8/10
·80 syf.··
2025 41. kitabı
️ Bazen bir anda yitirilmiş olanı, Bin yıllar geri getiremiyor... . . ️ Herkesin malumudur ki geceler; heyecanlar, yeni düşler ve yeni umutlar içindir... . . ️ Umut eden insanların şen sevinci, mor renkli bir bulut gibi, bütün umudunu yitirmiş bu şehrin üzerinde bir kez daha yükselir... . . ️ Merhabalar sevgili kitap dostlarım , bugün sizlere kısacık bir kitapla geldim. Bizans'ın Düşüşü Sultan Mehmed Han'ın İstanbul'u Fethi... Şanlı fetih sürecini bir de Zweıg kaleminden okumaya hazır mısınız? Hazırsanız başlıyoruz . . ️ Biliyorsunuz tarihimizi hep kendi kaynaklarımızdan okuyor, kendi tarafımızdan bakıyoruz olaylara.. Zweig kalemi severim ve yabancı bir kaynaktan daha objektif okuyabilir miyim diye aldım kitabı elime ve sayfaların arasında kayboldum.. Zweig kalemi her zamanki gibi yalın , sade ve anlaşılır. Kitap zaten 77 sayfa. Bir çırpıda bitiyor... Gelelim yabancı gözle anlatılan kuşatmaya... Açıkçası, yazarımız tarafsız mı yazmış, öfkeyle mi yazmış, taraf mı tutmuş, biz mi bişeyleri yanlış biliyoruz diye sorguladım okurken.. Mesela fetihin , 53 gün süren bir kuşatmadan ve ince ince işlenen akıllıca stratejilerden değil de açık unutulan bir geçit kapısından olduğunu vurgulamış. Ayrıca, savaş kazanılırsa tüm kadın ve çocukların savaş ganimeti olarak sunulacağını söyleyen bir Fatih Sultan Mehmed okumak , yıllarca bildiğim Fatih Sultan Mehmed'e hiç benzemiyordu. Onların gözünden okumak farklı bir deneyim oldu. Bence, kendi değerlerimize sarılmak adına okunması gereken bir kitap. İlgililerine şimdiden keyifli okumalar dilerim. Kitapla Kalın
Bizans'ın DüşüşüStefan Zweig · Kanon Kitap · 2020824 okunma
Beni Bul Serisi 1-Beni Bul Kitap İncelemesi
7/10
·320 syf.··
2025 3. kitabı
Genel kurgusunu beğendiğim ama bazı olayların yüzeysel işlendiğini düşündüğüm, konunun daha da zenginleştirilebileceğini, içeriğin daha da doldurulabileceğini düşündüğüm bir kitaptı. Yazar kaynaklı mı yoksa çeviri kaynaklı mı olduğundan emin olamadığım bazı anlatım hataları vardı. Aslında anlatım akıcıydı ama o birkaç hata biraz rahatsız edebiliyor. Mesela karakter bir pozisyonda duruyor ama o pozisyonu asla anlayamadım :D Oturuyor mu, uzanmış mı bir türlü anlayamadım :D Karakterlerin dış görünümünü anlatırken de bazı eksiklikler hissettim. Mesela bazı karakterlerin saç ve göz renklerini hâlâ bilmiyorum :D Oysa her karakteri ilk gördüğümüzde bunlar anlatılsa daha hoş olurdu. Bir gizem-gerilim havası var ama hafif düzeyde. Polis gücü yine yetersiz kalıyor ve her şeyle ana karakter baş etmeye çalışıyor. Polislerin bu denli yetersiz gösterildikleri kurguları sevmiyorum. Az sonra spoiler kısmında bir sahne anlatacağım yetersizliği boşverin dikkatsizliğin dibi gibi falan bir şey :D Tüm bunlara rağmen yazar ana karakterin iç dünyasını, duygularını, düşüncelerini çok güzel ifade etmiş. Ben gençler arasında geçen lise kurgularını, kasaba kurgularını her zaman çok beğeniyorum burada da öyle bir kurgu var. Arkadaşlık, aşk, dostluk, kardeşlik ve aile hepsini çok beğendim. Yazar olay örgüsünün altını daha da doldursa çok daha yüksek bir puan vermek isterdim. En az 8-9 biraz daha zenginleştirmeyle 10 yıldız bile olabilirdi. Yazarın ve serinin ilk kitabı. Serinin diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Kafanızı yormayan, hoş bir gençlik-gizem kurgusu okumak isterseniz tavsiye edebileceğim bir kitap ama eksikleri olduğunu da bilmenizi isterim. BURADAN İTİBAREN SPOİLER Önce kapakla başlamak istiyorum. Kitap bizde 2017 yılında basılmış ve bence kapağı o zamanlarda olduğu gibi
Edebiyat
Beni BulRomily Bernard · Pegasus Yayınları · 201780 okunma
Reklam
Salkım Sokak No: 3
Puan vermedi·336 syf.··
2025 128. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2025 19:09
Salkım Sokak No:3 , 1990’ların İzmir’inde, çoğunlukla Boşnak göçmen ailelerin yaşadığı bir mahallede geçen nostaljik ve duygu yüklü bir büyüme hikâyesini anlatıyor. Roman, kalabalık ailelerin iç içe yaşadığı, küçük evlerde bereketli sofraların kurulduğu, dayanışma ve samimiyetle dolu bir mahalle atmosferini ustalıkla resmediyor. Mor salkımlarla süslü bahçeler, Boşnak halayları, İzmir zeybekleri ve Rumeli türküleriyle renklenen Salkım Sokak, adeta bir “harikalar dünyası” olarak okuyucuya sunuluyor. Kitap, polis memuru Yunus ve ailesinin İzmir’e taşınmasıyla başlıyor. Mahallenin güzel ve hamarat kızı Amina’nın aşkı, dostlukları ve Şakir dedenin Üsküp’ten göç hikâyesi gibi unsurlar, romanın duygusal derinliğini artırıyor. Aydın, karakterlerin iç dünyalarını ve ilişkilerini incelikle işlerken, okuyucuyu 90’ların sıcak, neşeli ve güvenli mahalle kültürüne götürüyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş, kayıplar, sevinçler ve özlem temaları, kitabın ana eksenini oluşturuyor. Kitap, nostalji ve mahalle dayanışmasını hissettirme konusunda oldukça başarılı. Özellikle İzmir’e ve 90’lar kültürüne aşina olanlar için duygusal bir yolculuk sunuyor. Dilin yer yer basit kaldığını veya hikâyenin temposunun yavaş olduğunu belirtmeliyim. Buna rağmen, romanın samimiyeti ve karakterlerin gerçekçiliği, okuyucuyu etkiliyor. Nostalji sevenler - Mahalle kültürü ve göçmen hikâyelerine ilgi duyanlar İzmir ve 90’lar atmosferini yaşamak isteyenler Mahalle sıcaklığını, çocukluk anılarını ve insan ilişkilerinin gücünü hissetmek isteyenler için keyifli bir okuma.
Edebiyat & Roman
Salkım Sokak No:3İclal Aydın · Artemis Yayınları · 02,542 okunma
10/10
·86 syf.··
Beğendi
·
2025 317. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2025 16:59
Kore Savaşı’ndan önceye düşen hapishane hatıralarına uzanıyor Vüs’at O. Bener. Öbür yandan, Evim Hamburger’de caka satan mor külhani delikanlıları anlatıyor. Adeta yazarlık hayatının nerelerden dolanıp nelere takıldığını hissettirmek istiyor. Bener’in son hikayeleri. 1993 Yunus Nadi Ödüllü bir kitap.
Hayata Dair
Siyah-BeyazVüs'at O. Bener · Yapı Kredi Yayınları · 2018627 okunma
Sinek Sarayı - Mine G.Kırıkkanat
Puan vermedi·144 syf.··
2025 1. kitabı
Yağmur dindiğinde güneşin ışığı, sisin ve damlaların içinden kırılarak geçer ve gökyüzüne doğanın en güzel renklerini sessizce serpiştirir. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor... Her biri kendi tonuyla parlar ama birbirine dokunarak, ayrışmadan yan yana durur. Renklerin sessizce omuz omuza vermesidir bu. Bazen neşenin ardından gelen bir iç huzur bazen de hüznün sonrasındaki bir teselli gibidir. Ve biz ona “gökkuşağı” deriz. Renklerin doğayla yaptığı bu sessiz işbirliği, bizi yağmurun yıkıcılığından alır ve bir anda umudun sükûnetine bırakır. Tabiatın bize attığı renkli bir göz kırpmasıdır gökkuşağı. Rasyonel açıklamalardan çok daha önce gelen bir duygudur aslında. Belki de bu yüzden, gökkuşağını gören bir insanın durup bakmadan, kendi kendine gülümsemeden geçip gittiğine pek sık rastlanmaz; çünkü insan, bazı şeylere bakarken farkında olmadan içine döner. Gökkuşağı bunlardan biridir. Her seyrinde ona bakarken iç dünyamızda bir renk belirir ve tam da bu yüzden gökkuşağı, yalnızca atmosferin fiziksel bir olayı değil; insan ruhunun bir yansıması, zaman ve mekânın dışında kalan anlık bir büyüdür. Masallara, efsanelere, şiirlere ve hikâyelere konu olmuş, her kültürde başka bir anlamla süslenmiş bir doğa harikasıdır o. Derler ki; bir gün renkler, en güzelin kim olduğu üzerine kavga etmiş. Her biri en parlak, en anlamlı, en vazgeçilmez olduğunu iddia etmiş. Kavga büyümüş, inat artmış... O sırada yağmur, gökyüzünden onları izliyormuş. Kendi aralarında bir uzlaşmaya varamayacaklarını anlayınca, üzerlerine kısa bir süre yağmış ve o an, renkler gökyüzüne birlikte havalanarak hep birlikte eşi benzeri olmayan bir kuşak oluşturmuşlar. Öylesine güzel görünmüşler ki birlikte, kendi iç kavgalarından utanmışlar ve o günden sonra, ne zaman yağmur dursa ve güneş açsa hep
1000Kitap
Sinek SarayıMine G. Kırıkkanat · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2015404 okunma
Spoilersız - Canvermezler Tekkesi deneyimim
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2025 20:48
Türk edebiyatını, özellikle son dönem Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet edebiyatını içgüdüsel bir refleksle küçümsüyorum, potansiyelini gerçekleştirememiş bir gelenek olduğunu düşünüyorum. Sanki sadece toplumsal acılar, açlık, sefalet, vahşi örf ve adetlerimiz (ama Batı da çok ahlaksız), ve vatan millet konularına sıkışmış gibi geliyor. Bunda öğrenim hayatım boyunca müfredata eklenen, çocuklara okuması için tavsiye edilen Kaşağı, Diyet, Falaka, Vatan Yahut Silistre, Çalıkuşu ve sadece bunun gibi romanların etkisinin olduğunu söyleyebilirim. Bu romanları ve yazarlarını küçümsemiyorum ama bence Ömer Seyfettin asla bir çocuğa okutulmamalı. Bunların yanında aynı müfredatta dünya edebiyatından Küçük Prens, Şeker Portakalı, Güliver'in Gezileri, Seksen Günde Devri Alem gibi kitapları da okuyunca Türk edebiyatından mümkün mertebe uzak durmaya çalışma refleksim gelişti çocuk yaşlarımda. Yakın dönem yazarlarımız ile bu önyargılarım ters yüz olmuş olsa da daha erken dönem eserlere karşı bu tutumumu yıkamıyorum bir türlü. Elim bir türlü gitmiyor o dönemin yazarlarına. Çünkü okuduklarımdan etkileniyorum, ki bu aslında yazarın başarılı olduğun da gösterir. Ağır bir kitap okurken ağırlaşıyorum, macera dolu bir hikaye ise hayatla bağlarımı kuvvetlendiriyor. O yüzden, bir hafta boyunca okuyacağım bir kitabın beni bir haftalık ıstıraba sürüklemesini istemiyorum. Bir de kitaptan şahsi beklentilerimle de ilgili. Kimi, kitabın dilinin lezzetine odaklanır, kimi bilmek öğrenmek hissetmek ister, kimi de romanlar sayesinde bir hayatta onlarca hayat tecrübe etme imkanını kıymetli bulur. Ben de, kendi payıma ve bununla sınırlı kalmamak üzere, kitaplarda ilham arayanlardanım. Okuduğum kitap ufkumu genişletsin, aklıma gelmeyeni sordursun, beni sonsuz olasılıklara inandırsın istiyorum. Erken dönem
Duygu ve Düşünce
Canvermezler TekkesiSelim Nüzhet Gerçek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025523 okunma
Reklam
Reklam