Bazen sürekli fedakârlık etmek karşınızdakinde minnet duygusu yerine vazgeçilmezlik hissini büyütüyor.
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Atıflı dersimizin son paragrafı
Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun." (Mektubat 224.sh - Risale-i Nur)
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Ergenliğimizi, gençliğimizi ve nihayet yetişkinliğimizi, kişliğimizin karanlık yönlerini bastırarak ideal bir imaj oluşturmaya adadık. Hoşumuza gitmeyen bir özelliğimizi gördüğümüzde onu gizliyoruz. Ancak mükemmel bir şekilde davranırsak sevileceğimize dair olan derin inancımız, bizi bazı yönlerimizi reddetmeye yöneltiyor. Biri, bir kusurumuzu ortaya çıkardığında maskemizin düşmesine engel olmak için onu suçlamayı tercih ediyoruz. Karşımızdakinden de aynı şeyi bekliyoruz: kusursuz davranmasını. Karşımızdaki kişi istediğimiz gibi davranmadığında bunu ona kendisini yargılayarak, eleştirerek veya dışlayarak belli ediyoruz. Enerjimizin büyük bir bölümünü zayıflıklarımızı saklamak için harcıyoruz. Hakkımızda iyi bir imaj vermek amacıyla kendimize uyguladığımız baskı mutlu olmamıza engel oluyor. Sürekli olarak takdir görmek istiyoruz çünkü bulduğumuz tek oksijen kaynağı bu. Böylece tahammülsüzlük, eleştiri ve farklı olma ihtiyacı geliştiriyoruz. Alınganlığımızı iyice bileyip eleştiri aldığımızda veya minnet görmediğimizde hakarete uğramış hissediyoruz. Karşımızdaki kişi, bastırmaya çalıştığımız şeye yankı yapacak şekilde davrandığında bundan rahatsız oluyor ve çözümlememiş olduğumuz şeyle bir benzerlik aramak yerine, onu bir düşman olarak görmeyi tercih ediyoruz."
Çocukluk yaşamı, anasıyla babasının geçimsizlikleri içinde sıkıntılı geçtiği için, her türlü düşünceden üstün bulduğu bu karı koca hayatı onu hep minnet altında koymuştu…
Sayfa 9 - Oscar yayınları/Türk klasikleri·Kitabı okuyor
Edebiyat
Manevi Körlük...
Psikolojik açıdan bu ifade, insanın kendi içsel sorumluluk alanından kopmasına işaret eder. Kişi, kendisine emanet olarak verilmiş nimetleri -ki bunlar maddi güç, toplumsal konum, zekâ, sağlık, evlat, eş gibi pek çok şey olabilecektir- Allah'tan bir lütuf değil, kendi başarısının kaçınılmaz sonucu gibi görmeye başladığında, zihinsel bir kayma yaşar. Bu kayma, modern psikolojide "narsistik grandiyözite" olarak adlandırılır. Bu kavram, insanın kendini merkeze alması, kendi değerini olduğundan büyük görmesi, borçlu değil hak sahibi olduğunu düşünmesi gibi anlamlar taşır. İşte Mâûn Suresi'nin ilk ayeti tam da bu ruhsal körlüğü hedef almaktadır. Çünkü insan nimetlerin sahibini unuttuğunda, kendini âdeta nimetlerin kaynağı gibi görmeye başlar. Minnet kaybolur, sorumluluk silinir, vicdan körelir. Narsistik kişilik bozukluğunun en belirgin özelliği olan empati yoksunluğu, işte tam da bu noktada filizlenir. Hesap vermeyeceğine inanan bir benlik; merhameti lūzumsuz, etrafındakileri araç, gücü ise doğal hakkı gibi görür.
Sayfa 109·Kitabı okuyor
Bunu bekleme!.. Seni derdime katlanmak işkencesine çağırmaktansa ölmeyi canıma minnet bilirim.
Sayfa 104 - Büyük Doğu Yayınları
Alıntı