Bir șeyi gerçekten seven, o şeyin aromalısını tercih etmiyor. Gerçek kahve tutkunları fındıklı kahve sevmiyor mesela. Karpuzlu soda, maden suyunun yerini tutmuyor. Hatta çay tiryakileri, çayına şeker atanlara bile mesafeli duruyor. Öyleyse aroma, hedef kitleyi genişletmek için bir kandırma veya ikna etme aracı olarak kullanılıyor diyebiliriz.
"Bismillah" der. Çünki nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi... Hem vazifesinin hitamında "Elhamdülillah" der. Çünki bütün ukûlü hayrette bırakan hikmetli bir cemal-i san'at, faideli bir hüsn-ü nakış göstererek Sâni'-i Zülcelal'in medayihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et.
Her şeye yeniden başlamak da mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela.
Bedenî hazlara yönelik her alışkanlık, insan için bir zaaftır. İsterse bu alışkanlık tamamen masum görünsün, yine de böyledir. Mesela çay içmeden güne başlayamayan, gün içinde de her fırsatta çay-kahve alışkanlığı olanlar için nafile oruçların önündeki en ciddi engel; yeme-içmeden uzak kalmaktan çok, çay-kahveden uzak kalma düşüncesidir. Bu örnek, masum görünen bir alışkanlığın dahi insana nasıl zarar verebildiğini göstermeye yeter.
Hop, aşka düştük yine.
Genelde akşam konuşuyorlar. Gün boyu mesajlaşma. Hep birbirlerinden haberdar ama hep saygılı birbirlerinin yaşamına. "Sen işin bitince haber verirsin aşkım," filan. Hani ben senin sevgilinim, istediğim zaman ararım filan yok. Her aramada, "Müsait misin aşkım?" diye sorar Leyla mesela. İlk laf budur...
Yok, yine illa bir müsaade ile giriliyor konuşmaya.
Enteresan geliyor.