10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 149. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
"BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE" "Herkes hayatın ağırlığından, acılarından ve düzensizliğinden şikâyet ediyor ama kimse hayatı düzene sokmak ve daha iyi bir hâle getirmek için parmağını bile kıpırdatmak istemiyor. Sanki hepimiz hayatımıza dışarıdan bakıyormuşuz gibi ama içten içe her şeyin hâkimiyiz. Herkes büyük işler, büyük adamlar ve büyük sevinçler umar ve bekler ama kimse kendi veya çevresinin alçak, amaçsız ve değersiz yaşamını bir milimetre bile yükseltmeyi düşünmez." Bir zamanlar Avrupa’nın en fakir, en geri kalmış coğrafyalarından biriydi Finlandiya. Bataklıklarla kaplı, cehaletin karanlığına gömülmüş, yoksulluk içinde kıvranan bir ülke… Peki bu ülke nasıl oldu da kısa sürede kalkınmış, modern bir ulusa dönüştü? Sorunun cevabı, bu kitapta saklı. Mustafa Kemal Atatürk, bu eseri o kadar önemsemiştir ki, 1930 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın kitabı basmasını sağlamış ve tüm öğretmenlere hediye edilmesini istemiştir. Ona göre bu kitap, sadece bir milletin kurtuluş hikâyesi değil, aynı zamanda Türk milletinin kendi aydınlanma yolculuğu için bir yol haritasıydı. Fin halkının mucizevi uyanışının temelinde şu unsurlar yatmaktadır: · Bilinçli bir avangart kadro: Toplumun önde gelen aydınları, öğretmenleri ve din adamları, halkın içine girerek değişimin tohumlarını ekti. Halka kendi değerlerini ve potansiyelini fark ettirme çabası · Sıradan insanların olağanüstü çabası: Mucizevi dönüşümün kahramanları, tanınmış liderler değil; gece gündüz demeden çalışan, çocuklarını okula gönderen, bataklıkları kurutan sıradan Fin insanlarıydı. · Eğitimi sadece okulla sınırlamamak: Eğitim, okul duvarlarının ötesine taştı; tarlalarda, evlerde, atölyelerde, her yerde devam eden bir yaşam biçimi haline geldi. · Bataklıklarla mücadele: Sadece fiziksel bataklıklar değil, cehalet, tembellik
Edebiyat
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Temel Tarih Kitaplığı · 2025124,8bin okunma
Türk Yurdu Dergisi Sayı 459 (Kasım 2025)
10/10
·136 syf.··
2025 81. kitabı
Giriş Türk Yurdu dergisinin, köklü yayın hayatının 114. yılında okuyucuyla buluşan Kasım 2025 tarihli 459. sayısı, Türkiye'nin ve Türk dünyasının güncel meselelerinden tarihî derinliklerine, stratejik analizlerden felsefi sorgulamalara uzanan zengin bir entelektüel içerik sunmaktadır. Derginin bu sayısı, Türkiye'nin beka mücadelesinden ulus-devlet modelinin geleceğine, bilim ve teknoloji politikalarından Millî Mücadele'nin enformasyon stratejilerine kadar bir dizi kritik konuyu masaya yatırarak, okurlarına çok katmanlı bir düşünce yolculuğu vaat etmektedir. 1. Mehmet Öz - "Beka ve Süreç" Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, Beka ve Süreç başlıklı yazısında, Türkiye'nin içinde bulunduğu çok boyutlu beka sorunlarını, "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan "süreç" kavramı ekseninde bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Yazar, bu sorunları birbirinden kopuk alanlar olarak değil, aile, gençlik, terör ve ekonomi gibi birbirini etkileyen dinamiklerin bir bütünü olarak değerlendirerek, köklü ve stratejik çözümlerin gerekliliğine işaret etmekte ve Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine yönelik tehditlerin altını çizmektedir. Öz, Türkiye'nin karşılaştığı temel sorunları ve bu sorunlara yönelik tespitlerini şu başlıklar altında yoğunlaştırmaktadır: * Aile ve Nüfus Sorunu: Yazar, nüfusun alarm verdiğine dikkat çekerek 2025 yılının "Aile Yılı" ilan edilmesini memnuniyet verici bir adım olarak görmektedir. Ancak sorunun tavsiyelerle çözülemeyeceğini, nüfusu en azından kendini yeniden üretecek seviyeye çıkarmak için ciddi sosyal ve ekonomik tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulamaktadır. * Gençliğin Meseleleri: Gençlerin eğitim, adalet, liyakat ve istihdam gibi temel alanlarda yaşadığı sorunların, **onları ülke
Tarih
Türk Yurdu - Sayı 459 (Kasım 2025)Türk Yurdu Dergisi · Türk Yurdu Yayınları · 20251 okunma
Reklam
10/10
·359 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2025 21:28
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu 1919 yılında Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışıyla başlatıp, 1923 yılında resmi ilanla nihayete erdirmek üzerine kurulu kabul, bugün daha çok eleştirilebilir olmuştur. Milli Mücadele'nin 1. Dünya Savaşı'nın devamı olduğu ve sürecin bir kopma ve sıfırdan-yeniden başlamadan ziyade devamlılık üzerine inşa edildiği, bugün yapılan araştırmalarla birlikte ortaya çıkmaktadır. Nevi şahsına münhasır bir Milli Mücadele süreci ve bunun sonucunda kurulan modern bir Cumhuriyet elbet kabul görür ve anlaması zahmetsiz bir olgudur. İkinci kabule göre ise okuma yapma, bu okumaları ötekilerle ilintilendirme, süreci devam eden olayların parçası olarak ikame etme ve emek vermeyi içerir. Bu, aynı zamanda "resmi tarihin varsayımlarına" da meydan okuma yahut karşı çıkmayı içerir. "Resmi tarih kabulü", her şeyi düz çizgi içerisinde, belirli olay ve kişiler etrafında yaşanmış ve bitmiş olarak kabule dayanıyor. "Öyle olması gerekiyordu ve öyle oldu" savunması da bu düşüncenin devamıdır. Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in ilanını takip eden dönemde, özellikle 1924 yılı ve Lozan Muahedesi'nin imzası öncesi ve sonrası düşüncelerde farklılık ve kopmalar meydana gelmiştir. Burada tartışmanın iki farklı yorumu kısaca şöyle izah edilebilir: 1- Mustafa Kemal, Lozan sonrasındaki dönüşüm ve değişim sürecini en başından itibaren kafasında tasarlamıştı ve bu tasarıyı hayata geçirmek üzere zaman bekliyordu. Milli Mücadele'nin gösterilen yüzü ve inanılan ilkeleri, burada asıl düşünceyi ve ulaşılmak istenen nihai noktayı içermiyor ve işaret etmiyordu. Fırsatını bulduğu ilk anda tasfiyelere başladı, tek adam olarak mutlak hakimiyetini sağladı ve din (İslam) paranteze alındı; kurucu fikirler dışarıdan (Batı'dan) alınarak içeriye aktarıldı. Bunun sağlanmasında Takrir-i Sükûn ve
1000Kitap
Mihrap, Minber ve DevletHicret K. Toprak · Küre Yayınları · 201910 okunma
İşkembe-i Kübra
Puan vermedi·319 syf.·
2025 364. kitabı
Tamam hemen sinirlenme sayın okur. Evet üstten kaba bir başlık... Ama neden böyle bir başlık koyduğumu ilerleyen satırlarda göreceksin. Hoş geldin. Merhabaladan bir demet. ≈)) Kitabı okuyup Atatürk'ü böyle bilmezdim diyeni mi dersin, Atatürk'ü severdim ama bu okuduklarımdan sonra... diyeni mi dersin... E tabi belli nerede ne durumda oldukları... Neyse biz incelemeye geçelim. Paylaştığım kısım sadece bir bölümüne verilen cevaptır. Tamamı için sonunda kaynak belirteceğim -ki paylaştığım kısım o kaynaktan-, dileyen oradan bakıp Kazım Karabekir Paşa'nın yazdıklarının nasıl ve neden yanlış olduğunu anlayabilir. Din ve Namus Tartışması Tarih: 10 Temmuz 1923 Yer: Ankara Tren İstasyonu Karabekir, anılarında o gün orada Atatürk'le aralarında din konusunda bir tartışma yaşandığını belirtip şunları anlatmıştır: "Mustafa Kemal Paşa, Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkûmdur. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir olmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi (CHP) bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur. Dini ve ahlaki inkılâp yapmadan önce hiçbirşey yapmak mümkün değildir. Bunu da ancak bu prensipleri kabul edebilecek genç unsurlarla yapabiliriz." Karabekir, Atatürk'ün bu sözlerine şöyle yanıt verdiğini belirtmiştir: "Dinsiz ve ahlaksız millete bu dünyada hayat hakkı olmadığını tarih gösteriyor. Paşam, bu yeni akide bizi Bolşevikliğe götürür. Siz millet kürsüsünden haykırdınız ki, sulhtan sonra millet safları içine çekilerek bir ferdi millet gibi yaşayacağım. Halbuki şimdi halkın asla hoşuna gitmeyeceği ve benim bile derin bir uçurum görduğüm bir formülü zorla kabul ettirecek bir idare kurmaya
Paşaların KavgasıKazım Karabekir · Emre Yayınları · 2005333 okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2024 115. kitabı
EĞİTİM, ÖĞRETİM ve ÖĞRETMEN HANRİ BENAZUS 80 SAYFA Dünyanın her yerinde öğretmenler toplumun en özverili ve en saygıdeğer insanlarıdır. Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada milletlerarası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişilere ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık yoktur. Mustafa Kemal ATATÜRK Bugün 24 Kasım. Öğretmenler Günü. Başta Başöğretmen, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyor, sonsuz sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Bu özel günde sayın Hanri Benazus kaleminden Atatürk'ün eğitim üzerine çalışmaları, yorumları ve sözlerini içeren çok değerli bir kitap okudum. Az sayfa sayısına aldanmayın, dopdolu bir eser. Atatürk'ün doğumun 100. yılı olan 1981 yılında ilk kez Öğretmenler Günü olarak kutlandı 24 Kasım ülkemizde. Bu tarihin seçilme sebebi Başöğretmen Atatürk 'ün "Millet Mekteplerinin Başöğretmenliği" görevini kabul ettiği tarih 24 Kasım 1928 oluşudur. Savaşarak, ateşle, kanla kurulan yeni devletin yaşaması ve yükselmesinin en temel kaynağı eğitimdir Yüce Önder için. Bu nedenle "En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır" diyerek yola çıkmış ve bu uğurda çok büyük adımlar atmış, yenilikler yapmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış; eğitimde birlik, millilik, çağdaş ve laik bir düzen inşa edilmiştir. Eğitim politikasında iki ana temeli hedef göstermiştir Atatürk. Cehaletin yenilmesi ve Türk Ulusunun çağdaş uygarlık düzeyine hatta üstüne çıkması. Bu hedefler
Eğitim, Öğretim ve ÖğretmenHanri Benazus · Sözcü Kitabevi · 20226 okunma
Feodal sömürüye, ilahi devrim
Puan vermedi·250 syf.··
2024 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2024 16:16
Hz. Muhammed'in getirdiği yeni hukuk sistemi, kervanların basılması ve yağmalanmasını yasaklamış, özel mülkiyet ve tica­reti korumuş, böylece devlet düzenini sağlamış ve Arap yarıma­dasında oluşan büyük enerjiyi birleştirip batıya ve doğuya doğru yönelterek büyük bir imparatorluğun önkoşullarını yaratmıştır. Toplumu ümmet kardeşliği içinde birleştiren yeni iman, toplumun psikolojisini sarmalar, bü­yük bir kolektif enerjiyi ateşler ve cihat yoluyla dışa doğru yayılmayı örgütlerken, tarihsel açıdan da toplumun kendi mücadelesiyle medeniyete sıçramasının manevi gücünü yaratmıştır. Siyaset, ekonomi, toplum ve mülkiyet ilişkileri, hukuk, ideoloji ve toplum psikolojisi açısından toplam olarak baktığımız zaman, İslamiyetin doğuşu ve gelişmesi, bir devrimdir. Bu devrim, tarihsel açıdan medeniyete geçiş devrimidir. İnsanlığın Sumerler den ve Çin uygarlığının kuruluşundan beri dalga dalga yaşadığı olay, Arap yarımadasında başka bir tarihsel düzlemde bir kez daha yaşanmıştır. Arap yarımadasında yaşayan bedeviler, Hz. Muhammed'in başlattığı devrimle, feodal bir ticaret uygarlığı kurdular. Batıda İspanya'ya, doğuda Asya içlerine kadar uzanan yeni imparatorluk, 7-15. yüzyıllar arasında dünya uygarlığının merkezi ve öncüsü oldu. İspanya Emevilerinin Kordoba kitaplığında 400 binden fazla sistemli olarak düzenlenmiş elyazması cilt bulunuyordu. 11-14. yüzyıl Avrupa'sında islam ve Türk modası geçerliydi. İslam uygarlığı, Sumerlerden başlayan Ortadoğu, sonra Yunan ve Roma uygarlığının mirasını geliştirdi ve kapitalist Batı uygarlığına taşıdı. İslam uygarlığı ve Türk uygarlığı, bu açıdan Avrupa'daki Rönesans'ın kaynağı oldu; öte yandan Çin ve Hint uygarlı­ğı ile Batı uygarlığı arasında da bir köprü oluşturdu. 8-15. yüzyılın dünyasına baktığımız zaman, insanlığın kapita­lizme doğru
İslam
Hz.Muhammed-Silahlı Peygamberin Medeniyet DevrimiDoğu Perinçek · Kaynak Yayınları · 201936 okunma
Reklam
Reklam