Ayasofya ortak kültür mirasıdır
Ayasofya müze haline getirildi. Atatürk düşman işgalinden kurtardığı İstanbul'a kılıç hakkı olarak bakmıyordu. uygarlıklar şehri olarak bakıyordu. Ayasofya'yı da dinsel fanatizmle değil, insanlığın ortak kültür mirası olarak görüyordu. Anadolu'daki Hitit, Frig, Sümer uygarlıklarının eserlerini arkeoloji müzelerinde toplayan, Etnografya müzesi'ni kuran, Osmanlı eserlerini halkla buluşturmak için Topkapı sarayı'nı müzeye dönüştüren Cumhuriyet vizyonu aynı mantıkla Ayasofya müzesi'ni kurdu. Aslına bakılırsa Ayasofya harap vaziyetteydi. Avlusu kahvehane olarak kullanılıyordu. Ayasofya'ya Cumhuriyet sahip çıktı,restore edildi. 1931'de sıvaların altında kalan eşsiz mozaikler ortaya çıkarıldı ve 1934'te müze haline getirildi.
Hüsamettin Bey, Umur-ı Şarkiye Dairesi'nin tasfiye işlerini bitirdikten sonra Milli Mücadele'nin oldukça erken tarihlerinde Karakol Cemiyeti ile birlikte hareket etmeye başlamıştı. Hatta Karakol Cemiyeti'nin önemli figürlerinden Galatalı Şevket'e göre Hüsamettin Bey, Karakol Cemiyeti'nin Topkapı Grubu Başkanlığı görevini yürütüyordu. Anlaşılan o ki Galatalı Şevket, Hüsamettin Bey'in grup başkanlığını yü rütürken yaptığı işleri Karakol Cemiyeti değil Umum Alem-i İslam İhtilal Teşkilatı adına yaptığını öne sürüyor. Burada zikrettiği örgütün ismini yanlış hatırlamasıysa her şeyi daha da karmaşık hale getiriyor. Hüsamettin Bey'in kendini bir üyesi olarak göstermek istediği örgüt büyük olasılıkla İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı idi. Bu isteğinden dolayı istihbarat ve gayrinizami harp tarihimize içinden çıkılamayan iki karanlık noktayı he-diye etmiş oldu: varlığı ispatlanamayan bir örgüt ve varlığı ispatlanamamış bu örgütün ilerleyen süreçte Enver Paşa tarafından kurulan İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı'na dönüştüğüne dair yanlış bir izlenim.
Sayfa 106 - Kronik Kitap - 1.Baskı - Haziran 2023, İstanbul
Araştırma-İnceleme
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hüküm süren Sultan, bu hazinenin sadece mutemedidir...
(güvenilir koruyucu­su). Padişah, bazı eşyayı ancak geçici olarak ve makbuz karşılığı saraya aldıra­bilir. Kısacası bu hazine, her padişahın dilediği gibi kullanabileceği bir baba mi­rası değil, saltanata ait bir müze-hazinedir. Her şey kayda geçer. Hazine odaları­na giriş çıkış bile çok ayrıntılı kurallara bağlanmıştır. Kapı yüzlerce yıllık töre ge­reği Yavuz Sultan Selim'in mührüyle mühürlenir. Öyle olmasa bu görkemli hazi­neden geriye bir efsane kalırdı. Oysa son zamanlardaki en müsrif padişahlar bile içten ve dıştan borç almış ama bu hazinedeki değerlere el uzatmamışlardır. Bu değişmez töre sayesindedir ki 500 yıllık Hazine-yi Hümayun, Topkapı Sarayı'nda duruyor!
Sayfa 50 - Bilgi Yayınevi; Birinci Basım Eylül 1997·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
"Türkiye'de bir hayalet dolaşıyor -Muhafazakarlık hayaleti. Yeni Türkiye'nin bütün güçleri bu hayaleti ete kemiğe büründürmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler: Diyanet ve Başbakanlık, Erdoğan ile cemaat liderleri, iliştirilmiş profesörler ve basındaki polis ajanları... " "Yeni muhafazakarlar, görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezler. Hedeflerine, ancak şimdiye kadarki tüm toplum düzeninin zorla yıkılması yoluyla ulaşılabileceğini açıkça ilan ederler. Varsın eski egemen sınıflar bu yeni muhafazakar devrim karşısında titresin " Veya söze şöyle de başlanabilir: "Türkiye'deki geleneksel toplumun çökmesiyle oluşan yeni muhafazakar toplum, sınıf karşıtlığını ortadan kaldırmış değil. Yalnızca, eskilerin yerine yeni sınıflar, yeni ezme koşulları, yeni mücadele biçimleri getirmiştir." "Ne var ki, dinselleştirme dönemi olan çağımızın başlıca özelliği, sınıf karşıtlıklarını basitleştirmiş olmasıdır. Giderek toplumun tümü birbirine düşman iki safa, birbirine doğrudan karşıt iki büyük safa ayrılıyor: Muhafazakarlar ile diğerleri. Bugüne dek üstün değer verilen ve sofuca bir ürküntüyle bakılan ne kadar eylem varsa muhafazakar iktidar bunların hepsinin üstündeki kutsallık örtüsünü çekip atmıştır. Doktoru da, hukukçuyu da, müftüyü de, şairi de, iktisatçıyı da kendi ücretli emekçisi haline getirmiştir." "Mevcut muhafazakar iktidar, aile ilişkilerinin yürek titreten duygu dolu peçesini yırtmış ve onu düz para ilişkisine indirgemiştir." "Yeni muhafazakarlık, Kemalist Türkiye'de statükoculuğun öylesine hayranlığını uyandıran kaba kuvvet gösterisinin maskesini indirip, ona nasıl hantalca bir ayı postunun yakıştığını açığa çıkarmıştır. Lider iradesinin neleri başarabileceğini ilk kanıtlayan bu muhafazakarlık olmuştur. İstanbul'un gökdelenlerinden, Artvin'in su
1972' de Chicago Üniversitesi ' nin daveti üzerine SBF' den ayrılmak zorunda kaldım, İdare Tarihi derslerimi değerli öğrencilerimden İlber Ortaylı üstlendi. Kendisinin sınıf arkadaşı Atilla Koç, Kültür Bakanlığı, na geldiğinde Ortaylı 'yı Topkapı Sarayı Müdürlüğü 'ne atadı. Geniş bilgisi ve güzel hitabetiyle Ortaylı bugün kamuoyu önünde kazandığı haklı bir şöhrete sahiptir, onunla kıvanç duyuyorum.
Sayfa 144·Kitabı okudu
Sonsuzluğa göçmüş bir ünlü Büyük Türkçüden fani dünyada kalan bir diğer Türkçüye gönderilmiş 33 edebi ve tarihi mektubun oluşturduğu elinizdeki "Vefa Demeti" kitaba "Önsöz" yazmak ağır vazifesi bana verildi. Değerli diplomat ve yazar Adile Ayda Hanımefendi'nin bu çok zor işi bana tevcih etmelerini, 193l'den 1975'e kadar, 45 yıl bazen ATSIZ YOLDAŞ imzasıyla, bazen kendi imzamla izinde yürüdüğüm Türkçü ustam Atsız'a olan büyük manevi borcumun küçük bir taksitini ödemek fırsatı sayarak, memnunlukla kabul ettim. Fani dünyaya kara kışın fırtınalı günlerinde gelmiş ve gitmiş (12 Ocak 1905 - 11 Aralık 1975) Hüseyin Nihal ATSIZ'ın, şerefli tarihimiz kadar yaşlı olan Türk Nasyonalizminin şanlı geçmişinde seçkin, müstesna yeri vardır: 25 Ekim 1924'de Ziya Gökalp'in ölümünden ve 10 Nisan 1931'de Türk Ocakları ile TÜRK YURDU'nun kapanmalarından sonra, Türkçülüğün bayraktarı ATSIZ olmuştur; Türk Ocağı ile Türk Yurdu ve Ziya Gökalp tarafından yakılan Türkçülük meşalesini söndürmeyen Atsız, Türk Milliyetçiliğinin devletleştirilmesine de karşı gelmiştir. Türk Ocağı'nın kapatılmasından tam bir buçuk ay sonra, 15 Mayıs 1931'de çıkarmağa başladığı ATSIZ MECMUA ve onu ömrünün son gününe kadar izleyen ORHUN, ORKUN ve ÖTÜKEN dergilerindeki ateşli makale ve şiirleri ile tarihi ve edebi romanlarında, Türk tarihi, Türk edebiyatı tarihi üzerindeki ilmi araştırmalarında hep Türk'ün şanlı geçmişinden akıp gelen milliyetçiliği savunmuş ve Türkçülüğü Türk nesillerine, ebedi bir mefkure olarak kazandırmış, mal etmiştir. Kısa ve öz adıyla TÜRKÇÜLÜK diye anılan Türk Milliyetçiliğinin tarihteki kökü, Orta Asya'dan, Tanrı Dağları'ndan dünyaya yayılmış atalarımıza kadar, gerilere, derinlere gider. Türkçülüğün başlangıcı, bir süre tarihten silinmiş Türk Devleti'nin 639'da 40 yiğitten oluşan gizli