Hz. Mevlânâ'nın: "Ey kardeş! Sen yalnız duyuş ve düşünüş'den ibâretsin! Geri kalanın ise sadece et ve kemiktir." diye hitâb ettiği insan, kâinatda yalnız insan'a verilmiş bu mazhariyetle, elbette önce kendisine bu mazhariyeti vereni duyacak, onu düşünecektir.
... Zaten Namık Kemal de bunu sezmiş:
Edepsizlikte tekleriz,
Kimi görsek etekleriz.
Hakdan da yardım bekleriz.
Ne utanmaz köpekleriz.
Dalkavuklukla irtikâb
İşte etti bizi harâb
Sen söyle ey Şevket-meâb!
Ne utanmaz köpekleriz.
diyerek, asıl yaraya el koymamış mıydı? Ve bu sözler, sanki bugün söylenmiş gibi taze değil midir?
Sultan Abdülhamid devrinde okkası otuz paraya satılan ekmeğin fiyatına on paralık bir zam yapmak icâb edince, hükümdârın fırıncıların mümessillerini çağırıp:
—Siz yine ekmeği otuz paraya satın, sattığınız her ekmek için istediğiniz on parayı ben vereceğim. Çünkü bir memlekette ekmek fiyatına zam yapılırsa, bunu bütün zarûri ihtiyaçların pahalılaşması gibi bir hareket kovalar. Halkımız bundan azap çeker.
Dediği, Türkiye'nin her devrinde ibretle anılacak bir halkı gerçekten düşünme tablosudur.
Ben hangi masallarda uyurdum küçükken?
Unuttum!
Kaç def'a, kaç âfetten ömür gördü de tehdid?
Unuttum!
İlk oynadığım süslü oyuncak nice şeydi?
Unuttum!
Kaç sevgili el okşayarak alnıma değdi?
Unuttum!
Benzim ne zaman bilmediğim bir hisle sarardı?
Unuttum!
Hiç sevmediğim kimseler, elbette ki vardı...
Unuttum!
Mehtâbı ben ilkin nereden vecd ile süzdüm?
Unuttum!
Âh annemi bilmem ki neden, kaç kere üzdüm?
Unuttum!
Kaç def'a kaç âfetten ömür gördü de tehdid!
Unuttum!
En sevdiğim, en sonra dönüp gelse, derim; Git!
Unuttum!