Sanata perspektif açısının gelmesi; düşüncedeki değişimden kaynaklanır. Düşüncenin moderlenleşme sürecinde, bir anıya odaklanılmıyor, sürece odaklanılıyor zamanla. Varlığı poz veya kesitle değil kesitlerle oluşturuyor. Galilo'nun modern fiziği kurmasıyla serbest düşmeyi hesaplamasıyla bu dönüşüm gerçekleşti. Bu sanata da yansıdı.
Sanat doğanın taklitidir. Aristonun Anoloji formülüdür bu.
Descartes "kuşku duyuyorum, öyleyse düşünüyorum, öyleyse varım" diyor. İnsan tanımını değiştirerek politika, felsefe ve sanatta değişime gidiliyor, öznelliğe yöneliniyor.
Rönesans döneminde perspektif fikrinin felsefi düzeneği Descartes, Spinoza, Leibniz'le geliyor.
Evrenin merkezine insan konuluyor. İnsan düşündüğü ölçüde sonsuzlukta yer bulabilir.
Descartes kesin bilgiye ulaşmak icin filtreleme metodunu kullandı. Ama bunu sonluluk içinde yaptı yani bir sınır koydu, kötü elmaları sepetten çıkarıp iyileri ayıkladı. Bu noktada Leibniz Descartes'i eleştirdi. Çünkü elmaların sonsuz olduğunu vurguladı, bu yöntemin sığ olduğunu söyleyerek eleştirdi. Descartes makro düzeninden bahsetti, Leibniz ise aynı zamanda mikro düzenin içinde de sonsuzluğun olduğunu, bunların kendi içlerinde birçok kompozisyon oluşturduğunu açıkladı. Bunun barok sanatında etkisinin görüldüğünü söylüyor. Bu kompozisyonun birçok bakış açısını geliştirdiğini, Leibniz'in evren tasarımının bu tür kompozisyon olduğunu söylüyor.
Ronesans resimlerinin ana temalarında ilahi temalar var. Poz verme, anı verme. Barok dönemi kompozisyon, naturmort karşılaşma, rastgele bir araya gelen bir perspektif.
Sonsuz dünyalarin, karşılaşmaların kombinasyonu ve karsılaşılmayanların da sanata yansıması.
Barok çağı ile empresyonistler arasında bağ var. Bu sefer nesnelerin bakış açısından resmediliyor. Kübizm bu şekilde doğmuş.
Hoşlanmanın temel