“Kul huve Allahu ehad” kavl-i celîl-i ilahî’deki ‘hüve’ zamiri, mercii mesbûk olmamakla muktezâ-yı zâhirin hilâfına varid bir zamîr-i şan hâlinde tefsir olunur. Fakat buna İbn Sînâ “el-hüve’l-mutlak” diyor ve izah ediyor: [Hüve] el-Hüve’l-mutlak, hüviyeti gayrıdan müstefad olmadığı gibi gayra da mevkuf değildir. Çünkü “hüviyeti gayrıdan müstefad olan”ın mahiyetini tasavvurda gayr dahi nazar-ı itibara alınmak lâzımdır.
Sayfa 28
1000Kitap
Mesbûk: Namaza imamla başlayamadığı için namazın en az bir rekâtını imamla birlikte kılamayan kimse.
Sayfa 247 - Terimler Sözlüğü·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
3.Her nefes Allah diyen Allah ile mantûk olur Bunca mahlûk bir gıdâ-yı arz ile merzûk olur Fâriğ-i arz u semâ yol bulmada mesbûk olur. Her neye mahlûk gözüyle baksan ol mahlûk olur Hak gözüyle bak ki bi-şek nûr-ı Yezdân andadır ( Her nefes Allah diyen Allah ile konuşur. Bu kadar mahltk yeryüzünün bir gıdâsıyla rızıklanır. Arzdan ve semadan / ikilikten / kurtulan manâ yolunda her şeyi geride bırakır, tenezzül etmez. Her şeye mahlûk / yaratılmış / gözüyle baksan o yine mahlûk olur / sen onu mahluk görürsün / Hak gözüyle bak ki şüphesiz Allah'in nûru / vahdet / ondadır. )
Sayfa 366·Kitabı okudu
Hz. Ali'nin marifetle ilgili olarak bir soruya verdiği şu cevap da bu manaya gelmektedir: "Marifet, Allah konusunda kalbinde ne tasavvur edersen et Hakk'ın onun zıddı olduğunu bilmektir. Hayret! Hayret! Hakk'ın hiç bir kimseden hazzı yoktur. Hiçbir kimsenin de O'ndan hazzı yoktur (O kimseye muhtaç değildir, kimse onun mahiyetini bilemez). Arif yoklukta dolaşan bir varlıktır, O'nu ifadeye sığdıramaz. Zira mahluk sonradan olan (mesbûk)dır, sonradan olan önce (sâbık) olanı nasıl ihata eder?"
Sayfa 196·Kitabı okudu
Din
Bir de okurlarımıza dünyada çok az rastlanan, el sanatlarında,bedensel kabiliyetlerde, yaratıcı fikirler konusunda Allah vergisi acayip, eşsiz özellikleri olan insanlardan bahsetmek istiyorum. Gerçek olmasa bu örnekleri de aklın kabul etmesi mümkün değildir. Bunlardan birkaç örneği şöyle aktarabilirim: Tarihçi Ebû'l-Fadl Abdurrezak b. el-Fuvetî el-Bağdadî, el havâdisu'l-Câmia ve't-Tecârbu'n-Nâfia fi'l-Mieti's-Sâbia adlı kitabında, Yemen'in âlim meliklerinden Melik el eşref Ebû'l-Abbas İsmail b. el-Abbas er-Resûli el-Yemenî, Ascedu'l-Mesbûk ve'l Cevheru'l- Mahkûk fî tabakati'l-Hulefâi ve'l-Mulûk adlı eserinde 637 senesi havâdisleri bölümünde şöyle der: "Bu sene yabancı bir terzi asıldı. Bu terzi Emir Cemalettin kaştemür'ulün hizmetinde çalışıyordu. Bu adam bir komşusunu makasla yaralamış ve bundan dolayı komşusu ölmüştü. adam terzilik konusunda çok maharetliydi ve acayip şeyler yapıyordu. Henüz biçilmemiş kumaşlarla kendisini bir sandığa kapatıyor ve sandığın kapağı kilitleniyordu. Sonra da sandık Emir Cemalettin'in kapısına karşı asılıyor ve bir gece kaldıktan sonra indiriliyordu. Sandık indirilip kapağı açıldığında elbiseler biçilmiş, dikilmiş ve katlanmış bir vaziyette bulunuyorlardı. Ondan sonra bu bazı kişiler tarafından denense de başarılamadı. Adam yaşadığı dönemde iyi bir yol tutmasa da kısa boylu, topal ve kambur bir yaşlıydı ve devrinin en iyi terzisiydi.
İmama sonradan uymuş olup da rekât kaybı bulunan kimse(mesbûk), yetişemediği kısmı tamamlamak için ayağa kalkınca, ona başkasının uyması caiz değildir. Çünkü bu kişi aslında başkasına uymuştur. Yani iftidah tekbirini imamın iftitah tekbirine bina etmiştir.* *İbnu'l-Hümâm, Fethu'l-Kâdîr,I , 277
Sayfa 535 - Erkam Yayınları, Cilt I
Din