Her şey vücudunun düzlüğünün yeşil mucizeleri etrafında dizilmişti. Bedeninin üzerindeki dokunuşumu, derelerin fısıltılarını çiçeklerin kirpikleri karşıladı. Dudaklarının suyunda her çeşit meyve vardı, narın kanı, saf ananas ve mammee elmasının ufukları.
Akıl hastasını oynamanın tadını derinden tattım bir kere. Ne düşünüyorsan onu söyleyebiliyorsun, ağız dolusu saçmalasan da insanların tek yaptığı sana gülümsemek. Akıl hastalarının saçmalamasına gelince, doğru söyleyeni zaten dokuz köyden kovmuyorlar mı, gerçekleri söylediğin zaman yaftaları hazır, hemen akıl hastası ilan ediliyorsun. Akıl hastasıysan istediğini yapabilirsin, işlek bir caddenin ortasında dans edebilirsin mesela, sürücüler sana çarpmaz, polis gelip yakalamaz, ne döver ne de söver, seni azarladığı zaman karşısına geçip aptal aptal sırıtabilirsin, elini uzatıp belindeki kemerin parlak tokasıyla oynarken, "Memmee!" dediğinde polis gülse mi ağlasa mı bilemez.
Sayfa 841·Kitabı okudu
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Böylece onu Coventry’e gönderdiler. Orada üzerinde çalış-tılar. Tıpkı, hiçbirinin bilmediği o kitapta, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te Winston Smith’e yaptıkları gibi, ama teknikler oldukça eskiydi ve bunları Everett C. Marm’a uyguladılar. Ve bir gün, çok uzun zaman sonra, Harlequin iletişim ağında göründü. Sırıtan suratı, gamzeleri ve parlak gözleriyle hiç de beyni yıkanmış gibi değildi. Hata yaptığını söyledi. Ait olmak, her şeyi zamanında şip şak yapmak çok ama çok iyi bir şeydi. Bütün şehri kaplayan halka açık ekranlarda herkes ona bakıyordu ve kendi kendilerine düşünüyorlardı: O kafayı sıyırmıştı; eğer sistem böyle çalışıyorsa bırakalım öyle çalışsın çünkü devletle veya bu durumda, Tiktakbey’le çatışmak hiçbir işe yaramıyor. Böylece Everett C. Marm yok edildi. Daha önce Thoreau’nun söylediği sebepten, bu bir kayıptı. Ama birkaç yumurta kırmadan da omlet yapamazsınız ve her devrimde ölmemesi gereken birkaç kişi ölür, ama ölmeleri gerekir, çünkü olması gereken budur ve eğer yalnızca küçük bir değişiklik yaparsanız, işte buna değecektir. Ya da şöyle açıklığa kavuşturalım: “Iımm, affedersiniz, Efendim. Eee, şey, ben size, eee, nasıl söylesem, şey, üç dakika geç kaldınız da. Çizelge, eee, biraz şaştı.” Adam süklüm püklüm olmuş, pis pis sırıtıyordu. “Saçmalama!” diye söylendi Tiktakbey maskesinin ardından. “Saatini kontrol et.” Sonra ofisine doğru mırıldanarak yürümeye başladı. Mrmee, mrmee, mrmee, mrmee.
Sayfa 277 - “Tövbe et, Harlequin!” Dedi Tiktakbey·Kitabı okudu
halk doğanın büyüsüne, zarafetine, şekillerine ilişkin yegâne bilgisini ağır ağır sindirilmiş bir sanatın basmakalıp örneklerinden öğrendiği için ve özgün bir sanatçı da bu kalıpları reddetmekle işe başladığı için, bu bakımdan halkı tam olarak temsil eden M. ve Mmme cottard, kendilerinin müzikte armoni, resimde güzellik dedikleri şeyi ne vinteuil'ün sonatında bulabiliyorlardı, ne de ressamın portrelerinde."
Sayfa 201·Kitabı okudu
Akıl hastasıysan istediğini yapabilirsin, işlek bir caddenin ortasında dans edebilirsin mesela, sürücüler sana çarpmaz, polis gelip yakalamaz, ne döver ne de söver, seni azarladığı zaman karşısına geçip aptal aptal sırıtabilirsin, elini uzatıp belindeki kemerin parlak tokasıyla oynarken, "Memmee!" dediğinde polis gülse mi ağlasa mı bilemez. Şehrin, Kadınlar Birliği şefinin kırık dökük arabasını durdurup parlak farlarına elleyerek "Memmee! Memmee!" dediğinde Kadınlar Birliği şefinin arabasının içinde başını geriye atıp kahkahalar içinde kıvrandığını görebilirsin. Meydandaki sinemanın önünde havada karşılıklı asılı duran büyük posterleri bir maymun gibi zıplayıp pislikten kuzgun karasına dönmüş on parmağınla aşağıya doğru çekerken avazın çıktığı kadar, "Memmee! Memmee!" diye bağır bakalım. O meşhur film yıldızı, o memelerini açarak meşhur olmuş film yıldızı reklam panolarından sana doğru tebessüm edecektir.
Sayfa 841·Kitabı okudu
Dediğdin emmee!...
Gelmiştim ya... Sana o zaman, "Köy ağasının kızını al," demiştim. "Çünkü köy ağasının üç damacana dolusu Namus'u var. Hem de adamın Namus'u hiç güneş yüzü görmemiş, solmamış, halim Namus," demiştim. "Köy ağasının bitek kızından başka da kimsesi yok. Üstelik herif çok yaşlı, bir ayağı çukurda. Yakında ölecek. Herifin bütün Namus'u sana kalacak," demiştim. İnatçı eşek. Beni dinlemedin. Kızı başkası alıp üç damacana Namus'a kondu. Budala! Gebeer!!
Edebiyat