Şanlı ölüm anılınca Pusat heyecanlandı ve bunun ne zaman, kimin için yazıldığını düşünmeye koyuldu. Aklına iki mısra daha geliyordu:
Arkadışımızın mert ve şan dolu göğsünde
Şehitliğin nişanı bir kızıl gül açıldı...
Bir vakte erdi ki bizim günümüz
Yiğit belli değil mert belli değil
Herkes yarasına derman arıyor
Devâ belli değil dert belli değil
Adalet kalmadı hep zulüm doldu
Geçti bu baharın gülleri soldu
Dünyanın gidişi acayip oldu
Koyun belli değil kurt belli değil
Çerh bozulmuş dünya ıslah olmuyor
Fukara ehlinin yüzü gülmüyor
Ruhsatî de ne dediğin bilmiyor
Yazı belli değil hat belli değil
“Yine de bence, şu gerçeği kabullenmeli insan: Evet, insanların asil yönleri çoktur. En zora düşmüş insana bile sempati duyabiliriz. İnsan, sadece diğer insanlara değil , en sıradan canlılara bile yardım elini uzatır. Tanrısal zekâsıyla, Güneş Sistemi'nin yapısını ve hareketlerini de idrak edebilmiştir. Tüm bu yüce güçlere sahip insan, buna rağmen vücudunda düşük kökenlerinin silinmez izini bir damga gibi taşımaktadır."