, yorgun argın işten gelince sofra hazırlama işini yüklenirdi. Zaman geldi karısının yanında bir uşak halinden daha aşağı dereceye düşdü.
Nezaket, merhamet ölçüsünde olursa mergubdur. Fakat ifrata kaçılırsa kötü neticeler alınır, iyilerin kötüleşmesine vesîle olunmuş olur.