Nasıl bir acıdır bu bir düşün;
Yüreğimin yumruk kadar çaresizliği,
Sığlığı alışılmış bir günün,
Gecenin karanlık belirsizliği.
Yarın, yarın ve yine yarın;
Hep bugün olan aynı yarınlar.
Düş kırıklığı gibi kötü gelen zarm,
Varımı yoğumu elimden alırlar.
Ve ben dönüp yine sana gelirim;
Elimde somun, gözlerimde mıh.
İşte bugün de kaybettim derim,
Aklımda dimdik duran bir çarmıh.
Güler yüzle karşılama beni sakın;
Güzel sonuma bırak ölümüm yakın.
"...hayatımın yası,
solan mevsimim,
içimdeki mıh,
kalbimdeki har,
adam'dır kırılan boynum;
senindir, al.
bu bendeki kağıt kesiği,
bu bendeki gün batımı,
açamayan çiçek,
küskün çocuklar,
ve göğün bütün yağmurları;
hatırandır, al.
şimdi yetim bir dünyadır,
denizini özleyen martılar.
kök saldım yokluğuna,
beni ancak bi' ağaç anlar...
hasretle nasıl başa çıkar ağaçlar?
ya denizler, nasıl ağlar?
ah bu bendeki sonbahar,
bu bendeki kırık dal,
kanımda solan kırmızı,
kirpiklerimde kar,
hasretindir yar!
hiç olmazsa rüyalarda sar..."
Unutmak lanetidir değil mi insanların? Hep hatırlanmak istenilen anıları unutmamaya, bir daha yaşamak istemediklerimizi de unutmaya çalışırız. Ama biz unutmayacağız. İyiyi de kötüyü de mıh gibi kazıdık aklımıza...