Gündemimizi meşgul eden sayısız telâş ve endişe içinde; son nefes, kabir ve âhiret endişesi kaçıncı sırada yer alıyor?..
Din
“…bana başkalarının mutsuzluğuyla fazla meşgul olmanını beni de mutsuz edebileceğini ve zırhımın delinmesine yol açabileceğini sezdirirdi.”
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Reklam
Hedef hep İslâm ülkeleri, mağdurlar hep Müslüman... Gizli bir şer merkezi daima müslümanların başına çorap örmekle meşgul. Medeni ve insani standartlar sanki hiç yok; sanki uygar yirminci yüzyılda değil de taş devrinde, mağara ve orman çağında yaşıyoruz! Hani Evrensel İnsan Hakları, hani beynelmilel medeni anlaşmalar, hani insaf, merhamet, adalet, uygarlık, sevgi, eşitlik, kardeşlik?
Alıntı
O hâlde ahlâkın anası ve esası dört şeydir. Bunlar, hikmet, secaat, iffet ve adalettir. Hikmetten kastımız: Nefsin, tüm ihtiyari fiillerde doğruyu yanlıştan ayırt edebilmesidir. Mesela akıl kuvvetinin mutedil olmasından işleri iyi idare etme, derin kavrayış, isabetli görüş, işlerin incelikle rini görme, nefisleri helâk eden hususların gizli hâllerine vâkıf olabilme yetileri ortaya çıkar. Eğer akıl kuvveti mutedil çizgiden ifrata kaçarsa; aldatma, hilekârlık, sahtekârlık ve cin fikirli olma durumları meydana gelir. Akıl kuvvetinin tefriti durumunda ise ahmaklık (ebleh), bönlük (gamaret) ve cinnet durumları ortaya çıkar. Şecaat ahlâkına gelince: Bundan iyilik ve ihsan, gözü pek olma, kıvrak zekâ, âlicenap olma, tahammül gücü, hilim, yufka yüreklilik, metânetli olma, öfke kontrolü, saygı, sevgi ve benzeri övülen huylar ortaya çıkar. Secaatin ifratı durumundaki bu aşırı böbürlenme (salf), kibirlenme (bezh), âni hiddetlenme (istişate), kendini beğenme (ucub) ve tepeden bakma durumları meydana gelir Secaatin tefriti durumunda ise: Mehanet (kepazelik), zillet (alçaklık), ceza' (feryat etme), hasaset (adilik), insan- ları hor görme, hakkını arayamayıp içine kapanık olma gibi durumlar ortaya çıkar. İffet ahlâkına gelince: İffetten cömertlik, hayâ, sabır, mü- samaha, kanaat, takvâ, letâfet, yardımlaşma, zarâfet ve tok gönüllülük ortaya çıkar. İffetin ifrat veya tefrit boyutunda ise şunlar meydana gelir: Hırs, oburluk, yüzsüzlük, pislik, savurganlık, cimrilik, riyâ, kusurları teşhir etme, sonunu düşünmeden işe girişme, boş işlerle meşgul olma, dalkavukluk, hased, başkasının başına gelene sevinme, zenginler karşısında zelil olma, fakirleri hakir görme...
Sayfa 34·Kitabı okudu
1000Kitap
“Kendinizi mahva sürüklemenizi seyrederken nasıl sabırlı olabilirim? Bunu size göstermek vazifem. Burada kalıp avlanıyor, zamanınızı ziyan ediyorsunuz, oysa düşmanlarınız bütün dünyayı aleyhinize çevirmekle meşgul. Naipler yarın toplanıyor. Japonya’daki daimyo’ların beşte dördü Osaka’ya çoktan vardı ya da varmak üzere. Daveti reddeden tek önemli kişi sizsiniz. İhanetle suçlanacaksınız. Ondan sonra hiçbir şey kurtaramaz sizi. Hiç değilse lejyonlarınız tarafından çevrilmiş olarak Yedo’da, evinizde olsaydınız. Burada açıktasınız. Sizi koruyamayız. Bin adam bile değiliz, üstelik Yabu-san bütün İzu’da seferberlik ilan etmedi mi? Yirmi ri’lik alanda sekiz binden fazla askeri var, onun üzerine altı bin adam da sınırlarını koruyor. Casusların söylediğini biliyorsunuz, kalyonla kaçmaya çalıştığınız takdirde sizi batırmak üzere kuzeyde bekleyen bir filosu varmış! Yine onun elinde tutsaksınız, göremiyor musunuz bunu? İşido’dan bir posta güvercini gelmesi yeter, Yabu sizi istediği an mahvedebilir. Size ihanet edip İşido’yla bir olmayı planlamadığını nereden biliyorsunuz?” “Öyle bir şeye kalkışıp kalkışmamayı düşündüğüne eminim. Onun yerinde olsam ben öyle yapardım, değil mi?” “Ben yapmazdım.” “O zaman kısa sürede ölür giderdin, bunu da kesinlikle hak etmiş olurdun ama seninle birlikte bütün ailen, klanın ve bütün uyrukların da ölürdü, bu da affedilmez bir şey olurdu. Huysuz aptalın birisin! Aklını kullanmıyorsun, dinlemiyorsun, öğrenmeye yanaşmıyorsun, dilini de öfkeni de terbiye etmiyorsun! Olabilecek en çocukça biçimde yönlendirilmeyi kabul ediyor, her şeyin kılıcının keskin kenarıyla çözülebileceğine inanıyorsun. Aptal kelleni almama ya da şu andaki değersiz hayatını sona erdirmeme izin vermememin tek sebebi gençliğin, gelişme imkânın olduğuna dair eskiden beslediğim inanç.
Biz de masum değiliz. Hızlı olanı sevdik.Kısa olanı sevdik. Kolay sindirilen, çabuk tüketilen, hemen “beğenilen” şeyleri sevdik. Bir şarkıya sabretmeyi bıraktık. Bir insanı dinler gibi dinlemeyi bıraktık. Sonra da “neden eski tadı yok” diye soruyoruz. Var aslında da biz o tadı alacak kadar yavaş değiliz artık.Dilimiz hızlı, kulağımız sabırsız, kalbimiz meşgul. Böyle olunca da şarkı ne yapsın.
Sayfa 23 - CAN YILMAZ
Alıntı
Reklam
Reklam