• Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.

    İnce Cumhurbaşkanı adayı gösterildiğinde bir yazı yazmıştım. (İnce Tiyatronun İlk Perdesi... Kaybeden Bay Kemal, 5 Mayıs 2018)

    O yazıda şu öngörüde bulunmuştum:

    Bay Kemal partisinin Cumhurbaşkanını ilan etti.

    Muharrem İnce Bay Kemal’in istediği bir aday mıydı, yoksa açıklamak zorunda kaldığı bir aday mı?

    İkincisi elbette.

    ***

    İnce açık açık meydan okumuştu Bay Kemal’e: “Ya sen çık aday ol, ya da ben adayım.”

    ***

    Sonuçta İnce’nin dediği oldu.

    Bay Kemal kaybetti. İnce kazandı.

    ***

    Bay İnce’nin seçim sürecinde CHP kitlesi üzerinde oluşturacağı liderlik performansıyla seçimde yenilse bile arttıracağı bir kaç oy fazlasıyla Bay Kemal’i koltuğundan edecek güce erişeceği sır değil.

    İki ihtimal var:

    Bir:Seçilirse Bay Kemal’in üstünde bir siyasi gücü olacak.

    İki:Seçilmezse bile seçim sürecinde birincil aktör olarak Bay Kemal’i gölgede bırakacak, seçimden sonra şayet bir puan dahi arttırmışsa bunun siyasi diyetini isteyecek.

    İstediği kadar “tarafsız” olacağını söylesin. Lakin gerçek şu: Cumhurbaşkanı seçilirse elde edeceği devasa iktidar gücü dolayısıyla CHP’nin içini dizayna kalkışacak. Çünkü kendisini oraya taşıyan partisine her zaman ihtiyaç duyacağını herkesten çok bilen bir kurt politikacıdır.

    Seçilemediğinde de bundan sonra en kötü ihtimal Bay Kemal’in siyasi şerikidir.

    ***

    Demem o ki Bay İnce her halükarda Bay Kemal için bir sorundur.

    Kendisi düşünsün bundan sonrasını.

    Dediğim çıktı mı?

    Çıktı.

    İnce bu dönemde elde ettiği siyasi popülaritesini genel başkanlık kazanımına dönüştürmezse süreç içerisinde cazibesini yitirir. Gerçek yüzü görüldükçe kendisini destekleyenler de etrafından çekilir.

    İnce acayip hırslı bir adam... İktidar hırsıyla veya baş olma sevdasıyla yanıp tutuşan biri. Amaca giden her yolu mübah gören bir anlayışa sahip.

    Henüz hiçbir şey iken sergilediği davranışlar, iktidar sahibi olduğunda nasıl bir kişiliğe dönüşeceğinin göstergesi.

    Ama şu an rüzgar ondan yana esiyor. Arkasına aldığı bu rüzgarla kendisini aday gösteren liderini alaşağı etmeyi planlıyor.

    Bir siyasetçi olarak gerçekte baş olmanın ve hükmetmenin dışında hiçbir ilkesinin olmadığını şahsında gösteren İnce’ye CHP emanet edilir mi bilmem, lakin ülke idaresi teslim edilirse felaket olur bilirim.

    Kendisini demokratik bir olgunlukla aday gösteren genel başkanına hiçbir şekilde yanlış yapmayacağını kendisi söylemişti. Daha önce dediklerinin tam tersine Kılıçdaroğlu’nu öve öve bitiremeyen de kendisiydi. Seçimden sonra kurultay istemeyeceğini ilan eden de bizatihi kendisiydi. Sonra yemekli toplantıdan sonra çıkıp “Ya genel başkan kurultayı toplar, ya da örgüt gereğini yapar!” diyen de kendisi. Siyasetin merkezine kendisini oturtmuş!

    Dili en basit siyasi nezaketle dahi bağdaşmıyor. Kendisi kalkıp hem kendisine hem de de mevcut genel başkanına makam dağıtıyor.

    Eleştiriye tahammülü hiç yok. Ağzından çıkan küfürlerin ve hakaretlerin bini bir para... Kendisi için çok rahatlıkla “şerefsiz olayım!” diyebiliyor. Kendi cenahından bir gazeteciye “şerefsiz oğlu şerefsiz!” diye şarlayabiliyor.

    Kötü bir şair ve şerir bir politikacı anlayacağınız.

    Kılıçdaroğlu’nun geçmişte Baykal’a yaptığı ayak oyununu şimdi kendisi Kılıçdaroğlu’na yapıyor. Konjonktürün kendisinden yana olduğunu görüp hamle yapıyor.

    İnce’nin oyun planında Kılıçdaroğlu’nu devirdikten sonra partiyi kendi hükümranlık alanına dönüştürmek var. İnce’nin istediği koltuk genel başkanlık koltuğu değil “milli şeflik koltuğu”dur.

    Bakalım İnce’nin fendi Kılıçdaroğlu’nu yenecek mi?
  • NEYZEN TEVFİK( 1879-1953)
    Tevfik Fikret (1867 - 1915) Hasbıhal
    MEHMET EMİN YURDAKUL (1869-1944) mİLLİ şair
    Yahya Kemal BEYATLI (1884-!938) Kendi gök Kubbemiz,
    AHMET HAŞİM (1884-1935) Göl saatleri
    ORHAN SEYFİ ORHON (1890-1972) şair ,gazeteci, siyasetçi
    ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1891-1949) şair.
    HALİT FAHRİ OZANSOY (1891-1971) Şair ve oyun yazarı
    YUSUF ZİYA ORTAÇ (1896-1967) Şair
    FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898-1973)Han Duvarları
    Nazım Hikmet RAN (1902-1963) Memleketimden insan manzaraları
    ARİF NİHAT ASYA (1904-1975) Bayrak şairi olarak anılır.
    NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983) Çile
    AHMET MUHİP DIRANAS (1909-1982) Fahriye Abla
    CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956) Otuz Beş Yaş, Ömrümde Sükût, Ziya'ya Mektup.
    ORHAN VELİ KANIK (1914-1950) Garip, Vazgeçemediğim,
    Cahit KÜLEBİ (1917-1997) şair
    EDİP CANSEVER (1928 -1986) İkindi Üstü, Dirlik Düzenlik, Yerçekimli Karanfil,

    İLHAN BERK (1916 -2008) şair
    CAN YÜCEL (1926-1999) Sayısız şiir.
    Hasan Hüseyin Korkmazgil 27-84 Acılara Tutunmak
    CEMAL SÜREYA (1931 -1990) Üvercinka, Göçebe, Beni Öp Sonra Doğur Beni, Güz Bitiği, Sıcak Nal, Sevda Sözleri... Denemeleri Şapkam Dolu Çiçekle, 99 Yüz,
    CEYHUN ATUF KANSU (1919 - 1978)

    ÖZDEMİR ASAF (1923-1981) Dünya gözüme Kaçtı, Sen Sen Sen, Yalnızlık Paylaşılmaz,
    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA (1914-2008) Destanlar şairi
    Ümit Yaşar Oğuzcan, ( 1926, 1984) -
    Ahmet ARİF (1927-1991) HaSRETinden prangalar eskittim
    METİN ALTIOK (1940-1993 Sarıl bana
    ATAOL BEHRAMOĞLU( 1943- On ayrılık şiiri
    MURATHAN MUNGAN (1955-...)

    ŞÜKRÜ ERBAŞ( 1953- )

    KÜÇÜK İSKENDER
  • KEÇECİZADE İZZET MOLLA

    Tanzimat devri Sadrazamlarından olan Fuat Paşa'nın babası Keçecizâde İzzet Molla, hiciv şiirleriyle bilinen şairlerimizdendir.İzzet Molla, Sultan 2. Mahmut zamanında Devlet kademelerinde görev almış, müfettişlik ve kadılık yapımıştır.
    Keçecizade İzzet Molla,1828 yılında Osmanlı Devletinin Rusya ile arası açıl ması üzerine, Ruslara savaş ilan edilip edilmemesini görüşmek için toplanan savaş Meclisinde, askeriyenin ve devletin durumunu gözönünde tutarak, savaşa girme yip, barış yapılmasını teklif etmiş, ancak onun teklifi kabul edilmeyip, çoğun luğun oyuyla savaşa karar verilmiştir. Izzet Molla, savaşın mağlubiyetle neticeleneceğini tahmin ettiği için, vicda nı bir türlü rahat etmemiş, savaş alehytarı bir kitapçık (lâ yiha) hazırlayarak padişaha arzetmiş, padişahta bir kaç devlet adamını bu layihayı değerlendirmek üzere görev lendirmiştir.Bu devlet adamları Izzet Molla'nın layihasıyla ilgili olarak Padişah'a olumsuz rapor vermiş, Padişah ta buna mukabil Izzet Molla'nın sürgün edilmesini emret miştir.
    Padişah'ın emriyle Sivas'a sürgün edilen şair, burada dokuz ay kalmış, Osmanlı-Rus savaşının neticesi, onun fikirlerini doğrulayınca, Padişah bir ferman daha yazarak onu affetmiş, ancak şair, bu haberin kendisine ulaşmasından iki saat önce vefat etmiştir.
    "Meşhurdur, fisk ile olmaz cihan harap
    Eyler ânı müdâhane-i âliman harap"
    "Dünyanın günah işlemekle yıkılmayacağını herkes bilir, onu âlimlerin dalkavukluk etmeleri harap eder"Yalakalar olamasaydı bu dünya bozulmazdı amma ah şu yalamalar ah.
    Yine onun şu mısraları, sanki bu günü anlatmaktadır.
    Pek incelendi rişte-i ülfet zamânede
    Nesc olmuyor kumaş-ı muhabbet zamâ-nede
    Adâmızı Hüdâ ser-kâre getirmesin
    Başlar belası oldu riyaset zamânede
    Ankâ ol eğer isterisen zâğ-i lâşe evvel
    Yeksândır irtikâbile iffet zamânede
    "Sevgi bağları zamanımızda çok inceldi, artık muhabbet kumaşı da dokunmuyor. Allah, düşmanlarımızı iş başına getirmesin, zamanımızda idare edenler başa belâ oldular. Leşkargalarını avlamak istersen, Anka kuşu gibi yükseklerden uç. Zamanımızda rüşvet ve karaborsa, iffetliliği yerle bir etmiştir...”Derlememizin konusu olan hiciv örneklerinin bir taneside budur.İzzet Molla rahmeti nede güzel söylemiş..Bu sözlere daha fazla yorum katmak zul olur herkese…
    ÂŞIK FİGANİ
    Edebiyat tarihimizde "Figani" ismiyle anılan epeyce şairimiz vardır.. Burada bahsedeceğimiz Figani, 1814 yılında doğan Gerede' li Halk Ozanı Âşık Figani'dir.
    Figani, Anadolu' nun yanısıra, Arabistan ve Irak'ta diyar diyar gezmiş, Ozanlık mesleğini buralarda icra etmiş, sözünü esirgemeyen, lafını herkese karşı çekinmeden söyleyebilen yaratılışa sahip bir şairimizdir.
    Bir gün, Gerede'de Kör Ağa adıyla bilinen hatırı sayılır bir kişiye kızmış ve çarşıda bulduğu gözleri kör bir köpeğin boynuna ip bağlayarak, Ağanın önünden geçerken, köpeğe, elindeki ekmek parçalarını atmış;
    Kör köpek, Gerede' yi yedin doymadın,
    Bolu' yu yedin doymadın,
    Bu ekmeği de yesen doymazsın.
    Gözünü toprak doyursun .
    diyerek ona hakaret etmiştir.Figani,bu davranışı ile Hiciv de yerilecek kişiyi sevilmeyen unsurlara benzeterek hedefe ulaşma aklını kullanmıştır,tiyatrodada ve meddah gösterilerinde bu yol sıkça izlenir,yerilecek kişi halk tarafından sevilmeyen yer,zaman ve huy gibi ögelere atıf yapılarak hicvedilir,örneğin meddah elindeki değneğini yere atar ve –Allah kahretsin seni şu zamları yapan hükümet gibisin yaktın elimi der,veya peşkir diye anılan elindeki mendilini koklayıp –üf bu ne kötü koku mübarek sanki ,filanca adamın evinden geliyor diyerek hem seyirciyi güldürür hemde amacına ulaşır.İşte Figani Geredeli Kör Ağa ya bu türden bir hiciv şekli ile hicvetmiştir…Yine Figaninin zaman zaman insanlara zulmeden kişilere karşı, sokak ortasında:
    Fukaranın kalbine her kim dokuna
    Dokunsun sinesi Allah'ın okuna..
    Şeklinde bu ve benzeri manileri açıkça bağırarak beddüa edebilen bir şair olduğu ve hiç kimseden hiçbir menfaat ummadan hayatını idama etmeye çalıştığı yapılan araştırmalarda meydana çıkmıştır.
    ZİYA PAŞA

    Ziya Paşa bir Tanzimat aydınıdır. Çağının diğer aydınları gibi o da çok yönlü bir kişiliğe sahiptir; şair, yazar, fikir adamı, devlet adamı ve diplomat. Edebiyat tarihimizde 1839’da ilân edilen Tanzimat'la başladığı kabul edilen Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) döneminin de üç öncüsünden biridir (diğer ikisi Şinasi ve Namık Kemal). Bu çok yönli şair Paşanın bizi ilgilendiren yönü ekseri dillerden düşmeyen özlü sözleri ve hiciv şiirleridir..

    1825 yılında İstanbul'da, Kandilli’de doğmuştur. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin'dir. Babası Erzurum’un İspir kazasından gümrük kâtibi Feridüddin efendidir. Beyazıt Rüştiyesinde ve devlet memuru yetiştiren Mekteb-i Ulûm-i Edebiye’de okudu. İyi bildiği Arapçaya ek olarak, öğretmeni İsa efendiden Farsça öğrendi. 17 yaşında kâtip olarak girdiği Sadaret Mektubî Kalemi'nde 11 sene görev yaptı. Sadrazam Mustafa Reşid Paşa tarafından 1855'te Saraya alınarak Mabeyn-i Humayun beşinci Kâtipliği'ne atandı. Burada Fransızca öğrenen Ziya Paşa, Reşit Paşanın vefatı üzerine Âli Paşa'nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, Atina Elçiliği, 1861'de Kıbrıs, 1863'te Amasya mutasarrıflığı görevlerine atandı. Bosna ve Hersek bölgesi mü fettişliği, Meclis-i Vâlâ azalığı, Devaî nazırlığı, tekrar Amasya ve sonra Samsun muta sarrıflığı yaptı. 1867 de resmî bir görevle Paris’e gitmeye hazırlanırken haber alınan bazı gizli siyasi faaliyetleri sebebiyle ikinci defa Kıbrıs mutasarrıflığına atandı, ancak bu göreve gitmeyerek Avrupa’ya geçti. Paris ve Londra’da Namık Kemal’le beraber 1868-69 yıllarında Hürriyet gazetesini çıkardılar. Daha sonra (1870) Cenevre’ye geçerek Hürriyet’i 64.ncü sayısından itibaren orada tek başına çıkardı.1871’de Âli Paşa’nın vefatı üzerine diğer Genç Osmanlılarla beraber yurda döndü. Bu dönüşün de, Avrupa’ya gidişi gibi siyasi ve edebî kişiliğinde değişime, hem de ters yönde bir değişime sebep olduğunu görüyoruz: ikbal yolu tekrar açılmıştır artık. Bu dönemde İcra Cemiyeti Reisliği, Şûra-yı Devlet (Danıştay) âzalığı, Beşinci Murad’ın Mabeyn Başkâtipliği, Maarif Nezareti Müsteşarlığı (1876) görevlerinde bulundu.
    Abdülhamid döneminde de itibarı bir süre devam etti. Yeni Kanun-ı Esasi (anayasa) nın hazırlanmasında Namık Kemal ile beraber görev aldı. Yükselmesine sebep olması gereken bu görev tam aksi tesir yaptı. Halk arasında bir dedikodu çıkmış, onun yeni kurulacak meclise halk tarafından mebus (milletvekili) seçileceği konuşulmaya başlanmıştı. Gazetelere de yansıyan bu dedikodu saray’ın hoşuna gelmedi, 1877’de Vezir rütbesi verilerek Suriye Valiliğine tayin edildi. Yani rütbesi yükseltilmiş, ancak görev yeri bakımından uzaklaştırılmıştı. Daha sonra Adana Valiliğine atandı ve bu görevdeyken 17 Mayıs 1880’de vefat etti.

    HERKESİ SEN….
    Her şahsı harimi Hak’ka mahra mı sanırsın
    Her taç giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın
    Dehri ararsan binde bir adam bulamazsın
    Adem görünen harları adam mı sanırsın
    En ummadığın keşfeder esrarı derunu
    Sen herkesi kör‚ alemi sersem mi sanırsın
    Paşa yukarıdaki dizelerde,insanın insanı aşağılamasına ve kişinin tek akıllı olarak kendisini görmesini,ve adam zannedilen nicelerinin ciğerinin beş para etmediğini anlatıyor.



    Şimdide Ziya paşa denilince akla ilk gelen meşhur özlü sözlerinden bizi ilgilendiren hiciv konulu o güzel eserlerini paylaşalım..
    Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
    Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
    nush: nasihat, öğüt
    tekdir: azarlama ,bu sözü o kadar meşhurdurki açaıklamaya gerek yok..
    Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
    Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde
    turfa: tuhaf
    müneccim: yıldız bilimcisi, falcı
    reh-güzer: geçit, geçecek yol,Kişi aleme akıl verir .gel gör ki kendi önünü göremez.
    Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
    Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
    ayine: ayna Kişinin ne olduğu eserlerine bakılarak anlaşılır..

    Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
    Zer-dûz palan vursan eşek yine eşektir

    bed-asl: soyu kötü, aslı fena
    necâbet: soyluluk, soy temizliği.
    zer-dûz: sırmalı, sırma işlemeli ,,bir kişi ünvanla makamla değişmez,o aslında neyse odur..
    Paşa aşağıdaki dizelerde,diyar diyar gezdikten sonra o zamanki ve maalesef bugünkü,okumaktan yoksun bırakılan islam aleminin halini öyle uzun uzun laf kalabalığı yapmadan harika bir şekilde,tam bir şaiire yakışan bir dil ile iki satırda anlatmış.

    Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
    Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün viraneler gördüm

    Ziya Paşanın aşağıdaki özlü sözlerinin açıklamaları yapılmış fakat o sözlerin çevirisi yapılmasad esasen ne demek istediğini pek güzel anlıyabilkiyoruz,bu yüzden ben herbirine ayrı olarakyorum yapmamın bir gereği olmadığını düşünüyorum,hepside adi kişiliklere ve kişilere yazılmış bir hicviye olarak bizim konumuza uyuyor..



    Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
    Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
    (Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara
    ikram ve yardım yeni çıktı)
    Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
    Hainlere amma ki riayet yeni çıktı

    (Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsada ancak hainlere uyma yeni çıktı)

    Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
    Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı

    (Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)

    Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
    Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

    (Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)

    İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
    Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

    (Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)

    İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
    Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı

    (Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)

    Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
    Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı

    (Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)

    Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
    Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

    (Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık)
  • HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864-1944) Kuyruklu yıldız.., Gulyabani
    HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866-1945) Aşk-Memnu, Mai ve Siyah
    MEHMET EMİN YURDAKUL (1869-1944) mİLLİ şair
    MEMDUH ŞEVKET ESENDAL (1883-1952) Ayaşlı ve Kiracılar, Miras.
    Yahya Kemal BEYATLI (1884-!938) Kendi gök Kubbemiz,
    AHMET HAŞİM (1884-1935) Göl saatleri
    Ömer SEYFETTİN(1884-1920) Kaşağı
    Reşat Nuri GÜNTEKİN (1889-1952) Yaprak dökümü, Çalıkuşu..
    Peyami SAFA (1889-1961) 9.Hariciye Koğuşu..,Yalnızız
    ORHAN SEYFİ ORHON (1890-1972) şair ,gazeteci, siyasetçi
    ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1891-1949) şair.
    HALİT FAHRİ OZANSOY (1891-1971) Şair ve oyun yazarı
    YUSUF ZİYA ORTAÇ (1896-1967) Şair

    FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898-1973)Han Duvarları
    FALİH RIFKI ATAY (1894-1971) Siyasetçi
    ÂŞIK VEYSEL (1894 –1973)Dostlar Beni Hatırlasın, Sazımdan Sesler, Deyişler


    NAHİD SIRRİ ÖRİK (1895-1960) Kıskanmak
    HALİKARNAS BALIKÇISI (CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI) (1890-1973)
    KEMALETTİN KAMU (1901-1948)) memleket şairi, vatan sevgisi ve gurbet teması

    AHMET HAMDİ TANPINAR (1901-1962) Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Abdullah Efendi'nin Rüyası, Beş Şehir, Mahur Beste, 19.Asır Türk Edebiyatı, Yaşadığım Gibi.
    SAİT FAİK ABASIYANIK (1906-1954)Sarnıç, Semaver, Şahmerdan, Mahalle Kahvesi, Son Kuşlar, Kayıp Aranıyor, Âlem Dağında Var Bir Yılan, Havada Bulut, yaşamak Hırsı, Şimdi Sevişme Vakti.
    Nazım Hikmet RAN (1902-1963) Memleketimden insan manzaraları

    KEMALETTİN TUĞCU (1902-1996) 80 adet çocuk romanı yazdı

    ARİF NİHAT ASYA (1904-1975) Bayrak şairi olarak anılır.
    NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983) Çile
    Sabahattin ALİ (1907-1948) Kürk Mantolu Madonna, içimizdeki şeytan...

    AHMET KUTSİ TECER (1907-1967)
    NURULLAH ATAÇ (1898-1957) Karalama Defteri, Sözden Söze, Diyelim
    Halide Edip ADIVAR (1908-1964) Sinekli Bakkal, Ateşten Gömlek
    AHMET MUHİP DIRANAS (1909-1982) Fahriye Abla
    CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956) Otuz Beş Yaş, Ömrümde Sükût, Ziya'ya Mektup.
    KEMAL TAHİR (1910-1973 Esir Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı, Devlet Ana,
    ORHAN KEMAL (1914-1970) Ekmek Kavgası,Üç Kağıtçı, Hanımın Çiftiği...
    ORHAN VELİ KANIK (1914-1950) Garip, Vazgeçemediğim,
    OKTAY RIFAT HOROZCU (1914-1988)
    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU (1911-1975) Ressam
    MELİH CEVDET ANDAY (1915-2002)
    BEHÇET NECATİGİL (1916-1979) Kapalıçarşı, Evler, Divançe, Arada, Çevre, Eski Toprak

    HALDUN TANER (1916-1986)Öykü ve oyun yazarıdır.
    Tiyatro: Günün Adamı, Dışarıdakiler, Huzur Çıkmazı, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım,

    AZİZ NESİN (1915- 1995) Şimdiki çocuklar harika, o kadar çok ki ,onlarca öykü, oyun

    Kerime NADİR(1917-1984) Türk filmlerine de konu olan sayısız aşk romanı yazmıştır.

    Cahit KÜLEBİ (1917-1997) şair

    NECATİ CUMALI (1921-2001) Tiyatro oyunları ,Tütün Zamanı, Acı Tütün, Aşk da Gezer romanlarıdır.

    EDİP CANSEVER (1928 -1986) İkindi Üstü, Dirlik Düzenlik, Yerçekimli Karanfil, Kirli Ağustos,

    İLHAN BERK (1916 -….) şair

    CAN YÜCEL (1926-1999) Sayısız şiir.

    Hasan Hüseyin Korkmazgil 27-84 Acılara Tutunmak
    CEMAL SÜREYA (1931 -1990) Üvercinka, Göçebe, Beni Öp Sonra Doğur Beni, Güz Bitiği, Sıcak Nal, Sevda Sözleri... Denemeleri Şapkam Dolu Çiçekle, 99 Yüz,

    CEYHUN ATUF KANSU (1919 - 1978)Şair

    TURGUT ÖZAKMAN (1930 - ) Romanları Korkma insancık Korkma, 19 Mayıs 1999-Atatürk Yeniden Samsun'da, Şu Çılgın Türkler.

    Fakir BAYKURT (1929-1969) Yılanların öcü...

    ATİLLA İLHAN (1925-2006) Duvar, Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün ,Korkunun Krallığı Yasak Sevişmek Tutuklunun Günlüğü...
    ABBAS SAYAR (1923-1999) Yılkı Atı
    ÖZDEMİR ASAF (1923-1981) Dünya gözüme Kaçtı, Sen Sen Sen, Yalnızlık Paylaşılmaz,
    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA (1914-2008) Destanlar şairi
    YAŞAR KEMAL (1923- 2015 İnce Memed, Karıncanın su içtiği, ....
    TARIK BUĞRA (1918-1994) Küçük Ağa, Osmancık, İbiş'in Rüyası, Firavun İmamı, Küçük Ağa
    Vedat Türkali (1919-2016 Bir Gün tek başına, Mavi Karanlık,....
    Yusuf Atılgan (1921- 1989 Anayurt oteli, Aylak adam
    Ahmet ARİF (1927-1991) HaSRETinden prangalar eskittim
    Adalet AĞAOĞLU (1929- Ölmeye Yatmak, Bir düğün Gecesi......
    Oktay AKBAL (1923-2015)
    MUZAFFER İZGÜ (1933-1917) Çocuk kitapları yazarı
    Tahsin Yücel (1933, Elbistan-2016) .çevirmen, yazar
    Ümit Yaşar Oğuzcan, ( 1926, 1984) - Şair.
    OĞUZ ATAY (1934-1977) Tutunamayanlar, Bir bilim adamının romanı,...
    ERDAL ÖZ(1935-2006) YARALISIN, Cam kırıkları, Gülünün solduğu akşam
    SEVGİ SOYSAL (1936-1976) Yenişehirde bir öğle vakti
    ÇETİN ALTAN (1927-2015) Viski
    Tarık Dursun KAKINÇ (1931-2015)
    AYŞE KULİN (1941- ) Adı aylin, Füreyya.....
    METİN ALTIOK (1940-1993 Sarıl bana
    ATAOL BEHRAMOĞLU( 1943- On ayrılık şiii
    PINAR KÜR (1943- Bir Deli Ağaç
    İNCİ ARAL(1944- ) Mor
    Nazlı ERAY (1945- ) Aşkı giyinen adam
    ZÜLFÜ LİVANELİ (1946-) Serenad, Kardeşimin Hikayesi,,,,
    AHMET TELLİ (1946-..)
    NEDİM GÜRSEL(1951)
    SELİM İLERİ (1949- ) Yaşarken ve Ölürken, ....
    AHMET ALTAN (1950- ) Kılıç yarası gibi, İsyan günlerinde aşk....
    0RHAN PAMUK ( 1952- )Benim Adım Kırmızı, Cevdet Bey Ve oğulları, Kar, Beyaz Kale, Kara Kitap, Sessiz Ev.

    MURATHAN MUNGAN (1955-...) Üç aynalı kırk oda, Yüksek topuklar,....

    ŞÜKRÜ ERBAŞ( 1953- ) şair

    BUKET UZUNER :(1955-)

    LATİFE TEKİN (1957- )Sevgili arsız ölüm

    İSKENDER PALA (1958- ) Od...

    İhsan Oktay ANAR (1960- Puslu kıtalar atlası

    SUNAY AKIN (1962- )

    PERİHAN MAĞDEN (1960- )

    AHMET ÜMİT (1960-

    ELİF ŞAFAK (1971-

    ECE TEMELKURAN (1972-
  • 1821'de Yunanlılar, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklandılar.Bu ayaklanma İngiltere' nin liberal ve romantik çevrelerinde büyük sempati topladı, hatta şair Lord Byron isyancılar ile birlikte savaşmak için Yunanistan'a gitti. Öte yandan, Londralı finansçılar, burada bir fırsat da gördüler. İsyanın liderlerine Londra Borsasında işlem görebilecek Yunan isyanı senetlerini teklif ettiler. Eğer bağımsızlık kazanılırsa Yunanlılar bu senetleri faiziyle birlikte ödemeyi kabul edecekti. Bireysel yatırımcılar da kâr etmek için veya Yunan davasına sempati duydukları için bu senetlerden aldılar. Yunan isyanı senetlerinin Londra borsasindaki değeri, Yunanistan'ın savaş meydanındaki başarılarına veya başarısızlıklarına göre inip çıktı. Türklerin zamanla savaşta üstün geldiği ve isyancıların yenilmesi an meselesi olduğunda, hissedarlar tüm paralarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldılar. Onların çıkarı milli çıkar anlamına geldiğinden, İngilizler uluslararası bir filo hazırlayarak Osmanlı'nın ana donanmasını 1827'de Navarin'de batırdı. Sonuçta , yüzyıllardır süren boyunduruktan sonra Yunanistan nihayet özgürdü, ancak özgürlük ülkenin asla ödeyemeyeceği bir borç yükü karşılığında elde edilmişti. Bağımsızlıktan sonra Yunan ekonomisi, on yıllar boyunca İngiliz finansörlere bağımlı kaldı.
  • "Çünkü, şöyle demiş milli şair...
    Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar.
    İbret alınsaydı,tekerrür mü ederdi?"